bugün
- istanbul un çok pahalı olması20
- kabataş olayı görüntüleri12
- en sevilmeyen ev işleri9
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri9
- gönül almaya çalışan erkek4
- yks 20263
- lansor2
- bütün mal varlığı üstünde sokakta yaşayan insan3
- philadelphia krem peyniri2
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- parayla dert dinlenir3
- herkes yatsın iyi geceler9
- fenerbahçe gornik zabrze maçı3
- fazlası zarar2
- 1 saatte 10 bira içmek19
- tembel ve çalışmayan insan16
- sözlük kızlarının kombinleri20
- velvet vs nervio19
- erkeklerin giderek feminenleşmesi11
- the merich13
- cips olsa da yesek7
- nick vermeden bir yazara ağır hakaret etmek13
- ölmeyi dilemek2
- sözlükte yazışılan kızın true çıkması14
- oğlum çok güzel lan6
- neden okula gitmek zorundayız2
- kasiyer kızdan hoşlanmak17
- uzaylı görünce söylenecek ilk şey10
- magnum dondurmasının eskiden daha pahalı olması8
- slavko vincic15
- oğuzhan uğur12
- velvet13
- eşeği alıp kafa iznine çıkmak7
- ispanya20
- kuveyt ve bahreyn de hava savunma sistemleri2
- nervio11
- matbaanın gecikmesine sebep5
- 50 tl ile rolling yapmak6
- horoz hayası çorbası5
- 2026 dünya kupası24
- kadınlar nasıl erkeklerden hoşlanırlar6
- benzini dolarla mı alıyoruz diyen tip6
- aklını yitirmek4
- bira cips6
- atatürk e din düşmanı diyenler6
- tememda kenka nalaka10
- otobüste kitap okuyan insanlara bakmak3
- lale devrinde deliler gibi eğlenmek4
- 17 temmuz 2026 bahis operasyonu gözaltıları37
--lost'un tamamına ilişkin spoiler--
lost da bozdu artık muhabbeti yapmak niyetinde değilim ama dönüp ilk sezonlara bakınca "ne acayipmiş" diye düşünmemek elde değil.
neydi? lostie'ler vardı. ıssız bir adada hayatta kalmaya çalışıyorlardı. bu adada 16 senedir mahsur kalmış fransız bir kadın vardı. bu kadının bizim için tek anlamı o kurtulamadığına göre bunların da kurtulma ihtimalinin bir hayli zayıf olmasıydı. adada başkaları vardı. ilkel ve vahşi olduğunu düşündüğümüz ada yerlileriydi bunlar. kendilerine has tuhaflıkları vardı. yaptıklarında sebep aramıyorduk çünkü onlar zaten ilkel ve vahşi olarak tanıtılmışlardı. lostie'lerimiz korkuyorlardı, kaçıyorlardı, yaşamaya çalışıyorlardı, aralarında birbirilerine aşık olanlar vardı filan. sonra ilk sezon bitti.
ikinci sezon süper başlamıştı. bir ambar bulunmuştu ve orada yaşayan, sonradan adının desmond olduğunu öğrendiğimiz, bir eleman vardı. ambar neye yarıyordu? bu adam kimdi, orada ne yapıyordu? kafamızda bu sorular dönerken sawyer, michael ve jin adanın yerlilerinden bir kısmıyla karşılaşmıştı. nihayet bu yerlilerle ilgili birşeyler öğrenebilecektik. ama o da ne? onlar yerlilerden değillerdi, onlar tailies'diler. yani aynı uçağın kuyruk tarafındaki yolculardı. yerliler onların canını daha çok yakmıştı. kimdi bu yerliler, ne istiyorlardı? lostie'lerimiz bu adadan nasıl kurtulacaklardı? sonradan heyecan seviyesinde bir azalma olsa da ikinci sezonu da heyecan içinde lostie'lerimizin kurtulma mücadelesini izleyerek bitirdik.
ve üçüncü sezon başladı. üçüncü sezonun açılış sahnesi çok önemli çünkü hikayenin değişmeye başlaması bu sahneyle oluyor. bu sahne ilk kırılma noktasıydı. fonda çalan "downtown" adlı parça ile lostie'lerimizin "others" adını verdiği topluluğun yaşadığı yerleri ve yaşayış şekillerini gördük. vahşi ve ilkel sandığımız bu insanların bir medeniyetleri vardı. küçük ve sevimli evlerde yaşıyor, son derece normal giyiniyor ve kitaplar üzerine sohbet ediyorlardı. evet, ada ıssız bir ada değildi. burada bir medeniyet vardı ama bu medeniyet kaza sonucu adaya düşen bir grup insana yardım etmemişti. ve hikaye değişti.
lostie'ler vardı. lostie'lerden büyük others vardı. others'ın başında benjamin linus bulunuyordu. bir jacob'tan bahsediliyordu. görünüşe göre benjamin'den büyük jacob vardı. ama jacob diye biri gerçekte var olmayabilir, bu benjamin'in uydurduğu bir yalan olabilirdi. jacob-benjamin-others hiyerarşisinde nereye koyacağımızı bilemediğimiz bir richard alpert vardı. sonradan bu adamın yaşlanmadığını öğrenecektik. benjamin'in bir düşmanı vardı. ismi charles widmore'du. adayı ele geçirmek için herşeyi yapabileceğe benziyordu. benjamin de kuşkusuz adayı korumak için herşeyi yapacaktı. bu iki çok güçlü adam arasında ciddi bir savaş olacağı kesindi. evet, esas adamlar bu ikisiydi. lostie'ler sadece bu savaşın içine düşmüş değersiz, zavallı insanlardı. hayatta kalıp kalmamaları artık önemli bile değildi çünkü dizinin konusu artık bu değildi; widmore ile linus'ın savaşıydı. widmore amacına ulaşmak için adaya bir gemi yollayıp, banjamin'in adanın yerini değiştirmesiyle sonuçlanan bir dizi olaya sebep oldu. bu da dizinin ikinci kırılma noktasıydı. o zamana kadar karaduman dahil dizideki pek çok garipliğin bir gün normal bir şekilde açıklanacağına dair genel beklenti, yerini bu dizinin konusunun fantastik öğelerden oluştuğunun idrakine bıraktı. kesin ve net olarak doğaüstü olayların konu edildiği bir dizi izlemekte olduğumuzu anlamıştık.
beşinci sezon, belki de bu gerçeği sindirebilmemiz için, sezon finalinden tam 9 ay sonra başladı. zaman yolculuğu işin içine girdi. sabit, değişken, "whatever happened, happened" diye diye beşinci sezon finaline geldik. bir de ne görelim? jacob diye biri gerçekten varmış. bu adam ölümsüzmüş, tanrı gibi bir şeymiş. lostie'lerimizin hayatlarının bir yerinde onlara temas etmiş. bu adamın onu bir gün öldürmeye kesin kararlı bir de düşmanı varmış. widmore olsun, benjamin olsun, hatta richard olsun, hepsi bu oyunda piyonmuş. yani aslında lostie'lerin hayatta kalıp kalmamalarının bir önemi olmadığı gibi, charles widmore-benjamin linus mücadelesinin de bir önemi yokmuş. aslolan beşinci sezon finalinin başında gösterilen bu iki adamın mücadelesiymiş. bunu öğrenmemiz de kuşkusuz lost'taki üçüncü kırılma noktasıydı.
ve beşinci sezon da bitti. bize bildiğimiz herşeyi unutmamız ve jacob-siyahlı eleman mücadelesine hazırlanmamız için bu sefer 10 ay verildi. altıncı sezonda bunlar da yalan çıkarsa şaşırmayacağım. tamam dizinin kurgusu süper, sürükleyiciliği şahane ama bu da can! her sezon sonunda "bildiğin herşeyi unut, aslında bunlar o kadar önemli değildi, bak asıl mevzu bu" duygusunu yaşatıyorlar. bilmiyorum, salak yerine konmaktan tek sıkılan ben miyim?..
--lost'un tamamına ilişkin spoiler--
lost da bozdu artık muhabbeti yapmak niyetinde değilim ama dönüp ilk sezonlara bakınca "ne acayipmiş" diye düşünmemek elde değil.
neydi? lostie'ler vardı. ıssız bir adada hayatta kalmaya çalışıyorlardı. bu adada 16 senedir mahsur kalmış fransız bir kadın vardı. bu kadının bizim için tek anlamı o kurtulamadığına göre bunların da kurtulma ihtimalinin bir hayli zayıf olmasıydı. adada başkaları vardı. ilkel ve vahşi olduğunu düşündüğümüz ada yerlileriydi bunlar. kendilerine has tuhaflıkları vardı. yaptıklarında sebep aramıyorduk çünkü onlar zaten ilkel ve vahşi olarak tanıtılmışlardı. lostie'lerimiz korkuyorlardı, kaçıyorlardı, yaşamaya çalışıyorlardı, aralarında birbirilerine aşık olanlar vardı filan. sonra ilk sezon bitti.
ikinci sezon süper başlamıştı. bir ambar bulunmuştu ve orada yaşayan, sonradan adının desmond olduğunu öğrendiğimiz, bir eleman vardı. ambar neye yarıyordu? bu adam kimdi, orada ne yapıyordu? kafamızda bu sorular dönerken sawyer, michael ve jin adanın yerlilerinden bir kısmıyla karşılaşmıştı. nihayet bu yerlilerle ilgili birşeyler öğrenebilecektik. ama o da ne? onlar yerlilerden değillerdi, onlar tailies'diler. yani aynı uçağın kuyruk tarafındaki yolculardı. yerliler onların canını daha çok yakmıştı. kimdi bu yerliler, ne istiyorlardı? lostie'lerimiz bu adadan nasıl kurtulacaklardı? sonradan heyecan seviyesinde bir azalma olsa da ikinci sezonu da heyecan içinde lostie'lerimizin kurtulma mücadelesini izleyerek bitirdik.
ve üçüncü sezon başladı. üçüncü sezonun açılış sahnesi çok önemli çünkü hikayenin değişmeye başlaması bu sahneyle oluyor. bu sahne ilk kırılma noktasıydı. fonda çalan "downtown" adlı parça ile lostie'lerimizin "others" adını verdiği topluluğun yaşadığı yerleri ve yaşayış şekillerini gördük. vahşi ve ilkel sandığımız bu insanların bir medeniyetleri vardı. küçük ve sevimli evlerde yaşıyor, son derece normal giyiniyor ve kitaplar üzerine sohbet ediyorlardı. evet, ada ıssız bir ada değildi. burada bir medeniyet vardı ama bu medeniyet kaza sonucu adaya düşen bir grup insana yardım etmemişti. ve hikaye değişti.
lostie'ler vardı. lostie'lerden büyük others vardı. others'ın başında benjamin linus bulunuyordu. bir jacob'tan bahsediliyordu. görünüşe göre benjamin'den büyük jacob vardı. ama jacob diye biri gerçekte var olmayabilir, bu benjamin'in uydurduğu bir yalan olabilirdi. jacob-benjamin-others hiyerarşisinde nereye koyacağımızı bilemediğimiz bir richard alpert vardı. sonradan bu adamın yaşlanmadığını öğrenecektik. benjamin'in bir düşmanı vardı. ismi charles widmore'du. adayı ele geçirmek için herşeyi yapabileceğe benziyordu. benjamin de kuşkusuz adayı korumak için herşeyi yapacaktı. bu iki çok güçlü adam arasında ciddi bir savaş olacağı kesindi. evet, esas adamlar bu ikisiydi. lostie'ler sadece bu savaşın içine düşmüş değersiz, zavallı insanlardı. hayatta kalıp kalmamaları artık önemli bile değildi çünkü dizinin konusu artık bu değildi; widmore ile linus'ın savaşıydı. widmore amacına ulaşmak için adaya bir gemi yollayıp, banjamin'in adanın yerini değiştirmesiyle sonuçlanan bir dizi olaya sebep oldu. bu da dizinin ikinci kırılma noktasıydı. o zamana kadar karaduman dahil dizideki pek çok garipliğin bir gün normal bir şekilde açıklanacağına dair genel beklenti, yerini bu dizinin konusunun fantastik öğelerden oluştuğunun idrakine bıraktı. kesin ve net olarak doğaüstü olayların konu edildiği bir dizi izlemekte olduğumuzu anlamıştık.
beşinci sezon, belki de bu gerçeği sindirebilmemiz için, sezon finalinden tam 9 ay sonra başladı. zaman yolculuğu işin içine girdi. sabit, değişken, "whatever happened, happened" diye diye beşinci sezon finaline geldik. bir de ne görelim? jacob diye biri gerçekten varmış. bu adam ölümsüzmüş, tanrı gibi bir şeymiş. lostie'lerimizin hayatlarının bir yerinde onlara temas etmiş. bu adamın onu bir gün öldürmeye kesin kararlı bir de düşmanı varmış. widmore olsun, benjamin olsun, hatta richard olsun, hepsi bu oyunda piyonmuş. yani aslında lostie'lerin hayatta kalıp kalmamalarının bir önemi olmadığı gibi, charles widmore-benjamin linus mücadelesinin de bir önemi yokmuş. aslolan beşinci sezon finalinin başında gösterilen bu iki adamın mücadelesiymiş. bunu öğrenmemiz de kuşkusuz lost'taki üçüncü kırılma noktasıydı.
ve beşinci sezon da bitti. bize bildiğimiz herşeyi unutmamız ve jacob-siyahlı eleman mücadelesine hazırlanmamız için bu sefer 10 ay verildi. altıncı sezonda bunlar da yalan çıkarsa şaşırmayacağım. tamam dizinin kurgusu süper, sürükleyiciliği şahane ama bu da can! her sezon sonunda "bildiğin herşeyi unut, aslında bunlar o kadar önemli değildi, bak asıl mevzu bu" duygusunu yaşatıyorlar. bilmiyorum, salak yerine konmaktan tek sıkılan ben miyim?..
--lost'un tamamına ilişkin spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar