bugün

gec kalininca

hayatımızda bazen kazara , önüne geçemediğimiz ya da sonucunu hesaplayamadan yaptığımız, geri dönülmez hatalarımız vardır ya; dünya başımıza yıkılmış, herşeyin sona erdiğini düşündüren olaylardır. asla telafisi de mümkün değildir ve bazen bu hataları çok sonra anlarız. artık herşey için çok geçtir üstelik...

- geç kalınınca-

bir sonbahar sonu... yaprakların sokaklara örtü olduğu soğuk bir günde, hiç geçmediğim bir sokaktan, ağır adımlarla geöiyorum. sıvaları dökük evlerin bulunduğu, bir tek ağacı bile muhafaza edememiş bu gürültü dolu sokak; nedendir bilinmez beni ürkütüyor.

öyle bir manzara ki gördüğüm;... yalnızca dehşet duyguları uyandırıyor bende. düşüncelerimi, sokağın karanlığıyla özleştirince, sisli hava daha bir sisleniyor daha da içimi daraltıyor sanki...

şimdi öyle bir yere geliyorum ki, küçük bir parkı doldurmuş olan çocuklar, havanın buz gibiliğine bile aldırış etmeden, çığlık çığlığa tuhaf oyunlar sergiliyorlar.

aralarında bir tanesi var ki; belki dokuz belki on yaşında... gözlerinde afacanlığın alevleri yanıp sönüyor olduğu halde, elinde ki sapanı, sisli gökte kanat çırpan serçelere dooğrultmuş. umarsızca, usanmadan amacına ulaşmaya çalışıyor.

parkın hemen önünde iki öğrenci, bu pazar yerini andıran kalabalıkta, gelen-geçen insanlara, tıpkı büyük satış mağazalarının bulunduğu işlek caddelerde yapıldığı gibi afiş dağıtıyorlar.

yaklaşıyorum, bir tanede ben istiyorum. gördüğüm yazılar "yaz ortasında çiçekler soluyor, sonbaharda papatyalar misali; kuşlar uçmuyor eskisi gibi ve insanlar kendi eserleri olduğu halde; denizlerin, kül olan orman alanlarının, hormonlu besinlerden, sanayileşen kentlerden, sisli göklerden arta kalanların yüzünü bile görmek istemiyorlar. tarihler boyunca bu dünya bizim, başka dünya yok denildi. hani şarkılar, şiirler yazıldı. ç,çekler solmasın, kuşlar uçmaktan vazgeçmesin...." diye sürüp gidiyor; fakat bu esnada ayaklarımın dibine bir serçe düşüyor.

dehşetle başımı çeviriyorum az önce sapanını göğe doğru tutan ve kuş vurma arzusuyla tutuşan yaramazın sapanını, hızla elinden fırlattığını ve titrediği halde ağladığını görüyorum.

ne ağlamak ne de çırpınmak fayda vermiyor. minik cesedi elime alıyorum....

sıçrayarak güne gözlerimi açıyorum. perdeyi aralıyorum. güneş hızmaları andıran ışıklarını saçıyor. gökyüzü mavi renginde.

ben hala rüyanın tesiri altında kalarak, yalnızca bir pazar gününe daha nefes aldığımı hissederek giriyorum.

edit: her zaman sonu kötü biten şeyler bir rüya olsa.
© copyright 2005 - 2026