mutluluk

mutluluk da aslına bakarsan insanlık için yeni bir fikir. ben demiyorum saint jüst diyor. o kim dersen, fransız devrimi sularında robespiyer'le giyotinde mutluluğun tadına bakmış temiz yüzlü, iyi huylu, iyisinden bir jakoben ademdi. devrimin sevgilisi. ben biraz buharin'e benzetirim. ama haksız sayılmaz. zaten bu jakobenlere sövüp saymakla geçiyor literatürün ve siyaset esnafının hayatı, ama jakobenlerin kesip biçtiği adamla liberallerin kesip biçtiği adamları kıyaslasan geçen yüzyıl avrupası'nda, jakobenler su kenarina inmiş antilop yavrusu kadar korunmasız ve çaresiz kalır. bakma şimdi liberallerin kedi yavrusu kadar masum görünme gayretine de neyse işte, mutluluk demişken owen'in ve ingiliz orta sınıf liberalizminin oradan ta buraya kadar gelen bireysel ihtiyaçların tatminine dayanan ekonomi paradigmasının temelindeki, işe yaramaz kurgusal mutluluk tanımını, bu bizim mutluluk meselesine hizalarsan doğruya yaklaşmak mümkün. ama sadece yaklaşmak. tümüyle doğru mu? hayır. mutlu muyuz? yine hayır.

bu kurgusal mutluluk tanımının beden ve zihin ayrımına dayanan descartesçı ikilikle de alakası vardır biraz, hani işte o da bedenin ihtiyaçlarının tatmininin, zihinsel bir canlanma (mutluluk!) yaratacağına ilişkin varsayıma dayanır. elbette tersi de, yani zihinden türeyen psişik etkilerin fiziksel sonuçlar yaratacağını varsaymak da ayni yolun yolcusu işler. yaşayan, insanlarla ve doğayla ilişki içindeki bedeni, ihtiyaçları tatmin olunacak ortadan ikiye yarılmış bir makine gibi düşünürsen ve buradan bir mutluluk tanımı üretirsen hayat böyle kurgularla geçer. ama sonradan "bilim bu" diye önüne sürülen ekonominin marjinalist pisliğini, bu metafizik, dekartçi mutluluk tanımıyla kolkola fazla ileri götürmek mümkün değildir. ikinci yüzyıl'da arenada kaplanlara yem olurken tanrılara kurban olurum ben duygusuyla mutlu olan var mıydı, hayır. ikibin yıl önce piramit yaparken günde tek tayin sürekli kara ekmek yemekten iskorbit olurken ve 20 yaşında gözünün feri sönerken "sağolsun amon, varolsun ra, firavunum çok yaşa" diyen adam mutlu muydu, ona da hayır. yani bireysel mutluluğun, toplumsal koşullarla ilişkisini yeniden tanımlayan ve mutluluğu bireyin önündeki bütün doğal, toplumsal ve zihinsel engellerin ortadan kaldırılmasında gören fransız aydınlanmasından önce mutluluk diye bir şey yoktu. kader vardı, tevekkül vardı. o yüzden robespiyer ve saint jüst mutlu öldüler. babeuf'den biraz kuşkuluyum. neyse, ne diyordum, mutluluk yeni bir fikirdir. mutsuzluk daha yeni. napolyonla geldi o.
arap devrimlerini anlamak için fransız devrimini okuyup duran şaşkınlara sesleniyorum, mutluluk makinesi giyotin imalatımız başlamıştır.
© copyright 2005 - 2026