bugün
- uykusuz kedi ile soba çayı içip dedikodu yapmak8
- bakarız diyen erkek10
- iş görüşmesine çağrılınca telefonda maaş soran tip12
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı26
- erzurum gece hayatı5
- 6 saattir mesaj atmayan sevgili6
- vexillarius the slayer12
- dünyada en güzel kadınların yaşadığı ülke9
- şakirt aktiviteleri3
- nervio25
- nasıl bir işe bulaştığının farkında olmamak5
- efkan şeşen2
- kötü bir gün geçirmek2
- sonra konuşuruz diyen sevgili14
- oğlak burcu kadını6
- türkiye kuş konferansı4
- sözlüğün sarması13
- akrep kadınları4
- insanoğlu çalışmak ile lanetlenmiştir5
- akp nin devamlı kandırılması2
- amasra3
- maaş yüz yüze görüşülecektir12
- taze fasulye yiyen erkek8
- juggernaut3
- cübbeli ahmet hoca3
- agatha christie2
- 100 yıl içinde ai bağımsız hareket edecek6
- sözlük yazarlarının ruh hali3
- ama4
- cincinnati çini ile ormanda ara papağanı bulmak2
- akmar pasajı3
- kıymalı kaşarlı pide4
- koreli erkek seven muhafazakar kız8
- pects us sus ual3
- anın fotoğrafı4
- sözlüğün en kültürlü yazarı14
- torpilsiz iş bulmak4
- cigarettes after sex4
- mecidiyeköy den taksime yürümek3
- pisa 2025 sonuçları2
- kaygılı bağlanma6
- ben olmasam burası batar insanı7
- dünyanın en güzel kadınları sivaslılardır5
- raw fotoğraf çekmek4
- manitasına aferin diyen erkek3
- afd'nin lideri alice weidel2
- istanbul4
- otobüste açamadığı camı kıran erkek13
- akp liler yargılansaydı6
- gocu34
''gölgeler''
salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...
hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.
Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...
Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, islâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...
Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu...
Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye...
Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...
Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde akılda kalır, fikri yönü ağır sözler, tesbitler eşliğinde...
Bir yerde, Baudelaire'in o ünlü Albatros şiiri geçiyor. Metris'teyken birkaç defa bu şiirden bahsettiğini hatırlayorum. Sanırım, şiirin o gün için en dikkat çekmek istediği mısra şuydu:
-"Yeryüzüne sürülmüş yuhalar arasında..."
Şairi böyle nitelendiriyor Baudelaire, onu, gemiciler tarafından yakalanmış ve onların alaylarına, kahkahalarına konu olan Albatros'a benzetiyor. Sonradan varoluşçuların "uyumsuz" adı vereceği, çevreyle uyumsuz, dıştan bakınca bir anlam verilemeyen, kolayca tanımlanamayan, yuhalara ve kahkahalara konu olan, yeryüzüne sürülmüş, başka bir âlemin sürgünü:
"Exilé sur le sol au milieu des huées..."
Gölgeler'in kendisi gibi... Ve tuhaf biçimde, iskilipli Atıf Hoca'nın hikâyesi ile sona eriyor roman; onun yakalanıp asılmasıyla...
28 Kasım 2011
ilginç değil mi? Bence de... Daha ilginci de var: Bu hikayenin, Mütefekkir Salih MiRZABEYOĞLU'nun Gölgeler romanında(1986) ayrıntılarıyla yer alması...
Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine "Zamanın Atıf Hoca"sı lakabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..
Selim Gürselgil
salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...
hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.
Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...
Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, islâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...
Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu...
Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye...
Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...
Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde akılda kalır, fikri yönü ağır sözler, tesbitler eşliğinde...
Bir yerde, Baudelaire'in o ünlü Albatros şiiri geçiyor. Metris'teyken birkaç defa bu şiirden bahsettiğini hatırlayorum. Sanırım, şiirin o gün için en dikkat çekmek istediği mısra şuydu:
-"Yeryüzüne sürülmüş yuhalar arasında..."
Şairi böyle nitelendiriyor Baudelaire, onu, gemiciler tarafından yakalanmış ve onların alaylarına, kahkahalarına konu olan Albatros'a benzetiyor. Sonradan varoluşçuların "uyumsuz" adı vereceği, çevreyle uyumsuz, dıştan bakınca bir anlam verilemeyen, kolayca tanımlanamayan, yuhalara ve kahkahalara konu olan, yeryüzüne sürülmüş, başka bir âlemin sürgünü:
"Exilé sur le sol au milieu des huées..."
Gölgeler'in kendisi gibi... Ve tuhaf biçimde, iskilipli Atıf Hoca'nın hikâyesi ile sona eriyor roman; onun yakalanıp asılmasıyla...
28 Kasım 2011
ilginç değil mi? Bence de... Daha ilginci de var: Bu hikayenin, Mütefekkir Salih MiRZABEYOĞLU'nun Gölgeler romanında(1986) ayrıntılarıyla yer alması...
Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine "Zamanın Atıf Hoca"sı lakabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..
Selim Gürselgil
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar