bugün

takıntılı biri olmak

dışarıdan bakınca sadece "titiz" ya da "düzen delisi" sanılıyorsun ama işin aslı zihninin içinde bitmek bilmeyen bir mahkeme salonunda yaşamak gibi. attığın her adımı, söylediğin her kelimeyi, karşı tarafın attığı her bakışı saatlerce, günlerce, hatta yıllarca kafanda döndürüp duruyorsun. bir kere bir fikre, bir insana ya da bir ihtimale takılmaya gör; beynin o konuyu sakız gibi çiğneyip sömürmeden, suyunu çıkarıp seni tüketmeden asla rahat bırakmıyor. normal insanların saniyeler içinde unutup geçtiği detaylar, senin hayatının merkez üssü haline geliyor. en yorucu kısmı da mantığının durumun saçmalığının tamamen farkında olması ama duygu dünyana söz geçirememesi. hani bilgisayarda bir program donar, kapatmaya çalışırsın ama arka planda deli gibi ram tüketmeye devam eder ya, işte tam olarak öyle bir zihinsel yorgunluk. kendi zihninden kaçıp dinlenememek çok acayip bir lanet.
© copyright 2005 - 2026