bugün
- uludağ sözlükteki ayak fetişizmi14
- güzel zannedilen kadınların sıradan olmaları13
- ben geldim naneler30
- nickaltı hoşgeldini olmayan yazarlar4
- sözlük için ne yapabiliriz10
- sevilen kızın 1 haftadır giydiği naylon çorap3
- sigarayı neden seviyoruz5
- ilk adımı karşıdan bekleyen erkek14
- yurdum muhalifinin sürekli kandırılması3
- bir insana çirkin demek6
- pasif içicilik3
- geceye bir şarkı bırak8
- sıcak ekmeğin arasına margarin sürmek3
- bizi kandırıyor olabilirler mi4
- sinir bozucu şeyler5
- pilavlı sohbet vs rakı balık7
- biri size sokakta yan baksa ne yaparsınız6
- zengin kızların güzel olması4
- clydeless bonnie8
- yapay zeka şirketlerinin kitapları imha etmesi3
- meme fetişizmi3
- testere adamın dibidir3
- kahvaltıda kola içmek3
- yahudi mercedesi2
- ibrahim karagül'ün erdoğan'a fetöcü iması yapması3
- kendin hakkında bir gerçek bırak7
- nicki kısa olanın penisi küçük olur22
- alt metin okumak2
- kuranda namaz yok8
- alkollüyken düşünülen şeyler2
- türkiye nin en güvenilir insanı11
- bilim kurgu romanı tavsiyesi3
- astrolojiye inanan flörtten anında soğumak4
- babanın sarhoş olması5
- sözlüğün hemfikir olduğu tek konu6
- ayakkabının içine giren minicik taş2
- alkolü neden seviyoruz2
- ejderhalar yıkanır mı sorunsalı5
- fetiş nedir kime denir3
- memur emeklisinin isyanı3
- the shining te jack neden deliriyor sorunsalı2
- kışın dondurma yiyen tip2
- her ay aynı eskorta gitmek tek eşlilik midir7
- haluk levent'i karalama kampanyası17
- true nickli yazara özelden küfredilmesi olayı20
- the shining te en korkutucu sahne2
- uludağ sözlük hakkında sorulmamış sorular5
- frankyfourfingers2
- çitayı yükseğe koymak4
- haluk levent'e para emanet etmek23
fiyat/performans arabası olarak girip, zamanla nasıl olduysa memur orta sınıfının statü sembolüne, oradan da apaçi modifiyecilerin elinde can çekişen bir efsaneye dönüşen garip bir makine bu. h h kasası ayrı derttir, j kasası ayrı bir cumhuriyettir, k kasası ise "biz aslında premium olacaktık da son anda vazgeçtik" duruşudur. l kasayla birlikte zaten iyice fransızlaştı, ruhunu peugeot'ya teslim etti ama sokaklardaki o eski ağırlığı hala bambaşkadır.
kronik sorun kelimesinin sözlük karşılığıdır kendisi. termostat kırar, çelik subap ister, bobin yakar, yağ soğutucusu patlatır, opcom cihazıyla akraba eder adamı. göstergesinde "coolant level" uyarısı görmeden geçen bir hafta, astra sahibi için şüpheli bir haftadır; kesin başka bir arıza vardır da araba gizliyordur diye uykun kaçar. hele o 1.6 atmosferik motoruyla yokuş yukarı çıkmaya çalışırken arkadan gelen kamyonların selektörüne maruz kalmak, insana hayatı ve varoluşu sorgulatır. o motor gitmez abi, bağırtırsın, feryat figan eder, yakıtı içer ama gitmez. ha, 1.4 turbo olanları yürür yürümesine de, o da her an piston kıracakmış gibi tetikte bekletir adamı. turbo beslemeli bir saatli bomba gibi gezersin şehirde.
tüm bu sanayi mesailerine, usta dırdırlarına ve bitmek bilmeyen arıza lambası ritüellerine rağmen garip bir çekiciliği vardır. kapısını kapattığındaki o "tok" ses, yoldaki o jilet gibi duruşu ve o sınıftaki pek çok japon arabasından daha iyi olan yol tutuşu yüzünden bir türlü vazgeçemezsin. sanayiden çıkıp otobana bağlandığında, o direksiyonun ağırlığını hissettiğin an "ulan aslında güzel araba be" dedirtir, sahibine hissettirdiği bu stockholm sendromu dünyadaki hiçbir araçta yoktur. paranın tam olarak mercedes'e yetmediği ama şahin'den de sıkandığın o gri alandır opel astra. türk insanının sanayiyle imtihanı, ama her şeye rağmen vazgeçilmez ilk göz ağrısıdır.
kronik sorun kelimesinin sözlük karşılığıdır kendisi. termostat kırar, çelik subap ister, bobin yakar, yağ soğutucusu patlatır, opcom cihazıyla akraba eder adamı. göstergesinde "coolant level" uyarısı görmeden geçen bir hafta, astra sahibi için şüpheli bir haftadır; kesin başka bir arıza vardır da araba gizliyordur diye uykun kaçar. hele o 1.6 atmosferik motoruyla yokuş yukarı çıkmaya çalışırken arkadan gelen kamyonların selektörüne maruz kalmak, insana hayatı ve varoluşu sorgulatır. o motor gitmez abi, bağırtırsın, feryat figan eder, yakıtı içer ama gitmez. ha, 1.4 turbo olanları yürür yürümesine de, o da her an piston kıracakmış gibi tetikte bekletir adamı. turbo beslemeli bir saatli bomba gibi gezersin şehirde.
tüm bu sanayi mesailerine, usta dırdırlarına ve bitmek bilmeyen arıza lambası ritüellerine rağmen garip bir çekiciliği vardır. kapısını kapattığındaki o "tok" ses, yoldaki o jilet gibi duruşu ve o sınıftaki pek çok japon arabasından daha iyi olan yol tutuşu yüzünden bir türlü vazgeçemezsin. sanayiden çıkıp otobana bağlandığında, o direksiyonun ağırlığını hissettiğin an "ulan aslında güzel araba be" dedirtir, sahibine hissettirdiği bu stockholm sendromu dünyadaki hiçbir araçta yoktur. paranın tam olarak mercedes'e yetmediği ama şahin'den de sıkandığın o gri alandır opel astra. türk insanının sanayiyle imtihanı, ama her şeye rağmen vazgeçilmez ilk göz ağrısıdır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar