bugün
- 18 ekim 2026 uludağ sözlüğün hacklenmesi21
- bik bik'in hacker'a yemek yapması20
- kolye142
- usualsuspectsin mod olması5
- zall'ın makara yapması5
- cep telefonu22
- nokia20
- asla evlenilmeyecek kızlar6
- asansörde susma zorunluluğu3
- ben yokken sözlükte neler oldu4
- hacker saldırısı gazileri4
- fon vurgunu24
- tiyatroya gitmek3
- son parti4
- ıpkis'in bir işe yaramaması5
- esaretin bedeli5
- uludağ sözlüğün hacklenmesi14
- bik bik'in hacker'a yalakalık yapması11
- istersem sozlugu hacklerim5
- vadistanbul2
- hitler dönemi fenerbahçe dominasyonu3
- konya denilince akla gelenler7
- 20013
- asla evlenilmeyecek erkekler10
- istanbul daki konserde fenalaşan 1 kişinin ölümü2
- hacker'ın hesabı mı kısıtlaması7
- cimer'e yazılan öğretmen şikayetleri6
- şeref taşlıova2
- samsunspor3
- sözlükte aynı anda iki hesap kullanan tip7
- anın görüntüsü20
- ismailağa cemaati3
- uludağ sözlüğün hacklenmesi skandalı3
- karpuzcu liboş pandanın gerçek kimliği3
- ardahan2
- uludağ sözlük'ü yıkamayacaksınız4
- ismet gürbüz'ün sözlüğü hacklemesi4
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- ekonomi5
- dünya2
- avrupa3
- pazarları çizgi film izlemek için erken uyanmak6
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver13
- ismailağa işletti akp korudu mahmut öldü3
- aşk12
- sel7
- hakta birlik partisi2
- yol6
- rüzgar12
- ismet gurbuz'ün tırnakları2
6 mart 1996.
benim için takvimdeki sıradan bir tarih değil. çünkü o gün, henüz üç buçuk yaşında bir çocukken babamı kaybettim. insanın hafızası o yaşları tutmuyor; ne sesini hatırlıyorum, ne yürüyüşünü, ne de bana nasıl baktığını. ama tuhaf bir şekilde, hayatım boyunca onu tanımaya çalıştım. hem de hiç hatırlamadığım bir insanı.
babamı ben hatırlamıyorum ama insanlar hatırlıyor. yıllar boyunca karşıma çıkan herkes aynı şeyleri söyledi: “çok iyi bir insandı”, “kimseyi kırmazdı”, “yardım etmeyi severdi”, “adam gibi adamdı.” bazen birinin gözünde hafif bir gülümsemeyle, bazen de eski bir dostun iç çekişiyle anlatıldı bana. ben de o anlatılan parçaları bir araya getirip zihnimde bir baba portresi oluşturmaya çalıştım.
sanki bir insanı değil de, eksik sayfaları olan bir kitabı tamamlamaya çalışır gibi.
şimdi hayatımın garip bir dönemindeyim. insanın “keşke konuşabilseydim” dediği zamanlardan biri. eşimle aramın soğuduğu, iş hayatımda aile dediğim insanlardan kazık yediğim, sağlığımın bir anda dağıldığı bir dönem. aynaya baktığımda saçlarımda ilk beyazı gördüm geçenlerde. belki çoğu insan için küçük bir şeydir ama benim için zamanın bir anda omzuma çöktüğü bir an gibiydi.
işte tam o anlarda aklıma hep aynı düşünce geliyor.
“keşke babam olsaydı.”
oturup konuşabileceğim biri. bana akıl verecek biri değil belki; bazen sadece susup dinleyecek biri. insanın hayatında bazı anlar vardır, güçlü görünmekten yorulur. omzunu koyabileceği bir yere ihtiyaç duyar.
benim o omuzum hiç olmadı.
bazen düşünüyorum, acaba bugünleri görse bana ne derdi diye. “sabret oğlum” mu derdi, “dik dur” mu derdi, yoksa sadece sırtıma bir kere vurup “geçer” mi derdi… bilmiyorum. ama bildiğim tek bir şey var: onu tanıyan herkes iyi bir insan olduğunu söylüyorsa, muhtemelen bana da iyi bir yol göstermeye çalışırdı.
insan bazen hiç tanımadığı birini özleyebiliyormuş. hem de hayatı boyunca.
6 mart benim için sadece bir ölüm yıldönümü değil. aynı zamanda hiç yaşayamadığım bir ilişkinin, hiç soramadığım soruların ve hiç anlatamadığım dertlerin tarihi.
ve garip bir şekilde, aradan geçen onca yıla rağmen bazı günler hâlâ içimden şu cümle geçiyor:
“baba, bugünlerde gerçekten sana ihtiyacım var.”
bir sen olmak için 13 yıl daha… huzur içinde uyu babam!
benim için takvimdeki sıradan bir tarih değil. çünkü o gün, henüz üç buçuk yaşında bir çocukken babamı kaybettim. insanın hafızası o yaşları tutmuyor; ne sesini hatırlıyorum, ne yürüyüşünü, ne de bana nasıl baktığını. ama tuhaf bir şekilde, hayatım boyunca onu tanımaya çalıştım. hem de hiç hatırlamadığım bir insanı.
babamı ben hatırlamıyorum ama insanlar hatırlıyor. yıllar boyunca karşıma çıkan herkes aynı şeyleri söyledi: “çok iyi bir insandı”, “kimseyi kırmazdı”, “yardım etmeyi severdi”, “adam gibi adamdı.” bazen birinin gözünde hafif bir gülümsemeyle, bazen de eski bir dostun iç çekişiyle anlatıldı bana. ben de o anlatılan parçaları bir araya getirip zihnimde bir baba portresi oluşturmaya çalıştım.
sanki bir insanı değil de, eksik sayfaları olan bir kitabı tamamlamaya çalışır gibi.
şimdi hayatımın garip bir dönemindeyim. insanın “keşke konuşabilseydim” dediği zamanlardan biri. eşimle aramın soğuduğu, iş hayatımda aile dediğim insanlardan kazık yediğim, sağlığımın bir anda dağıldığı bir dönem. aynaya baktığımda saçlarımda ilk beyazı gördüm geçenlerde. belki çoğu insan için küçük bir şeydir ama benim için zamanın bir anda omzuma çöktüğü bir an gibiydi.
işte tam o anlarda aklıma hep aynı düşünce geliyor.
“keşke babam olsaydı.”
oturup konuşabileceğim biri. bana akıl verecek biri değil belki; bazen sadece susup dinleyecek biri. insanın hayatında bazı anlar vardır, güçlü görünmekten yorulur. omzunu koyabileceği bir yere ihtiyaç duyar.
benim o omuzum hiç olmadı.
bazen düşünüyorum, acaba bugünleri görse bana ne derdi diye. “sabret oğlum” mu derdi, “dik dur” mu derdi, yoksa sadece sırtıma bir kere vurup “geçer” mi derdi… bilmiyorum. ama bildiğim tek bir şey var: onu tanıyan herkes iyi bir insan olduğunu söylüyorsa, muhtemelen bana da iyi bir yol göstermeye çalışırdı.
insan bazen hiç tanımadığı birini özleyebiliyormuş. hem de hayatı boyunca.
6 mart benim için sadece bir ölüm yıldönümü değil. aynı zamanda hiç yaşayamadığım bir ilişkinin, hiç soramadığım soruların ve hiç anlatamadığım dertlerin tarihi.
ve garip bir şekilde, aradan geçen onca yıla rağmen bazı günler hâlâ içimden şu cümle geçiyor:
“baba, bugünlerde gerçekten sana ihtiyacım var.”
bir sen olmak için 13 yıl daha… huzur içinde uyu babam!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar