bugün
- bütün eziklerin 80 ler paylaşımı yapması15
- hayattan beklentiler8
- uyudun mu11
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i22
- şeffaf ayakkabı9
- 81 ilde sığınak yapılması7
- patso3
- kafasında konuşan sesi uzaylı zannetmek6
- adana dürüm vs adana porsiyon2
- kadın bacağı paylaşan mehdi4
- deliler bize ne anlatıyor sorunsalı7
- sinek as5
- gammazların gizli hesapları görebilmesi2
- olgunlaştıkça farkına varılan şeyler4
- queen ravenna ve cinleri14
- insanı yoran duygular6
- gebze yi gebze yapan şeyler3
- bir zihinden diğer zihne geçen memler8
- manifestten hangi kızla sevişirdin16
- at eti yemek3
- spora başladım4
- sözlüğün en kültürlü yazarı2
- mesleğinizi söyleyince muhatap olduğunuz sorular12
- öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler5
- karabüyü yapılan kaynananın hala yaşaması7
- tavuğun neden kanatları var11
- beni affettiğini söylesin gideyim10
- sözlük şifresinin uzaylılar tarafından çalınması6
- pandela 310
- ahlak abartılmış balon bir kavramdır5
- sözlükte üzdüğüm yazarlar11
- özgüven3
- sueda uluca silvermist benzerliği11
- komünistlerin tatar sürgünü2
- izmir yanıyor5
- sözlüğün en masum yazarları18
- hayatın insana diz çöktürmeye çalışması5
- hastanede kendini siktiren güvenlik kız2
- uludağ sözlük deli istilası4
- taliban7
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü12
- sonbahar depresyonu4
- karton toplayan birini görseniz naparsınız5
- öldükten sonraki ilk 1 milyar yıl4
- kuru patlıcan dolması4
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı8
- kadınların cinsel cinsel konuşması3
- bilim ve materyalizm her şeyi açıklamaz4
- s'i l v'e r m'i s t35
- kulaklık6
ideolocya Örgüsü'nden:
"Anadolu... Bozkurdun bir dere kenarında gümüş sulara dalıp gözlerindeki tılsımlı ateşi seyrede ede, içli ve mütevekkil bir söğüt ağacına istihale ettiği (mübarek) diyar...
Anadolu... Türkün, gerçek ruh ve muhtevasını bulur bulmaz seyyarlıktan sabitliğe geçtiği ve ruh vataniyle içiçe yeryüzü vatanını kurduğu büyük mâna çerçevesin
Anadolu... Kıt’alar arası tarihî hesaplaşmaların geçit meydanı, medeniyetlerin sergi evi, mahrem ve muazzam Asyanın, Avrupa’ya bakan cumbası...
Anadolu... Putların ve salîbin binbir cümbüşü arkasından kendisini topyekün hilâle teslim eden ve onun dâvasını bütün dünyaya şâmil bir (aksiyon) halinde güden aslî ve asîl unsur kadrosu...
Ve nihayet Anadolu... Tarih boyunca cihanın en büyük mâna ve madde imparatorluğuna dayanak vazifesini gördükten sonra, dört asırdır öksüz, mazlum, harap ve mahrum yaşayan; bir asırdan beri de ihanetlerin en acıklısına uğrayan, derken ananevî tahammül ve tevekkülünün üstünde ruh eşkiyasının çatı kurduğuna şahit olan misilsiz çile ve işkence arsası ...
Halbuki Anadolu; şehitler toprağı, gaziler bucağı, velîler ocağı...
Nihayet Anadolu, her taşında bir Yunus Emre’nin oturduğu, her yolundan bir Yunus Emre’nin geçtiği, hak âşıklarının yurdu ki, minareleri, evleri, rüzgârları, ırmakları, kağnıları ve kalbleri hep “Allah Allah!” sesleriyle uğuldamakta...
Böyleyken, Anadolu; suları bile “Allah deyu deyu” akarken, tam 65 yıldır kendi iradesiyle başa geçtiğini iddia eden istismar idarelerinin esiri olmak gibi, hayal ve efsaneye sığmaz bir gözbağcılığının, hokkabazlığın zebunu...
Anadolu’nun yine 65 yıldır beklediği, böyle bir Anadolu görüşü ve en üstün milliyetçilik halindeki böyle bir Anadoluculukla, ona, kendi kendisini, kendi uktesini, kendi kökünü göstermeye, kendi özünü ve yemişini kuvvetlendirmeye, sırlarını çözmeye ve dostlariyle düşmanlarını tanıtmaya memur, büyük fikir hamlesidir.
Suları bile “Allah deyu deyu” akan vatanın, o mukaddes emanet çerçevesinin “Harîm-i ismet” inde, Anadolu, düşmanlarını boğacak şuura yükselmedikçe, bilerek veya bilmeyerek, Firavunların ehramlarına taş taşıyan esirlerden farksız yaşayacaktır. “Harîm-i ismet”te boğulmasıyla, Anadolunun ve Anadolu ruhunun büsbütün boğulması arasında, ihtimal payı olarak hiçbir mesafe kalmamıştır. “Olmak mı, olmamak mı; işte bütün mesele!..”
Annelerin gittikçe unutkan, habersiz ve nebat hayatına namzet yavrular doğurduğu ve aziz mânaların gittikçe ışıkları sönük bir liman gibi arkada kaldığı bu hengâmede, sahipsizliğine rağmen ulvi bir sezişle hakkı gördüğünü birkaç yıldır belli etmiş bulunan Anadolu, elbette ruhî istiklâl veya buna bağlanması değil, mücerret bir hasretle yanması yeter! Sadece şuur! ...
Hasret, vuslatın yarısıdır. iste ki, olsun!."
"Anadolu... Bozkurdun bir dere kenarında gümüş sulara dalıp gözlerindeki tılsımlı ateşi seyrede ede, içli ve mütevekkil bir söğüt ağacına istihale ettiği (mübarek) diyar...
Anadolu... Türkün, gerçek ruh ve muhtevasını bulur bulmaz seyyarlıktan sabitliğe geçtiği ve ruh vataniyle içiçe yeryüzü vatanını kurduğu büyük mâna çerçevesin
Anadolu... Kıt’alar arası tarihî hesaplaşmaların geçit meydanı, medeniyetlerin sergi evi, mahrem ve muazzam Asyanın, Avrupa’ya bakan cumbası...
Anadolu... Putların ve salîbin binbir cümbüşü arkasından kendisini topyekün hilâle teslim eden ve onun dâvasını bütün dünyaya şâmil bir (aksiyon) halinde güden aslî ve asîl unsur kadrosu...
Ve nihayet Anadolu... Tarih boyunca cihanın en büyük mâna ve madde imparatorluğuna dayanak vazifesini gördükten sonra, dört asırdır öksüz, mazlum, harap ve mahrum yaşayan; bir asırdan beri de ihanetlerin en acıklısına uğrayan, derken ananevî tahammül ve tevekkülünün üstünde ruh eşkiyasının çatı kurduğuna şahit olan misilsiz çile ve işkence arsası ...
Halbuki Anadolu; şehitler toprağı, gaziler bucağı, velîler ocağı...
Nihayet Anadolu, her taşında bir Yunus Emre’nin oturduğu, her yolundan bir Yunus Emre’nin geçtiği, hak âşıklarının yurdu ki, minareleri, evleri, rüzgârları, ırmakları, kağnıları ve kalbleri hep “Allah Allah!” sesleriyle uğuldamakta...
Böyleyken, Anadolu; suları bile “Allah deyu deyu” akarken, tam 65 yıldır kendi iradesiyle başa geçtiğini iddia eden istismar idarelerinin esiri olmak gibi, hayal ve efsaneye sığmaz bir gözbağcılığının, hokkabazlığın zebunu...
Anadolu’nun yine 65 yıldır beklediği, böyle bir Anadolu görüşü ve en üstün milliyetçilik halindeki böyle bir Anadoluculukla, ona, kendi kendisini, kendi uktesini, kendi kökünü göstermeye, kendi özünü ve yemişini kuvvetlendirmeye, sırlarını çözmeye ve dostlariyle düşmanlarını tanıtmaya memur, büyük fikir hamlesidir.
Suları bile “Allah deyu deyu” akan vatanın, o mukaddes emanet çerçevesinin “Harîm-i ismet” inde, Anadolu, düşmanlarını boğacak şuura yükselmedikçe, bilerek veya bilmeyerek, Firavunların ehramlarına taş taşıyan esirlerden farksız yaşayacaktır. “Harîm-i ismet”te boğulmasıyla, Anadolunun ve Anadolu ruhunun büsbütün boğulması arasında, ihtimal payı olarak hiçbir mesafe kalmamıştır. “Olmak mı, olmamak mı; işte bütün mesele!..”
Annelerin gittikçe unutkan, habersiz ve nebat hayatına namzet yavrular doğurduğu ve aziz mânaların gittikçe ışıkları sönük bir liman gibi arkada kaldığı bu hengâmede, sahipsizliğine rağmen ulvi bir sezişle hakkı gördüğünü birkaç yıldır belli etmiş bulunan Anadolu, elbette ruhî istiklâl veya buna bağlanması değil, mücerret bir hasretle yanması yeter! Sadece şuur! ...
Hasret, vuslatın yarısıdır. iste ki, olsun!."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar