bugün
- migros'a sorulacak tek soru7
- yeni partinin ilk krizde duvara toslaması10
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması4
- livakovic'in barcelona transferi5
- fenerbahçe biraz sert biraz katı12
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı6
- kadınlardaki aşırı özgüvenin nedeni5
- adnan menderes'in yıktırdığı tarihi eserler3
- genelev3
- osuruktan şiirler58
- yılmaz güney izleyip ahmet kaya dinleyen tip14
- enayimiknatisi ile kavga etmek21
- sözlük ne zaman bu kadar sıkıcı hale geldi2
- abdullah öcalan13
- yazarlara gelen son mesaj3
- babo dünyayı düzdün doymadın4
- dincinin içinde yaşadığı hasta hayal dünyası3
- bik bik kız kaçırdı9
- yasakçı zihniyet15
- ekşi sözlük21
- victor osimhen11
- alparslan kuytul13
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi3
- tarhana çorbası7
- ona bir şey söyle5
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı30
- kredi kartı2
- şarapçı koala'nın ulusalcı nefreti8
- ilk buluşmada 13 pişi yiyen kız12
- yılmaz güney filmleri6
- tarhana içenlerin köylü ve eğitimsiz olması10
- polisin verilen emrin yasaya uygunluğunu sorgusu12
- yıllık izin3
- ismail kartal16
- avanosun nevşehirde olması5
- ulusalcı önderlerin akp'ye geçmesi10
- yılmaz güney büyüklüğü4
- bir uykusuz eleman var uyuyamıyor geceleri2
- reels izleme bağımlılığı6
- bugün ne yapsam9
- her şeyi hatırlayan insan9
- müsavat dervişoğlu8
- muslettin amca6
- aleksey batrakov19
- sözlükte kavga olmayan gün2
- felsefe9
- astral seyahate çıkış harcı4
- çay içen erkeklerden iğreniyorum ıyy diyen kız4
- sabah alarmı yapılacak şarkı4
- şah hatayi'nin hataylı olmaması4
uğur mumcu'nun, 1978 tarihli yazılarından derlenen aselsan aş kitabı, anlık bir polemiğin çok ötesinde, keskin bir sosyal teoridir. mumcu, bu başlığı atarak milliyetçiliğin saf, tözsel bir duygu ya da ilke olmadığını, aksine, belirli maddi çıkarlar ve iktidar ilişkileri zemininde üretilen, pazarlanan ve tüketilen bir meta, bir "anonim şirket" olduğunu ilan eder.
mumcu'nun temel tezi, yurtseverlik ile milliyetçilik arasına kalın bir çizgi çekmesidir. onun için yurtseverlik, kurtuluş savaşı'nda somutlaşan anti-emperyalist bir duruştur; ülkenin doğal kaynaklarına, tam bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Aselsan a.ş.'de defalarca "sömürge milliyetçiliği" olarak adlandırdığı ve mhp'nin temsil ettiği yapı ise bunun tam tersidir. bu milliyetçilik, nato'ya ve abd'ye olan bağımlılığı sorgulamaz; aksine, ülkenin asıl tehlikesini "komünizm" olarak kodlar ve bu mücadelenin gereği olarak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkileri meşrulaştırır. mumcu, ataş rafinerisiyle ilgili yazısında, yabancı petrol şirketlerinin çıkarlarını savunanların nasıl "milliyetçi" geçindiğini teşhir ederken, bu ideolojinin ekonomik ve sınıfsal temelini gözler önüne serer. milliyetçilik, bu bağlamda, ulusal burjuvazinin ve onlarla işbirliği içindeki komprador unsurların çıkarlarını, "milli dava" kisvesi altında halka pazarlayan bir şirketin markası haline gelir. şirketin yönetim kurulu, siyasetçiler, bürokratlar ve sermaye sahiplerinden oluşur; şiddet ise bu şirketin pazarlama ve dağıtım ağını güvence altına alan güvenlik mekanizmasıdır.
bu yapının en temel özelliği, düşmanı dışarıda değil, içeride aramasıdır. "millet," homojen, kutsal bir bütün olarak sunulurken; bu bütünlüğün dışında kalanlar "vatan haini," "bölücü," "anarşist" olarak damgalanır. 1970'lerde bu düşman figürü öncelikle solcular, devrimciler ve sendikalı işçilerdi. mumcu, mhp'nin ve onunla ilintili yapıların (kontrgerilla, ülkü ocakları) sola yönelik şiddet eylemlerini, bu eylemlerin devlet içindeki uzantılarını ve arkasındaki siyasi koruma zırhını belgeleriyle ortaya koyar. bu şiddet, rastgele bir öfke patlaması değil, siyasi bir projenin parçasıdır: solun ve işçi sınıfı hareketinin yükselişini durdurmak, toplumsal muhalefeti ezmek ve düzenin bekasını sağlamak. bu, devletin ve egemen sınıfların şiddet tekelini, sivil faşist bir vekalet savaşıyla tabana yayma stratejisidir. Aselsan a.ş., bu şiddetin maliyetini yine halka ödetirken, karını egemenlerle paylaşır.
işte bu yapısal analizi günümüze taşıdığımızda, genel olarak sağ milliyetçiliğin işlevindeki sürekliliği görürüz. "düşman" tanımı, iktidar bloğunun ihtiyaçlarına göre esneklik gösterir. dün "komünistler" olan düşman, 1990'larda ve 2000'lerde kesin bir dille pkk lideri abdullah öcalan olarak kodlanmıştır. Savunma sanayi şirketleri varlığını ve halkla kurduğu duygusal bağı, neredeyse tamamen bu "düşman" üzerine inşa etmiştir. öcalan'ın idam edilmemesi veya onunla herhangi bir temas kurulması, en büyük "ihanet" söyleminin malzemesi olmuştur.
ancak, "devlet aklı(!)" ve iktidar bloğunun stratejisi değiştiğinde, aselsan a.ş.'nin de pozisyonunu güncellediğini görürüz. devlet bahçeli'nin, iktidar ortağı olduğu bir dönemde, "çözüm süreci" adı verilen ve bizzat devlet tarafından öcalan ile görüşmelerin başlatıldığı sürece yönelik tutumu, bu yapısal işlevin en net örneğidir. geçmişte başkası tarafından yapılması "teröristle masaya oturmak" ve "ihanet" olan bir eylem, iktidar bloğunun bir parçası olarak yapıldığında "devletin ali menfaatleri" adına atılmış bir adım haline gelebilir hatta bu süreci bizzat mhp lideri devlet bahçeli başlatır. burada ilkesel bir tutarlılık değil, pragmatik bir iktidar stratejisi devrededir. milliyetçiliğin ne olduğu, kimin yaptığına ve hangi amaca hizmet ettiğine göre yeniden tanımlanır. eğer eylem, mevcut iktidar bloğunun bekasına hizmet ediyorsa meşru, ona karşı bir konumda ise gayrimeşrudur. tıpkı uğur mumcu'nun dediği gibi: iktidarın parçası olan bir milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, iç muhalefete karşı bir silah olarak kullanılır.
sonuç olarak, uğur mumcu'nun aselsan a.ş.'de sunduğu çerçeve, bir dönemin fotoğrafı olmanın ötesinde, türkiye'de sağ milliyetçiliğin yapısal bir analizidir. bu, milliyetçiliğin, ulusun ortak çıkarlarını değil, belirli bir sınıfın ve iktidar odağının çıkarlarını korumak üzere seferber edilen, içeriği konjonktüre göre doldurulan ve en büyük sermayesi "düşman" olan bir şirket olduğunu gösterir. bu şirketin varlığı, gerçek bir toplumsal barışın ve sınıfsal adaletin önündeki en büyük ideolojik engel olmaya devam etmektedir. mumcu'nun neredeyse yarım asır önce yaktığı bu ışık, bugünün karmaşık siyasi ilişkilerini anlamak için hala en güçlü projektörlerden biridir.
mumcu'nun temel tezi, yurtseverlik ile milliyetçilik arasına kalın bir çizgi çekmesidir. onun için yurtseverlik, kurtuluş savaşı'nda somutlaşan anti-emperyalist bir duruştur; ülkenin doğal kaynaklarına, tam bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Aselsan a.ş.'de defalarca "sömürge milliyetçiliği" olarak adlandırdığı ve mhp'nin temsil ettiği yapı ise bunun tam tersidir. bu milliyetçilik, nato'ya ve abd'ye olan bağımlılığı sorgulamaz; aksine, ülkenin asıl tehlikesini "komünizm" olarak kodlar ve bu mücadelenin gereği olarak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkileri meşrulaştırır. mumcu, ataş rafinerisiyle ilgili yazısında, yabancı petrol şirketlerinin çıkarlarını savunanların nasıl "milliyetçi" geçindiğini teşhir ederken, bu ideolojinin ekonomik ve sınıfsal temelini gözler önüne serer. milliyetçilik, bu bağlamda, ulusal burjuvazinin ve onlarla işbirliği içindeki komprador unsurların çıkarlarını, "milli dava" kisvesi altında halka pazarlayan bir şirketin markası haline gelir. şirketin yönetim kurulu, siyasetçiler, bürokratlar ve sermaye sahiplerinden oluşur; şiddet ise bu şirketin pazarlama ve dağıtım ağını güvence altına alan güvenlik mekanizmasıdır.
bu yapının en temel özelliği, düşmanı dışarıda değil, içeride aramasıdır. "millet," homojen, kutsal bir bütün olarak sunulurken; bu bütünlüğün dışında kalanlar "vatan haini," "bölücü," "anarşist" olarak damgalanır. 1970'lerde bu düşman figürü öncelikle solcular, devrimciler ve sendikalı işçilerdi. mumcu, mhp'nin ve onunla ilintili yapıların (kontrgerilla, ülkü ocakları) sola yönelik şiddet eylemlerini, bu eylemlerin devlet içindeki uzantılarını ve arkasındaki siyasi koruma zırhını belgeleriyle ortaya koyar. bu şiddet, rastgele bir öfke patlaması değil, siyasi bir projenin parçasıdır: solun ve işçi sınıfı hareketinin yükselişini durdurmak, toplumsal muhalefeti ezmek ve düzenin bekasını sağlamak. bu, devletin ve egemen sınıfların şiddet tekelini, sivil faşist bir vekalet savaşıyla tabana yayma stratejisidir. Aselsan a.ş., bu şiddetin maliyetini yine halka ödetirken, karını egemenlerle paylaşır.
işte bu yapısal analizi günümüze taşıdığımızda, genel olarak sağ milliyetçiliğin işlevindeki sürekliliği görürüz. "düşman" tanımı, iktidar bloğunun ihtiyaçlarına göre esneklik gösterir. dün "komünistler" olan düşman, 1990'larda ve 2000'lerde kesin bir dille pkk lideri abdullah öcalan olarak kodlanmıştır. Savunma sanayi şirketleri varlığını ve halkla kurduğu duygusal bağı, neredeyse tamamen bu "düşman" üzerine inşa etmiştir. öcalan'ın idam edilmemesi veya onunla herhangi bir temas kurulması, en büyük "ihanet" söyleminin malzemesi olmuştur.
ancak, "devlet aklı(!)" ve iktidar bloğunun stratejisi değiştiğinde, aselsan a.ş.'nin de pozisyonunu güncellediğini görürüz. devlet bahçeli'nin, iktidar ortağı olduğu bir dönemde, "çözüm süreci" adı verilen ve bizzat devlet tarafından öcalan ile görüşmelerin başlatıldığı sürece yönelik tutumu, bu yapısal işlevin en net örneğidir. geçmişte başkası tarafından yapılması "teröristle masaya oturmak" ve "ihanet" olan bir eylem, iktidar bloğunun bir parçası olarak yapıldığında "devletin ali menfaatleri" adına atılmış bir adım haline gelebilir hatta bu süreci bizzat mhp lideri devlet bahçeli başlatır. burada ilkesel bir tutarlılık değil, pragmatik bir iktidar stratejisi devrededir. milliyetçiliğin ne olduğu, kimin yaptığına ve hangi amaca hizmet ettiğine göre yeniden tanımlanır. eğer eylem, mevcut iktidar bloğunun bekasına hizmet ediyorsa meşru, ona karşı bir konumda ise gayrimeşrudur. tıpkı uğur mumcu'nun dediği gibi: iktidarın parçası olan bir milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, iç muhalefete karşı bir silah olarak kullanılır.
sonuç olarak, uğur mumcu'nun aselsan a.ş.'de sunduğu çerçeve, bir dönemin fotoğrafı olmanın ötesinde, türkiye'de sağ milliyetçiliğin yapısal bir analizidir. bu, milliyetçiliğin, ulusun ortak çıkarlarını değil, belirli bir sınıfın ve iktidar odağının çıkarlarını korumak üzere seferber edilen, içeriği konjonktüre göre doldurulan ve en büyük sermayesi "düşman" olan bir şirket olduğunu gösterir. bu şirketin varlığı, gerçek bir toplumsal barışın ve sınıfsal adaletin önündeki en büyük ideolojik engel olmaya devam etmektedir. mumcu'nun neredeyse yarım asır önce yaktığı bu ışık, bugünün karmaşık siyasi ilişkilerini anlamak için hala en güçlü projektörlerden biridir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar