bugün
- osuruktan şiirler41
- açılım4
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- zorunlu eğitim9
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- adana kebap5
- sözlükten soğuma nedenleri17
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- ben geldim kerkenezler18
- velvet'in aylık geliri6
- yeni anayasa4
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- claudian clouds22
- küçük sürprizler yapmak5
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- mini elbise4
- karanlık bir yolda arabanın bozulması2
- şeytanın insanlardan ders alması4
- iyi parti17
- insan klonlama2
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- bir daha doğmayacak olmak4
- kısır9
- simko315
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- beyaz tenli gotik kız3
- yazarların özel mesaj sayıları5
- 777 diyen erkolar8
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- gerdek gecesinde sevişmek zorunda mıyız3
- mini etek karşıtı seküler2
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener3
- türbanı yasaklayan mallar2
- akrep burcu kini8
- çocukluğun son günü3
- alttaki yazara motto ver16
- mısırın türkiyeden güvenli olduğu iddası2
- normal taklidi yapmak4
- gollumun gözü yüzükte6
- bir gün uludağda kapanacak3
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- maddesel gerçekliği manipüle edebilen zihin4
- hiç geçmeyen huzursuzluk hissi4
- çerçeve yasa35
ahmet altan'ın dün yazdığı makalenin başlığıdır.
önyargısız okunduğunda bir an insanı duraklatan, şimdiye dek kimi konularda kafamıza hep takılan ama bir türlü bir sisteme oturtamadığmız noktaların aniden uygun biçimde yerleşmesine yol açan çok iyi bir yazı yazmış altan. kendisinden beklenen de bu zaten...
şöyle diyor altan:
"Bir ülkede bir iç savaş yaşandıysa o ülkede "nefret" duygusunun yayılması kaçınılmazdır.
Savaş sırasında, taraflar da, onların yayın organları da büyük bir "savaş propagandasına" kapılıp bu nefreti körüklerler.
Sonra "barış" zamanı geldiğinde herkes kendini bir nefretin esiri olarak bulur.
Bugün bu ülkede gerek Türklerin gerekse Kürtlerin önemli bir bölümünde yerleşik bir nefret ve intikam duygusu bulunuyor.
Barışın önündeki en büyük engel de benim görebildiğim kadarıyla bu duygusal barikat.
Kimse "barış olmasın" demiyor.
Ama herkes, "barış benim istediğim gibi olsun" diyor.
iki ülke savaştığında barış daha kolaydır.
Galip bellidir, mağlup bellidir.
Yenen, şartlarını diğerine dikte ettirir.
iç savaşlarda genellikle bu iş o kadar kolay olmaz.
Bir kere kimin galip kimin mağlup olduğu o kadar kesin bir şekilde çıkmaz ortaya.
ikincisi ve daha önemlisi, bir taraf kesin şekilde zaferini kabul ettirse de "iç savaşın" nedenleri ortadan kalkmış olmaz, aksine hoşnutsuzluk, nefret ve öfke daha derinliğine yerleşir toplumun dokusuna.
Daha önceki Kürt ayaklanmalarının bastırılmış olmasının bu sorunu çözmeye yetmediğini, her bastırılan ayaklanmanın yeni bir ayaklanmanın tohumunu attığını hatırlamamız bize barış için "galibiyetin" yetmediğini gösterir.
Bugün yaşadığımız Güneydoğu'aki iç savaşın galibi yok.
PKK'nın isteklerini silahla kabul ettirmesinin bir yolu olmadığı artık herkes tarafından anlaşıldı.
Ordu da PKK'yı ne yaparsa yapsın yenemiyor.
Bu hareket kökünü halktan aldığı sürece de yenemeyecek.
Zaten yenebilecek olsa bu iş yirmi beş yıl sürmezdi.
Bir kilitlenme hali var ortada.
Bu kilidi çözmek gerekiyor.
Ama nasıl?
Önce en 'yuvarlak' lafı söyleyip sonra onu açalım bence.
Herkesin memnun olacağı bir çözüm bulunmalı.
Bu yuvarlak bir laf, bu nasıl olacak?
Benim görebildiğim kadarıyla 'eski sistemimize' yeni eklemeler yaparak herkesi memnun edecek bir çözüm bulamayız.
O zaman ne yapacağız?
Yeni bir sistem bulacağız.
O sistem ne?
O sistem, Avrupa Birliği'nin ölçüleri.
Birçok Kürdün Avrupa Birliği ölçülerini yetersiz bulduğunu biliyorum.
Birçok Türkün de bundan hoşlanmadığı gün gibi aşikâr.
Ama ben gene de bildiğim kadarıyla anlatayım, Avrupa Birliği ülkedeki herkesin, her ırkın, her dinin eşitliğini kabul ediyor.
Herkesin eğitim, iletişim, ibadet haklarını koruma altına alıyor.
Bunu nasıl yapıyor?
'Önce Türk sonra insan' olmuyorsun.
'Önce Kürt sonra insan' da olmuyorsun.
Hep birlikte önce 'insan' oluyorsun sonra da ne istersen o oluyorsun.
Şimdi, savaşın hepimizi çıldırttığını, 'insan' olmayı küçümsediğimizi, Türk ya da Kürt olmayı 'insan' olmaktan daha çok önemsediğimizi, 'insan haklarıyla' yetinmeyip Türk ya da Kürt hakları istediğimizi biliyorum.
Ama bence bu savaşı 'insan haklarını' bir kenara iterek çözemeyiz.
Ayrıca 'insan' olmak Türk olmaktan da Kürt olmaktan da daha önemli bir ölçüdür.
Eğer amaç özgürce, zengince, huzurla yaşamaksa 'insan' olmak bunu sağlayacak ölçüdür.
Ama amaç, 'yaşamak' değil de 'yönetmekse', o zaman 'insan' olmak önemsizleşir, ait olduğun ırk önem kazanır.
Siyasetçilerin önemli bir çoğunluğu için insanların yaşaması değil, onları yönetmek önemlidir, onun için onlar hep Türklerden ve Kürtlerden bahsederler.
Yazarlar, sanatçılar, aydınlar içinse 'hayat' önemlidir, kitlelerin daha iyi yaşaması önemlidir, kalabalıkların özgür ve huzurlu olması önemlidir, onun için onlar da 'insandan' söz eder.
Şimdi Türkler ve Kürtler isterlerse hep birlikte 'siyasetçiler' gibi davranabilirler.
"Burayı kim yönetecek" kavgası yapabilirler.
Hiçbir sonuç alamazlar, burayı da kimse yönetemez.
Zaten de yönetemiyor.
Yönetilemeyen ve yönetilmeyen bir ülke Türkiye.
Bir kaosun içinde hep birlikte yuvarlanıyoruz.
Ama 'insan' olmayı seçersek, hepimiz birer politikacı olmaktan vazgeçersek, burayı hep birlikte yönetiriz.
"Ben Kürdüm" diyen birinin bu ülkenin cumhurbaşkanı ya da başbakanı olabileceğini kabullenmek, insanları ırklarına göre değil fikirlerine göre kümelendirmek sorunu çözer.
Irkına bakmadan birini seçeriz.
Herkes de eşit bir şekilde, isterse ırkıyla övünerek yaşar.
Benim gördüğüm bu.
Yanlış olabilir.
Savaşı bitirecek, herkesi memnun edecek ve hemen yapılabilecek önerileri olanlar da söyler, bütün önerileri tartışırız.
En iyiyi savaşarak bulamadık, belki tartışarak buluruz."
önyargısız okunduğunda bir an insanı duraklatan, şimdiye dek kimi konularda kafamıza hep takılan ama bir türlü bir sisteme oturtamadığmız noktaların aniden uygun biçimde yerleşmesine yol açan çok iyi bir yazı yazmış altan. kendisinden beklenen de bu zaten...
şöyle diyor altan:
"Bir ülkede bir iç savaş yaşandıysa o ülkede "nefret" duygusunun yayılması kaçınılmazdır.
Savaş sırasında, taraflar da, onların yayın organları da büyük bir "savaş propagandasına" kapılıp bu nefreti körüklerler.
Sonra "barış" zamanı geldiğinde herkes kendini bir nefretin esiri olarak bulur.
Bugün bu ülkede gerek Türklerin gerekse Kürtlerin önemli bir bölümünde yerleşik bir nefret ve intikam duygusu bulunuyor.
Barışın önündeki en büyük engel de benim görebildiğim kadarıyla bu duygusal barikat.
Kimse "barış olmasın" demiyor.
Ama herkes, "barış benim istediğim gibi olsun" diyor.
iki ülke savaştığında barış daha kolaydır.
Galip bellidir, mağlup bellidir.
Yenen, şartlarını diğerine dikte ettirir.
iç savaşlarda genellikle bu iş o kadar kolay olmaz.
Bir kere kimin galip kimin mağlup olduğu o kadar kesin bir şekilde çıkmaz ortaya.
ikincisi ve daha önemlisi, bir taraf kesin şekilde zaferini kabul ettirse de "iç savaşın" nedenleri ortadan kalkmış olmaz, aksine hoşnutsuzluk, nefret ve öfke daha derinliğine yerleşir toplumun dokusuna.
Daha önceki Kürt ayaklanmalarının bastırılmış olmasının bu sorunu çözmeye yetmediğini, her bastırılan ayaklanmanın yeni bir ayaklanmanın tohumunu attığını hatırlamamız bize barış için "galibiyetin" yetmediğini gösterir.
Bugün yaşadığımız Güneydoğu'aki iç savaşın galibi yok.
PKK'nın isteklerini silahla kabul ettirmesinin bir yolu olmadığı artık herkes tarafından anlaşıldı.
Ordu da PKK'yı ne yaparsa yapsın yenemiyor.
Bu hareket kökünü halktan aldığı sürece de yenemeyecek.
Zaten yenebilecek olsa bu iş yirmi beş yıl sürmezdi.
Bir kilitlenme hali var ortada.
Bu kilidi çözmek gerekiyor.
Ama nasıl?
Önce en 'yuvarlak' lafı söyleyip sonra onu açalım bence.
Herkesin memnun olacağı bir çözüm bulunmalı.
Bu yuvarlak bir laf, bu nasıl olacak?
Benim görebildiğim kadarıyla 'eski sistemimize' yeni eklemeler yaparak herkesi memnun edecek bir çözüm bulamayız.
O zaman ne yapacağız?
Yeni bir sistem bulacağız.
O sistem ne?
O sistem, Avrupa Birliği'nin ölçüleri.
Birçok Kürdün Avrupa Birliği ölçülerini yetersiz bulduğunu biliyorum.
Birçok Türkün de bundan hoşlanmadığı gün gibi aşikâr.
Ama ben gene de bildiğim kadarıyla anlatayım, Avrupa Birliği ülkedeki herkesin, her ırkın, her dinin eşitliğini kabul ediyor.
Herkesin eğitim, iletişim, ibadet haklarını koruma altına alıyor.
Bunu nasıl yapıyor?
'Önce Türk sonra insan' olmuyorsun.
'Önce Kürt sonra insan' da olmuyorsun.
Hep birlikte önce 'insan' oluyorsun sonra da ne istersen o oluyorsun.
Şimdi, savaşın hepimizi çıldırttığını, 'insan' olmayı küçümsediğimizi, Türk ya da Kürt olmayı 'insan' olmaktan daha çok önemsediğimizi, 'insan haklarıyla' yetinmeyip Türk ya da Kürt hakları istediğimizi biliyorum.
Ama bence bu savaşı 'insan haklarını' bir kenara iterek çözemeyiz.
Ayrıca 'insan' olmak Türk olmaktan da Kürt olmaktan da daha önemli bir ölçüdür.
Eğer amaç özgürce, zengince, huzurla yaşamaksa 'insan' olmak bunu sağlayacak ölçüdür.
Ama amaç, 'yaşamak' değil de 'yönetmekse', o zaman 'insan' olmak önemsizleşir, ait olduğun ırk önem kazanır.
Siyasetçilerin önemli bir çoğunluğu için insanların yaşaması değil, onları yönetmek önemlidir, onun için onlar hep Türklerden ve Kürtlerden bahsederler.
Yazarlar, sanatçılar, aydınlar içinse 'hayat' önemlidir, kitlelerin daha iyi yaşaması önemlidir, kalabalıkların özgür ve huzurlu olması önemlidir, onun için onlar da 'insandan' söz eder.
Şimdi Türkler ve Kürtler isterlerse hep birlikte 'siyasetçiler' gibi davranabilirler.
"Burayı kim yönetecek" kavgası yapabilirler.
Hiçbir sonuç alamazlar, burayı da kimse yönetemez.
Zaten de yönetemiyor.
Yönetilemeyen ve yönetilmeyen bir ülke Türkiye.
Bir kaosun içinde hep birlikte yuvarlanıyoruz.
Ama 'insan' olmayı seçersek, hepimiz birer politikacı olmaktan vazgeçersek, burayı hep birlikte yönetiriz.
"Ben Kürdüm" diyen birinin bu ülkenin cumhurbaşkanı ya da başbakanı olabileceğini kabullenmek, insanları ırklarına göre değil fikirlerine göre kümelendirmek sorunu çözer.
Irkına bakmadan birini seçeriz.
Herkes de eşit bir şekilde, isterse ırkıyla övünerek yaşar.
Benim gördüğüm bu.
Yanlış olabilir.
Savaşı bitirecek, herkesi memnun edecek ve hemen yapılabilecek önerileri olanlar da söyler, bütün önerileri tartışırız.
En iyiyi savaşarak bulamadık, belki tartışarak buluruz."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar