bugün

opel astra

fiyat/performans arabası olarak girip, zamanla nasıl olduysa memur orta sınıfının statü sembolüne, oradan da apaçi modifiyecilerin elinde can çekişen bir efsaneye dönüşen garip bir makine bu. h h kasası ayrı derttir, j kasası ayrı bir cumhuriyettir, k kasası ise "biz aslında premium olacaktık da son anda vazgeçtik" duruşudur. l kasayla birlikte zaten iyice fransızlaştı, ruhunu peugeot'ya teslim etti ama sokaklardaki o eski ağırlığı hala bambaşkadır.

​kronik sorun kelimesinin sözlük karşılığıdır kendisi. termostat kırar, çelik subap ister, bobin yakar, yağ soğutucusu patlatır, opcom cihazıyla akraba eder adamı. göstergesinde "coolant level" uyarısı görmeden geçen bir hafta, astra sahibi için şüpheli bir haftadır; kesin başka bir arıza vardır da araba gizliyordur diye uykun kaçar. hele o 1.6 atmosferik motoruyla yokuş yukarı çıkmaya çalışırken arkadan gelen kamyonların selektörüne maruz kalmak, insana hayatı ve varoluşu sorgulatır. o motor gitmez abi, bağırtırsın, feryat figan eder, yakıtı içer ama gitmez. ha, 1.4 turbo olanları yürür yürümesine de, o da her an piston kıracakmış gibi tetikte bekletir adamı. turbo beslemeli bir saatli bomba gibi gezersin şehirde.

​tüm bu sanayi mesailerine, usta dırdırlarına ve bitmek bilmeyen arıza lambası ritüellerine rağmen garip bir çekiciliği vardır. kapısını kapattığındaki o "tok" ses, yoldaki o jilet gibi duruşu ve o sınıftaki pek çok japon arabasından daha iyi olan yol tutuşu yüzünden bir türlü vazgeçemezsin. sanayiden çıkıp otobana bağlandığında, o direksiyonun ağırlığını hissettiğin an "ulan aslında güzel araba be" dedirtir, sahibine hissettirdiği bu stockholm sendromu dünyadaki hiçbir araçta yoktur. paranın tam olarak mercedes'e yetmediği ama şahin'den de sıkandığın o gri alandır opel astra. türk insanının sanayiyle imtihanı, ama her şeye rağmen vazgeçilmez ilk göz ağrısıdır.
© copyright 2005 - 2026