bugün
- özelde fingirdeşen yazarlar14
- insanın kendini çok değerli zannetmesi11
- ben geldim kerkenezler13
- konfor alanına yapışıp kalmak5
- velvet36
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak10
- bisiklet sürerken kızlık zarı yırtılan kız8
- basit bir hayat istemek9
- kız arkadaşa alınabilecek hediyeler3
- habire1233
- seçilen karpuzun neden ben anlatsana demesi5
- aklın fikrin sekse çalışması6
- insanların hakkında en çok yanıldığı 5 burç12
- yeni parti13
- her gece yatmadan önceki son mastürbasyon5
- bilgi içerikli başlık açmamanın sebepleri9
- velvet geceleri napıyor sorunsalı9
- sabahlara kadar sexting yapmak3
- her yazdığı artı oy alan yazar4
- yazarların özledikleri şeyler8
- çekirgeleri kim gönderdi9
- escorta giden erkek3
- ülkücü müsünüz türkçü müsünüz ulusalcı mısınız8
- dişçiye gitmek3
- en son alınan hediye9
- gençlere tavsiyeler2
- bisiklet sürerken götü deldirip ibne olan erkek3
- kemalistlerle solcuların ayrılması gerekliliği13
- g'i l d'e d l'i l y4
- sevmediğiniz yazarlar2
- hiç sevgilisi olmamış insan3
- insan sevmeyen insan5
- muslettin amca6
- kabataş olayı görüntüleri27
- istanbul un çok pahalı olması27
- nasreddinhoca4
- dem parti'nin ana muhalefet partisi olması7
- bilgi içerikli başlığa gerek yok4
- kürdüm5
- kahramanmaraş taki okul saldırısı iddianamesi2
- özgür özel'in chp de veda konuşması10
- agaragar2
- galatasaray ne zaman transfer yapacak11
- ben geldim karılarım3
- sözlük yazarlarının benzetildikleri ünlüler7
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj8
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı60
- hangi manifest kızısın12
- ne kadar salak olduğunuzu biliyor musunuz7
- okumak yerine erken yaşta çalışmanın faydası10
enstrümantal müziğin türkiye'deki en başarılı seslerinden biri.kendi yazdığı bestelerin dışında türküleri de yeniden yorumlaması takdire şayandır. aşağıdaki not sanatçı hassasiyeti ve duyarlılığının ne demek olduğunu fazlasıyla gözler önüne seriyor. yazmış, hem de ne güzel de yazmış.
Türkan Saylan'ın değerli anısına...Gece ve ilk Notalar
Gece vakti, otel odasında uyku tutmuyor, elimde Shostakovich Trio, ona bakıyorum. Korkuyorum. Tıpkı Shostakovich'in korktuğu gibi. Dışarısı çok karanlık. Sadece şehrin sessizliği ve bazen onu bozan ve fişek gibi kafanızın yanından geçen araba gürültüsünden başka, garip bir soğuk var dışarıda. Bu soğuk günde gece vakti korkuyorum. Shostakovich gibi.
ilk notalar, kış rüzgarı gibi içime işliyor. Bu gece sanki gelecekler ve Shostakovich'i alacaklar. Yoksa bizi mi alacaklar. Korku terörü. Stalin döneminin kaybolan sanatçıları, yazarları, düşünürleri, bilimadamları, öğretmenleri, insanlığa değer sunan ve biraz da sivri dili olan yurttaşları. Shostakovich'in ilk notaları bu karanlıkta, kış rüzgarında içimi sızlatıyor.
Evet, bu gece onu da alacaklar. Bu gece olmazsa yarın gece veya bir sonraki gece.
Bir ara gözüm televizyonda konuşan bandanalı kadına takılıyor, nasıl da anlatıyor, hayat iradesiyle, susmadan, dirençle anlatıyor. Yapmak istediklerini hepimize örnek olurcasına bir bir sıralıyor, ama ben korkuyorum. Onu da almaya gelirler mi acaba? Shostakovich her gece bekliyor. O ilk notalar yok mu işte, adım adım yaklaşıyor. Dışarıdan gelen hızlı araba sesleri bir bir geçiyor kafamın yanından. Televizyondaki kadın konuşmaya devam ediyor. Ama ben korkuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, ancak yine karanlık var. Karanlıktan kaçmak imkansız.
10 sene önceyi hatırlıyorum. Televizyonda konuşan kadın sayesinde Anadolu'da burs alan binlerce genci tanımıştım. Ücra bir yerde keman çalmak da neymiş meğer, halk anlar mıymış, Beethoven çalınır mıymış. Korkma, evet orada keman çalınabiliyor, halk seviyor, orada en son klasik müzik konseri `35 sene önce verilmiş meğer. Yaşlı bir müzik öğretmeni geliyor senin boynuna sarılıyor. 35 sene önce buraya senfoni orkestrası geldi, sonra bir daha kimse gelmedi diyor. Sevinçle ve gururla devam diyorum. Daha çok geleceğiz diyorum. Sizleri yalnız bırakmayacağız diyorum.
Televizyondaki bandanalı kadın coştukça coşuyor, ben korkuyorum ve gözlerimi kapatıyorum. O kadın değil miydi, beni 10 sene önce davet eden? Biz sanatçılar gitmedik mi, kavuşmadık mı halka hiç?
Korkuyorum, tıpkı Shostakovich gibi, o ilk notalar hiç gitmiyor beynimden, sabit fikir gibi tüm kitapta karşıma çıkıyor, sayfaları çeviriyorum, değişik şekillere bürünmüş olarak karşıma çıkıyorlar. Televizyondaki bandanalı kadın korkmadan devam ediyor. Etmeseydi değişir miydi on sene içinde her şey. Keman sesiyle başlayan müzik, on sene devam eder miydi orada, adeta bir orkestra gibi, gençlikle türkü söyleyerek coşan sanat ve bilim insanları, o kadının kapıyı açmasıyla ışığı getirdiler.
Korkuyorum, gözlerimi açamıyorum, gözlerimi açsam dahi karanlık olduğunu biliyorum. Shostakovich her gece kapıda bekliyor, onu alırlarsa ailesi zarar görmesin istiyor. O ilk notalar hızlı ritmlerle karanlıkta kör bir dans yapıyor. Tak tak tak. O da ne, kapı sesi mi? Gidenleri bir daha görebilecek miyim. Korku terörü. Korkuyorum.
Türkan Saylan televizyonda devam ediyor, dışarısı çok soğuk, geliyorlar mı? O ilk notalar yok mu işte, benimle dalga geçercesine hızlanıyorlar, yetişemiyorum artık, yayımla vurduğum akorlar, dışarıdan hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık, en iyisi gözlerimi kapatayım.. görmek, bilmek, duymak istemiyorum. Korkuyorum ama gözlerim kapalı olsun daha iyi, açsam da karanlık kapatsam da karanlık. Karanlıkta güvendeyim, en azından kendi başımayım, ta ki kapı çalınıncaya dek.
Shostakovich'i de alacaklar. Alsınlar, müzik yazdı. Işık verdi. Karanlığın rahatını kaçırdı. Onu da alsınlar ki, rahatı kaçanların intikamı alınsın. Değişmez akorlar, hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık ve işte ilk notalar. Çalma kardeşim, çalma sevdiğim, çalma annem, müzik çalma, ses çıkarma. Yazma babacığım, çizme üstadım, konuşma insanım, devam et, gözlerini kapat.
Korkuyorum, soğuk, televizyondaki bandanalı kadın, kafamın yanından geçen hızlı notalar, yarın sabah olmayacak, karanlıkta daha güvendeyim, gözlerim kapalı, umutsuz..
O şarkıyı dinleyeceğim, kapı çalınacak mı? Shostakovich nerede? işte o ilk notalar.
Yarın bir kez daha konsere çıkacağım. Ya gece? Karanlık..
(Cihat Aşkın - Antalya, 18 Nisan 2009)
Türkan Saylan'ın değerli anısına...Gece ve ilk Notalar
Gece vakti, otel odasında uyku tutmuyor, elimde Shostakovich Trio, ona bakıyorum. Korkuyorum. Tıpkı Shostakovich'in korktuğu gibi. Dışarısı çok karanlık. Sadece şehrin sessizliği ve bazen onu bozan ve fişek gibi kafanızın yanından geçen araba gürültüsünden başka, garip bir soğuk var dışarıda. Bu soğuk günde gece vakti korkuyorum. Shostakovich gibi.
ilk notalar, kış rüzgarı gibi içime işliyor. Bu gece sanki gelecekler ve Shostakovich'i alacaklar. Yoksa bizi mi alacaklar. Korku terörü. Stalin döneminin kaybolan sanatçıları, yazarları, düşünürleri, bilimadamları, öğretmenleri, insanlığa değer sunan ve biraz da sivri dili olan yurttaşları. Shostakovich'in ilk notaları bu karanlıkta, kış rüzgarında içimi sızlatıyor.
Evet, bu gece onu da alacaklar. Bu gece olmazsa yarın gece veya bir sonraki gece.
Bir ara gözüm televizyonda konuşan bandanalı kadına takılıyor, nasıl da anlatıyor, hayat iradesiyle, susmadan, dirençle anlatıyor. Yapmak istediklerini hepimize örnek olurcasına bir bir sıralıyor, ama ben korkuyorum. Onu da almaya gelirler mi acaba? Shostakovich her gece bekliyor. O ilk notalar yok mu işte, adım adım yaklaşıyor. Dışarıdan gelen hızlı araba sesleri bir bir geçiyor kafamın yanından. Televizyondaki kadın konuşmaya devam ediyor. Ama ben korkuyorum. Gözlerimi kapatıyorum, ancak yine karanlık var. Karanlıktan kaçmak imkansız.
10 sene önceyi hatırlıyorum. Televizyonda konuşan kadın sayesinde Anadolu'da burs alan binlerce genci tanımıştım. Ücra bir yerde keman çalmak da neymiş meğer, halk anlar mıymış, Beethoven çalınır mıymış. Korkma, evet orada keman çalınabiliyor, halk seviyor, orada en son klasik müzik konseri `35 sene önce verilmiş meğer. Yaşlı bir müzik öğretmeni geliyor senin boynuna sarılıyor. 35 sene önce buraya senfoni orkestrası geldi, sonra bir daha kimse gelmedi diyor. Sevinçle ve gururla devam diyorum. Daha çok geleceğiz diyorum. Sizleri yalnız bırakmayacağız diyorum.
Televizyondaki bandanalı kadın coştukça coşuyor, ben korkuyorum ve gözlerimi kapatıyorum. O kadın değil miydi, beni 10 sene önce davet eden? Biz sanatçılar gitmedik mi, kavuşmadık mı halka hiç?
Korkuyorum, tıpkı Shostakovich gibi, o ilk notalar hiç gitmiyor beynimden, sabit fikir gibi tüm kitapta karşıma çıkıyor, sayfaları çeviriyorum, değişik şekillere bürünmüş olarak karşıma çıkıyorlar. Televizyondaki bandanalı kadın korkmadan devam ediyor. Etmeseydi değişir miydi on sene içinde her şey. Keman sesiyle başlayan müzik, on sene devam eder miydi orada, adeta bir orkestra gibi, gençlikle türkü söyleyerek coşan sanat ve bilim insanları, o kadının kapıyı açmasıyla ışığı getirdiler.
Korkuyorum, gözlerimi açamıyorum, gözlerimi açsam dahi karanlık olduğunu biliyorum. Shostakovich her gece kapıda bekliyor, onu alırlarsa ailesi zarar görmesin istiyor. O ilk notalar hızlı ritmlerle karanlıkta kör bir dans yapıyor. Tak tak tak. O da ne, kapı sesi mi? Gidenleri bir daha görebilecek miyim. Korku terörü. Korkuyorum.
Türkan Saylan televizyonda devam ediyor, dışarısı çok soğuk, geliyorlar mı? O ilk notalar yok mu işte, benimle dalga geçercesine hızlanıyorlar, yetişemiyorum artık, yayımla vurduğum akorlar, dışarıdan hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık, en iyisi gözlerimi kapatayım.. görmek, bilmek, duymak istemiyorum. Korkuyorum ama gözlerim kapalı olsun daha iyi, açsam da karanlık kapatsam da karanlık. Karanlıkta güvendeyim, en azından kendi başımayım, ta ki kapı çalınıncaya dek.
Shostakovich'i de alacaklar. Alsınlar, müzik yazdı. Işık verdi. Karanlığın rahatını kaçırdı. Onu da alsınlar ki, rahatı kaçanların intikamı alınsın. Değişmez akorlar, hızla geçen arabalar, soğuk ve karanlık ve işte ilk notalar. Çalma kardeşim, çalma sevdiğim, çalma annem, müzik çalma, ses çıkarma. Yazma babacığım, çizme üstadım, konuşma insanım, devam et, gözlerini kapat.
Korkuyorum, soğuk, televizyondaki bandanalı kadın, kafamın yanından geçen hızlı notalar, yarın sabah olmayacak, karanlıkta daha güvendeyim, gözlerim kapalı, umutsuz..
O şarkıyı dinleyeceğim, kapı çalınacak mı? Shostakovich nerede? işte o ilk notalar.
Yarın bir kez daha konsere çıkacağım. Ya gece? Karanlık..
(Cihat Aşkın - Antalya, 18 Nisan 2009)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar