bugün
- cehennem korkusu10
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği23
- benlik davasından vazgeçmek4
- evli hatunu kocası evdeyken hoplatmak8
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi22
- karışık kızartma6
- patates kızartması yeme zevki4
- kötülüğe kötülükle karşılık vermek4
- alevilerde muhammed ismi3
- özgürlük ve güvenlik paradoksu4
- 3 temmuz 2026 portekiz hırvatistan maçı10
- hardcore ne demek sorunsalı6
- biraderikos2
- ne kadar süreden beri mast yapmıyorsun4
- ölü balık eli4
- çok çişi gelen insan9
- severus snape2
- beraber huzurevine çıkılacak yazarlar16
- 41 yaşına gelmiş hala daha sözlükte yazan adam14
- mutsuz insan kendisine zarar verir2
- uzun adam6
- hınç asabiyet ve kronik uykusuzluk4
- okunan kitap2
- deniz göktaş25
- şeriat gelirse laikçilerin kaçacağı ülke5
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek18
- üniversitelerin cahil yetiştirmesi7
- hiç kıyamet kopmayacakmış gibi yaşamak2
- adnan menderesin yıktırdığı tarihi eserler4
- arkadaşlar bir şey soracağım7
- sözlüğün zıvanadan çıkması7
- üç çocuk yapacağım devlet kadın versin5
- kadınlar memelerini birbirlerine gösteriyor mu10
- tulumba tatlısı8
- arkadaşlar sıcak2
- kardeş6
- lise 1deki haliniz karşınızda olsa ne dersiniz12
- sözlükte flörtleşmek22
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı7
- arap sabunu4
- lastik patlaması4
- yazarlara verilmiş lakaplar13
- mozaik pasta4
- insanlığın yüzkarası5
- fakire sucuk vermişler bu yamuk demiş4
- ellerim bos gonlum hos7
- erkekleri taciz eden kadın9
- özel mesajla adres ver lan diyen yazar5
- hip dips2
- sizce ben güzel miyim7
uğur mumcu'nun, 1978 tarihli yazılarından derlenen aselsan aş kitabı, anlık bir polemiğin çok ötesinde, keskin bir sosyal teoridir. mumcu, bu başlığı atarak milliyetçiliğin saf, tözsel bir duygu ya da ilke olmadığını, aksine, belirli maddi çıkarlar ve iktidar ilişkileri zemininde üretilen, pazarlanan ve tüketilen bir meta, bir "anonim şirket" olduğunu ilan eder.
mumcu'nun temel tezi, yurtseverlik ile milliyetçilik arasına kalın bir çizgi çekmesidir. onun için yurtseverlik, kurtuluş savaşı'nda somutlaşan anti-emperyalist bir duruştur; ülkenin doğal kaynaklarına, tam bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Aselsan a.ş.'de defalarca "sömürge milliyetçiliği" olarak adlandırdığı ve mhp'nin temsil ettiği yapı ise bunun tam tersidir. bu milliyetçilik, nato'ya ve abd'ye olan bağımlılığı sorgulamaz; aksine, ülkenin asıl tehlikesini "komünizm" olarak kodlar ve bu mücadelenin gereği olarak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkileri meşrulaştırır. mumcu, ataş rafinerisiyle ilgili yazısında, yabancı petrol şirketlerinin çıkarlarını savunanların nasıl "milliyetçi" geçindiğini teşhir ederken, bu ideolojinin ekonomik ve sınıfsal temelini gözler önüne serer. milliyetçilik, bu bağlamda, ulusal burjuvazinin ve onlarla işbirliği içindeki komprador unsurların çıkarlarını, "milli dava" kisvesi altında halka pazarlayan bir şirketin markası haline gelir. şirketin yönetim kurulu, siyasetçiler, bürokratlar ve sermaye sahiplerinden oluşur; şiddet ise bu şirketin pazarlama ve dağıtım ağını güvence altına alan güvenlik mekanizmasıdır.
bu yapının en temel özelliği, düşmanı dışarıda değil, içeride aramasıdır. "millet," homojen, kutsal bir bütün olarak sunulurken; bu bütünlüğün dışında kalanlar "vatan haini," "bölücü," "anarşist" olarak damgalanır. 1970'lerde bu düşman figürü öncelikle solcular, devrimciler ve sendikalı işçilerdi. mumcu, mhp'nin ve onunla ilintili yapıların (kontrgerilla, ülkü ocakları) sola yönelik şiddet eylemlerini, bu eylemlerin devlet içindeki uzantılarını ve arkasındaki siyasi koruma zırhını belgeleriyle ortaya koyar. bu şiddet, rastgele bir öfke patlaması değil, siyasi bir projenin parçasıdır: solun ve işçi sınıfı hareketinin yükselişini durdurmak, toplumsal muhalefeti ezmek ve düzenin bekasını sağlamak. bu, devletin ve egemen sınıfların şiddet tekelini, sivil faşist bir vekalet savaşıyla tabana yayma stratejisidir. Aselsan a.ş., bu şiddetin maliyetini yine halka ödetirken, karını egemenlerle paylaşır.
işte bu yapısal analizi günümüze taşıdığımızda, genel olarak sağ milliyetçiliğin işlevindeki sürekliliği görürüz. "düşman" tanımı, iktidar bloğunun ihtiyaçlarına göre esneklik gösterir. dün "komünistler" olan düşman, 1990'larda ve 2000'lerde kesin bir dille pkk lideri abdullah öcalan olarak kodlanmıştır. Savunma sanayi şirketleri varlığını ve halkla kurduğu duygusal bağı, neredeyse tamamen bu "düşman" üzerine inşa etmiştir. öcalan'ın idam edilmemesi veya onunla herhangi bir temas kurulması, en büyük "ihanet" söyleminin malzemesi olmuştur.
ancak, "devlet aklı(!)" ve iktidar bloğunun stratejisi değiştiğinde, aselsan a.ş.'nin de pozisyonunu güncellediğini görürüz. devlet bahçeli'nin, iktidar ortağı olduğu bir dönemde, "çözüm süreci" adı verilen ve bizzat devlet tarafından öcalan ile görüşmelerin başlatıldığı sürece yönelik tutumu, bu yapısal işlevin en net örneğidir. geçmişte başkası tarafından yapılması "teröristle masaya oturmak" ve "ihanet" olan bir eylem, iktidar bloğunun bir parçası olarak yapıldığında "devletin ali menfaatleri" adına atılmış bir adım haline gelebilir hatta bu süreci bizzat mhp lideri devlet bahçeli başlatır. burada ilkesel bir tutarlılık değil, pragmatik bir iktidar stratejisi devrededir. milliyetçiliğin ne olduğu, kimin yaptığına ve hangi amaca hizmet ettiğine göre yeniden tanımlanır. eğer eylem, mevcut iktidar bloğunun bekasına hizmet ediyorsa meşru, ona karşı bir konumda ise gayrimeşrudur. tıpkı uğur mumcu'nun dediği gibi: iktidarın parçası olan bir milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, iç muhalefete karşı bir silah olarak kullanılır.
sonuç olarak, uğur mumcu'nun aselsan a.ş.'de sunduğu çerçeve, bir dönemin fotoğrafı olmanın ötesinde, türkiye'de sağ milliyetçiliğin yapısal bir analizidir. bu, milliyetçiliğin, ulusun ortak çıkarlarını değil, belirli bir sınıfın ve iktidar odağının çıkarlarını korumak üzere seferber edilen, içeriği konjonktüre göre doldurulan ve en büyük sermayesi "düşman" olan bir şirket olduğunu gösterir. bu şirketin varlığı, gerçek bir toplumsal barışın ve sınıfsal adaletin önündeki en büyük ideolojik engel olmaya devam etmektedir. mumcu'nun neredeyse yarım asır önce yaktığı bu ışık, bugünün karmaşık siyasi ilişkilerini anlamak için hala en güçlü projektörlerden biridir.
mumcu'nun temel tezi, yurtseverlik ile milliyetçilik arasına kalın bir çizgi çekmesidir. onun için yurtseverlik, kurtuluş savaşı'nda somutlaşan anti-emperyalist bir duruştur; ülkenin doğal kaynaklarına, tam bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Aselsan a.ş.'de defalarca "sömürge milliyetçiliği" olarak adlandırdığı ve mhp'nin temsil ettiği yapı ise bunun tam tersidir. bu milliyetçilik, nato'ya ve abd'ye olan bağımlılığı sorgulamaz; aksine, ülkenin asıl tehlikesini "komünizm" olarak kodlar ve bu mücadelenin gereği olarak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkileri meşrulaştırır. mumcu, ataş rafinerisiyle ilgili yazısında, yabancı petrol şirketlerinin çıkarlarını savunanların nasıl "milliyetçi" geçindiğini teşhir ederken, bu ideolojinin ekonomik ve sınıfsal temelini gözler önüne serer. milliyetçilik, bu bağlamda, ulusal burjuvazinin ve onlarla işbirliği içindeki komprador unsurların çıkarlarını, "milli dava" kisvesi altında halka pazarlayan bir şirketin markası haline gelir. şirketin yönetim kurulu, siyasetçiler, bürokratlar ve sermaye sahiplerinden oluşur; şiddet ise bu şirketin pazarlama ve dağıtım ağını güvence altına alan güvenlik mekanizmasıdır.
bu yapının en temel özelliği, düşmanı dışarıda değil, içeride aramasıdır. "millet," homojen, kutsal bir bütün olarak sunulurken; bu bütünlüğün dışında kalanlar "vatan haini," "bölücü," "anarşist" olarak damgalanır. 1970'lerde bu düşman figürü öncelikle solcular, devrimciler ve sendikalı işçilerdi. mumcu, mhp'nin ve onunla ilintili yapıların (kontrgerilla, ülkü ocakları) sola yönelik şiddet eylemlerini, bu eylemlerin devlet içindeki uzantılarını ve arkasındaki siyasi koruma zırhını belgeleriyle ortaya koyar. bu şiddet, rastgele bir öfke patlaması değil, siyasi bir projenin parçasıdır: solun ve işçi sınıfı hareketinin yükselişini durdurmak, toplumsal muhalefeti ezmek ve düzenin bekasını sağlamak. bu, devletin ve egemen sınıfların şiddet tekelini, sivil faşist bir vekalet savaşıyla tabana yayma stratejisidir. Aselsan a.ş., bu şiddetin maliyetini yine halka ödetirken, karını egemenlerle paylaşır.
işte bu yapısal analizi günümüze taşıdığımızda, genel olarak sağ milliyetçiliğin işlevindeki sürekliliği görürüz. "düşman" tanımı, iktidar bloğunun ihtiyaçlarına göre esneklik gösterir. dün "komünistler" olan düşman, 1990'larda ve 2000'lerde kesin bir dille pkk lideri abdullah öcalan olarak kodlanmıştır. Savunma sanayi şirketleri varlığını ve halkla kurduğu duygusal bağı, neredeyse tamamen bu "düşman" üzerine inşa etmiştir. öcalan'ın idam edilmemesi veya onunla herhangi bir temas kurulması, en büyük "ihanet" söyleminin malzemesi olmuştur.
ancak, "devlet aklı(!)" ve iktidar bloğunun stratejisi değiştiğinde, aselsan a.ş.'nin de pozisyonunu güncellediğini görürüz. devlet bahçeli'nin, iktidar ortağı olduğu bir dönemde, "çözüm süreci" adı verilen ve bizzat devlet tarafından öcalan ile görüşmelerin başlatıldığı sürece yönelik tutumu, bu yapısal işlevin en net örneğidir. geçmişte başkası tarafından yapılması "teröristle masaya oturmak" ve "ihanet" olan bir eylem, iktidar bloğunun bir parçası olarak yapıldığında "devletin ali menfaatleri" adına atılmış bir adım haline gelebilir hatta bu süreci bizzat mhp lideri devlet bahçeli başlatır. burada ilkesel bir tutarlılık değil, pragmatik bir iktidar stratejisi devrededir. milliyetçiliğin ne olduğu, kimin yaptığına ve hangi amaca hizmet ettiğine göre yeniden tanımlanır. eğer eylem, mevcut iktidar bloğunun bekasına hizmet ediyorsa meşru, ona karşı bir konumda ise gayrimeşrudur. tıpkı uğur mumcu'nun dediği gibi: iktidarın parçası olan bir milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, iç muhalefete karşı bir silah olarak kullanılır.
sonuç olarak, uğur mumcu'nun aselsan a.ş.'de sunduğu çerçeve, bir dönemin fotoğrafı olmanın ötesinde, türkiye'de sağ milliyetçiliğin yapısal bir analizidir. bu, milliyetçiliğin, ulusun ortak çıkarlarını değil, belirli bir sınıfın ve iktidar odağının çıkarlarını korumak üzere seferber edilen, içeriği konjonktüre göre doldurulan ve en büyük sermayesi "düşman" olan bir şirket olduğunu gösterir. bu şirketin varlığı, gerçek bir toplumsal barışın ve sınıfsal adaletin önündeki en büyük ideolojik engel olmaya devam etmektedir. mumcu'nun neredeyse yarım asır önce yaktığı bu ışık, bugünün karmaşık siyasi ilişkilerini anlamak için hala en güçlü projektörlerden biridir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar