bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı31
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile4
- çöpe atılan erik2
- turkanime tv2
- osimhensiz galatasaray4
- istanbul'dan izmit'e yürümek2
- iltica16
- yüz milyonluk ülke on milyona karşı3
- futbolun barbarca bir oyun olması2
- 19 eylül 2026 başakşehir gençlerbirliği maçı2
- sanat2
- 20 eylül 20262
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı2
- pazar sabahı 08 00 da uyanmak2
- claudian clouds33
- rafael leao4
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- 0 0 711
- okan buruk8
- barça bu galatasaray'a kaç atar2
- salah ne koydu ama2
- sözlük kızlarının kekleri24
- izmir2
- kuçukuçuokanınçükü2
- insan ne ister6
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı4
- ilkay ve goollllll ts 4 gs 52
- kadınlar8
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru3
- yaşanmamışların yası6
- galatahahahahahaha4
- anne4
- önyargı3
- kuran3
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- anın görüntüsü25
- cok da abartmaya gerek uok6
- yazarların akşam yemekleri6
- islamda namaz yoktur30
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- fusya semsiyeli yabanci22
- meriç dükalığı8
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- dantelli sütyen takan erkek12
- ölümden korkuyor musunuz17
- sevdiğiniz yazarlar8
- kürdistan10
- doktor2
erken yaşta olgunlaştığımı düşünürdüm hep. zaman kibrimi törpüledikçe bu fikrim de usul usul değişti. meğer yalnızca ulaşılması zor birtakım farkındalıklar edinmişim. bu da beni, kendini ve ne istediğini en azından çoğu insandan daha iyi bilen birisine dönüştürmüş. nihayetinde hayatımda birtakım radikal değişikliklere gitmişim.
örnek vermek gerekirse, sosyal çevremden kendimi soyutladım. zira arkadaşlıkların ekseriyetle çıkara dayalı olduğuna kanaat getirmiştim. dostluklardan bahsetmiyorum. birileriyle aynı masayı paylaşmak, vakit geçirmek, birbirinin hayatına bir miktar eşlik etmek başka; ihtiyaç ortadan kalktığında o bağların sessizce çözülmesi başka.
derken yalnızlığın kapılarının birinden içeri girdim ve hala içerisindeyim. ağırlığı altında ezildiğim çok oldu. yine de vazgeçmedim; insanlara, hatta belki hayatın bizzat kendisine karşı taşıdığım hoşnutsuzluğun beni zehirlemesine izin vermeden kendime yetmeyi öğrendim.
fakat bazen yorucu oluyor. üstelik bunun için büyük bir hadise yaşanmasına da gerek yok.
mesela birkaç gün ya da hafta önce, zaman algımı yitireli çok oldu, ev değiştirdim. tek başıma taşınmanın ve yeniden düzen kurmanın beni nasıl bitkin düşürdüğünü anlatmayacağım. yalnızca yanımdaki binalardan birinin yıkıldığını, yıkılırken de internet kablolarının içinden geçtiğini söyleyeyim.
benim işim de evden ve internete dayalı. bir anda boşta kaldım. haliyle alkol tüketme, spor yapma ve oyun oynama sıklığım arttı. derken dün uyandım, bilgisayarın başına geçtim ve elimde kalan son oyunu açmaya çalıştım. offline modda daha fazla oynayamayacağımı söyleyip kendini kapattı.
cep telefonum yok. merkez veri bağlantısı olarak kullansam mesele çözülecek. rafımdaki kitapların hepsi defalarca okunmuş, şarkılar aşınmış. bir süre öylece oturdum. sonra fark ettim ki telefonunu beş dakikalığına ödünç alıp şu lanet bağlantıyı çözebileceğim kimsem de yok.
işte insan bazen böyle küçük hadiselerde, kendi kurduğu düzenin kenarlarına bakıyor. benim de aklımdan şu geçti:
“ulan, gerçekten kimseye ihtiyacım yok mu?”
belki mesele buna vereceğim cevapta bile değil. yalnız kalmamak uğruna yeniden o eski, suni ilişkilerin içine dönmek istemiyorum. fakat ihtiyaç duyduğun anda uzanabileceğin bir elin bulunmamasının da insana başka bir şey öğrettiği açık.
tşkrler.
örnek vermek gerekirse, sosyal çevremden kendimi soyutladım. zira arkadaşlıkların ekseriyetle çıkara dayalı olduğuna kanaat getirmiştim. dostluklardan bahsetmiyorum. birileriyle aynı masayı paylaşmak, vakit geçirmek, birbirinin hayatına bir miktar eşlik etmek başka; ihtiyaç ortadan kalktığında o bağların sessizce çözülmesi başka.
derken yalnızlığın kapılarının birinden içeri girdim ve hala içerisindeyim. ağırlığı altında ezildiğim çok oldu. yine de vazgeçmedim; insanlara, hatta belki hayatın bizzat kendisine karşı taşıdığım hoşnutsuzluğun beni zehirlemesine izin vermeden kendime yetmeyi öğrendim.
fakat bazen yorucu oluyor. üstelik bunun için büyük bir hadise yaşanmasına da gerek yok.
mesela birkaç gün ya da hafta önce, zaman algımı yitireli çok oldu, ev değiştirdim. tek başıma taşınmanın ve yeniden düzen kurmanın beni nasıl bitkin düşürdüğünü anlatmayacağım. yalnızca yanımdaki binalardan birinin yıkıldığını, yıkılırken de internet kablolarının içinden geçtiğini söyleyeyim.
benim işim de evden ve internete dayalı. bir anda boşta kaldım. haliyle alkol tüketme, spor yapma ve oyun oynama sıklığım arttı. derken dün uyandım, bilgisayarın başına geçtim ve elimde kalan son oyunu açmaya çalıştım. offline modda daha fazla oynayamayacağımı söyleyip kendini kapattı.
cep telefonum yok. merkez veri bağlantısı olarak kullansam mesele çözülecek. rafımdaki kitapların hepsi defalarca okunmuş, şarkılar aşınmış. bir süre öylece oturdum. sonra fark ettim ki telefonunu beş dakikalığına ödünç alıp şu lanet bağlantıyı çözebileceğim kimsem de yok.
işte insan bazen böyle küçük hadiselerde, kendi kurduğu düzenin kenarlarına bakıyor. benim de aklımdan şu geçti:
“ulan, gerçekten kimseye ihtiyacım yok mu?”
belki mesele buna vereceğim cevapta bile değil. yalnız kalmamak uğruna yeniden o eski, suni ilişkilerin içine dönmek istemiyorum. fakat ihtiyaç duyduğun anda uzanabileceğin bir elin bulunmamasının da insana başka bir şey öğrettiği açık.
tşkrler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar