bugün
- vermio11
- true çaylak olsun kampanyası8
- bu koyden olsam ne olacak18
- nervio35
- beni kim artılıyor amk5
- tememda kenka nalaka15
- sözlükte kavga6
- gammazlar çetesi6
- 15 21 itibariyle duygu durumunuz6
- velvet53
- kadınların dışarı çıkmasının tek amacı8
- bir organınızdan vazgeçmeniz gerekse6
- velvet geceleri napıyor sorunsalı12
- true'yi eskorta emanet etmek10
- arkadaşlar hoşçakalın galiba silik yiyeceğim2
- bir kilo patatesin 50 lira olması6
- yeni parti31
- gammazlık9
- sinsice kavga izleyen yazarlar6
- kavga eden yazarların öpüşüp barışması3
- kasiyer kıza nasıl açılırım21
- ışıktan daha hızlı olan şey2
- true çaycı olsun kampanyası2
- toros dağlarının düzüne inmek2
- gammazlar göreve3
- imamların maaşı çok diyen öğretmen9
- başbiraderin profili neden gizli sorusu3
- son gammaz bukucu goku3
- herkesin bir şeye inanma zorunluluğu5
- türkiye chp ile dünya devi ülke olacak4
- hastane randevusu6
- insan olmaya ceyrek kala18
- benzetildiğiniz ünlü10
- reis olmasaydı ismimiz gocutakis uğurtakis olurdu4
- tai lung6
- pompacı kıza nasıl açılınır8
- ideal erkek boyunun 1 84 olması14
- sözlük yazarlarından aforizmalar3
- sarhoş olunan gecenin sabahında hissedilenler6
- fake hesabı bile açılmamış yazar2
- sevgiliye yapılacak en acımasızca şey2
- ben ahbap derneğine güveniyorum16
- adnan oktar9
- hem kemalist hem sosyal demokrat olunmaz6
- true denen hadsiz namussuz karaktersiz4
- true'nin üzerine şişme kadın atmak3
- nasıl gidiyor hayat6
- cumhuriyet halk partisi16
- futbol15
- evli kadın ahlaksızlığı2
''gölgeler''
salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...
hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.
Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...
Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, islâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...
Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu...
Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye...
Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...
Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde akılda kalır, fikri yönü ağır sözler, tesbitler eşliğinde...
Bir yerde, Baudelaire'in o ünlü Albatros şiiri geçiyor. Metris'teyken birkaç defa bu şiirden bahsettiğini hatırlayorum. Sanırım, şiirin o gün için en dikkat çekmek istediği mısra şuydu:
-"Yeryüzüne sürülmüş yuhalar arasında..."
Şairi böyle nitelendiriyor Baudelaire, onu, gemiciler tarafından yakalanmış ve onların alaylarına, kahkahalarına konu olan Albatros'a benzetiyor. Sonradan varoluşçuların "uyumsuz" adı vereceği, çevreyle uyumsuz, dıştan bakınca bir anlam verilemeyen, kolayca tanımlanamayan, yuhalara ve kahkahalara konu olan, yeryüzüne sürülmüş, başka bir âlemin sürgünü:
"Exilé sur le sol au milieu des huées..."
Gölgeler'in kendisi gibi... Ve tuhaf biçimde, iskilipli Atıf Hoca'nın hikâyesi ile sona eriyor roman; onun yakalanıp asılmasıyla...
28 Kasım 2011
ilginç değil mi? Bence de... Daha ilginci de var: Bu hikayenin, Mütefekkir Salih MiRZABEYOĞLU'nun Gölgeler romanında(1986) ayrıntılarıyla yer alması...
Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine "Zamanın Atıf Hoca"sı lakabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..
Selim Gürselgil
salih Mirzabeyoğlu'nun 1986 yılında yayınlanan romanı...
hemen söyleyeyim, Tilki Günlüğü'ne benzemiyor, onun gibi "ilmî yönü baskın", "zor anlaşılır" veya "karışık" nitelemelerine mevzu değil... Son derece basit, günlük insan ilişkileri ve karakterleri üzerinde, heyecanla okunacak bir hikâye havası taşıyor.
Şunu da ilave edeyim: Bugüne kadar Batı klasiklerinin birçoğunu elden geçirmiş, yerli roman alanında da bir hayli dolaşmış, daha lise yıllarında ruhu Genç Werther'le, Pavel ile, Langais Düşesi ile alevlenmiş, yani roman âleminde epey bir fenni olan biri sıfatıyla belirtecek olursam, Gölgeler, çok farklı bir lezzet bırakıyor damakta, pek öyle kimselere benzemeyen çok hoş bir koku veriyor insanın kalbine...
Belki en büyük handikapı, Salih Mirzabeyoğlu gibi biri tarafından yazılmış olması... Meselâ onu Orhan Pamuk yazmış olsaydı -kendisini beğenmediğim için söylemiyorum bunu-, en az 50 dünya diline çevirilmiş olmakla kalmaz, bana kalırsa, aldığı Nobel'in de tanımlanmış gerekçesi olurdu. Veya ne bileyim, islâmcı camiada daha az sivri siyasî iddiaları olan biri tarafından kaleme alınmış olsaydı, bugüne kadar 100 baskı rahat yapar, hatta satır satır ezberlenirdi çoktan...
Fakat Salih Mirzabeyoğlu'nun hikâyesi bu...
Onun edebiyat hünerine aşina olanlar için sürpriz değil: Bir seçim günü, seçim sandığında görevli kimseler arasında başlıyor hikâye...
Sonra onların ve onlarla ilişkide olan kimselerin hikâyesi olarak devam ediyor. Ressamlar, aktörler, iş adamları, bar kadınları, hayal gören genç kızlar, veremliler, teröristler, banka soyguncuları, kimlik arayışları, kadın erkek ilişkileri, reenkarnasyon, varoluşçuluk, sosyalizm, Büyük Doğu, hayatın kendisi, hayatın anlamı giriyor devreye...
Herbiri "uçarı", ressamların "hafif dokunuşlar" dediği tarzda ve herbiri içinde akılda kalır, fikri yönü ağır sözler, tesbitler eşliğinde...
Bir yerde, Baudelaire'in o ünlü Albatros şiiri geçiyor. Metris'teyken birkaç defa bu şiirden bahsettiğini hatırlayorum. Sanırım, şiirin o gün için en dikkat çekmek istediği mısra şuydu:
-"Yeryüzüne sürülmüş yuhalar arasında..."
Şairi böyle nitelendiriyor Baudelaire, onu, gemiciler tarafından yakalanmış ve onların alaylarına, kahkahalarına konu olan Albatros'a benzetiyor. Sonradan varoluşçuların "uyumsuz" adı vereceği, çevreyle uyumsuz, dıştan bakınca bir anlam verilemeyen, kolayca tanımlanamayan, yuhalara ve kahkahalara konu olan, yeryüzüne sürülmüş, başka bir âlemin sürgünü:
"Exilé sur le sol au milieu des huées..."
Gölgeler'in kendisi gibi... Ve tuhaf biçimde, iskilipli Atıf Hoca'nın hikâyesi ile sona eriyor roman; onun yakalanıp asılmasıyla...
28 Kasım 2011
ilginç değil mi? Bence de... Daha ilginci de var: Bu hikayenin, Mütefekkir Salih MiRZABEYOĞLU'nun Gölgeler romanında(1986) ayrıntılarıyla yer alması...
Neden acaba? 25 yıl sonra kendisine "Zamanın Atıf Hoca"sı lakabı yakıştırılacağını tahmin ettiği için mi?..
Selim Gürselgil
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar