bugün
- durduk yere akıla gelen şey3
- hazret ktc2
- herkese garip size normal gelen şeyler8
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması13
- bardak ticareti7
- arkadaşlar iyi geceler7
- 2045 yılında ucan arabalar olacak mı sorunsalı5
- şuan sözlükte fingirdeyen yazarlar7
- aklınıza gelen şarkı sözü8
- kale3112'nin gece de artılaması5
- çerçeve yasa31
- online kişi sayısının artık gözükmemesi4
- türbede dua etmenin şirk olması13
- şişman olmak istemeyenlere tavsiyeler7
- sosyal olarak başarısız insanlar5
- azrail gelse ona ne derdiniz13
- birazdan yer yerinden oynayacak10
- nervio4
- 00 00 da entrylerin sıfırlanma saçmalığı5
- çok kitap okuyanı eleştirmek6
- düğünde yemek yiyen davetliden para isteyen damat6
- cinler bizim alemimize nasıl geçebiliyorlar4
- hikayenin kötü adamı olmak4
- siber istihbaratta teknik derinlik4
- g i l d e d l i l y10
- sözlük kızı ile kavga etmek13
- hiçbir servet zamanı satın alamaz20
- gece 3 te yatıp sabah 8 de işe gitmek3
- 12 ağustos 2026 güneş tutulması9
- tomşak dudaklı kezo4
- ahbap derneğine para kaptırıp elfida dinlemek3
- kızlar çabuk bakar mısınız4
- casperlar daltonlar redkitler şirinler6
- arkadaşlar ben sarhoş oldum3
- yurt dışı çıkış harcı8
- sokakta öpüşmek7
- gece gece yarım ekmek sucuklu tost gömmek3
- allah reisimizi başımızdan eksik etmesin2
- perseid göktaşı yağmuru3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı10
- özgür özel15
- sözlük kızlarının çok sıkıcı olması3
- ekşi sözlük referans19
- kitap okuma alışkanlığı4
- sözlükte kavga edilen kızın true çıkması7
- acıktım lan3
- engelleyen insan kibri6
- arkadaşlar aranızda rüya tabiri yapabilen var mı3
- ben bir ceviz agacıyım6
- bir kadın tarafından hükmedilmeyi istemek4
2019 sait faik odulu alan melisa kesmez kitabı.
kitabı taze bitirdim. taze duygularla yazıyorum.
melisa hanım hep beni yakalıyor, sol dekoltemi titretmeyi basarıyor.
ayrılıklar uzerine bu kitap. ve bazen de tam da okumaya ihtiyacımız olan sey.
artık yeni insanlar sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp birkaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için. (…) hemen değil ama zamanla anlıyordun ki, bir hayattı kaybettiğin, kendi hayatına bitişik bir hayat, bir komşu yaşam öyküsü. o gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanındaki seni de kaybediyordun. karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun. (…) yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını. birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. o, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu. aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.
bilmem kaç yılda kurduğun, tıkır tıkır işleyen yaşam düzeneğini bozuyordu bu gidişler. tekerine çomak sokuyor, çanına ot tıkıyordu. üst üste dizdiği, o şekilde dengede durmasını hem senin hem yeryüzü yasalarının ikna olduğu her şeyi yıkıp deviriyordu. çirkin kalabalığın içinde güç bela arayıp bulduğun müttefiklerini, onlarla birbirinize doğru yol alırken aştığınız bütün engelleri, yollarınızı kesiştiren rastlantıları, tehlikeli virajlar dönüp de sırf el ele olduğunuz için yuvarlanmadığınız şarampolleri ama en çok da iki insanın bütün arızalara ve aksaklıklara rağmen birbirini sevmek için harcadığı emeği, inadı, merhameti ziyan ediyordu.
özenle hazırlanmış ama talihsiz bir olay neticesinde oturulup yenilememiş akşam yemeklerini hatırlatıyordu bu hal bana. buzdolabından hiç çıkarılamamış, mumları hiç yakılamamış, pastanenin karton kutusunda öylece bayatlamaya bırakılmış, vazifesini yerine getirememiş doğum günü pastalarını..
**
-peki, diyorum, peki hayatcığım, anladım, daha bitmedi, daha doldurmam gereken çile var, peki. özgürlük erken bir hayaldi demek. tamam, isyan etmiyorum. sakinim. ne zaman kendimi biraz güçlü, biraz haklı hissetsem, ivedilikle haddimin bildirilmesine alışkınım ben.
**
hayatındaki en önemli şeyi yitirdikten sonra, bulduğu suretine sıkı sıkı sarıldı. kurduğu oyuna her geçen gün daha da kapıldı. başka bir yaşam olasılığını aklına bile getirmezdi. bu hali bizi endişelendirse de, ne benim ne de birsen teyze'nin eli vardı rüyasını bozmaya. kendine yoktan bir varlık, zamanla benim bile çeperin dışında kaldığım, içine kapalı ama tıkır tıkır işleyen bir mikrokozmos yarattı. eski bir hayatın kıprıklarından yeni bir hayat dikmekten fazlası değildi yaptığı. üzerindeki giysiler gibi, yamalı bir bohçadan farksızdı. yine de, en azından birimiz kendini ama öyle ama böyle sağaltmıştı.
normal miydi yaşadığı hayat? ne diyebilirdim ki, mutlu görünüyordu.
**
-salim ben yolda bırakmadım, yol bitti.
**
-başta çadırına kendisini fırtınada batan gemiden kurtaran bir filika gibi tutunurken, zaman gectikce onu ayak bastıgı bir tropik ada olarak gormeye baslamıstı. orada yeni bir hayata adım attı.
**
gittim, sarıldım. aglamaya basladı. babam annemin olmadıgı bir evde mutlu olamazken, annemin onun olmaıdıgı bir cadırda mutlu olabilmesine aglıyordu.. annemi seviyordu babam, o zaman anladım..
**
-gunes?
-soyle canım?
-sence babam bana kırgın mıydı?
-bence degildi. baksana en guzel kıyafeteriyle alkısa yetismis.
gulustuk.
-peki sen, sen ona kırgın mısın?
kitabı taze bitirdim. taze duygularla yazıyorum.
melisa hanım hep beni yakalıyor, sol dekoltemi titretmeyi basarıyor.
ayrılıklar uzerine bu kitap. ve bazen de tam da okumaya ihtiyacımız olan sey.
artık yeni insanlar sevmekte güçlük çektiğin yaşlara geldiğinde, daha az müşkülpesent ve muhtemelen daha cesur olduğun yaşlarında bir yolunu bulup çok sevmeyi başardığın birini havaalanına bıraktıktan sonra, o dev ayrılık makinesinin kapısından çıkıp birkaç saat önce birlikte geçtiğiniz yollardan, bu defa tek başına elin kolun bomboş dönerken kuru ekmek gibi ufalanıyordu için. (…) hemen değil ama zamanla anlıyordun ki, bir hayattı kaybettiğin, kendi hayatına bitişik bir hayat, bir komşu yaşam öyküsü. o gidince hayatlarınızın yabani bitkiler gibi yıllarca birbirine doğru büyüyüp iç içe geçtiği yeri, bu müşterek alandaki şahsi hikayeni, yani onun yanındaki seni de kaybediyordun. karşılıklı oturduğunuz masaları kaybediyordun mesela. sadece ona anlatacağın şeyleri kaybediyordun. (…) yüz yıldır tanıdığın birine iç rahatlığıyla şımarma, kızma, surat asma, bozuk çalma, onunla kavga etme hakkını. birinin sen leb demeden leblebi diyecek olmasını kaybediyordun. o, seninkilere dolanmış köklerini söküp alırken, seni de yerinden ediyordu. aynı bahçenin çiçekleri olmak böyle bir şeydi.
bilmem kaç yılda kurduğun, tıkır tıkır işleyen yaşam düzeneğini bozuyordu bu gidişler. tekerine çomak sokuyor, çanına ot tıkıyordu. üst üste dizdiği, o şekilde dengede durmasını hem senin hem yeryüzü yasalarının ikna olduğu her şeyi yıkıp deviriyordu. çirkin kalabalığın içinde güç bela arayıp bulduğun müttefiklerini, onlarla birbirinize doğru yol alırken aştığınız bütün engelleri, yollarınızı kesiştiren rastlantıları, tehlikeli virajlar dönüp de sırf el ele olduğunuz için yuvarlanmadığınız şarampolleri ama en çok da iki insanın bütün arızalara ve aksaklıklara rağmen birbirini sevmek için harcadığı emeği, inadı, merhameti ziyan ediyordu.
özenle hazırlanmış ama talihsiz bir olay neticesinde oturulup yenilememiş akşam yemeklerini hatırlatıyordu bu hal bana. buzdolabından hiç çıkarılamamış, mumları hiç yakılamamış, pastanenin karton kutusunda öylece bayatlamaya bırakılmış, vazifesini yerine getirememiş doğum günü pastalarını..
**
-peki, diyorum, peki hayatcığım, anladım, daha bitmedi, daha doldurmam gereken çile var, peki. özgürlük erken bir hayaldi demek. tamam, isyan etmiyorum. sakinim. ne zaman kendimi biraz güçlü, biraz haklı hissetsem, ivedilikle haddimin bildirilmesine alışkınım ben.
**
hayatındaki en önemli şeyi yitirdikten sonra, bulduğu suretine sıkı sıkı sarıldı. kurduğu oyuna her geçen gün daha da kapıldı. başka bir yaşam olasılığını aklına bile getirmezdi. bu hali bizi endişelendirse de, ne benim ne de birsen teyze'nin eli vardı rüyasını bozmaya. kendine yoktan bir varlık, zamanla benim bile çeperin dışında kaldığım, içine kapalı ama tıkır tıkır işleyen bir mikrokozmos yarattı. eski bir hayatın kıprıklarından yeni bir hayat dikmekten fazlası değildi yaptığı. üzerindeki giysiler gibi, yamalı bir bohçadan farksızdı. yine de, en azından birimiz kendini ama öyle ama böyle sağaltmıştı.
normal miydi yaşadığı hayat? ne diyebilirdim ki, mutlu görünüyordu.
**
-salim ben yolda bırakmadım, yol bitti.
**
-başta çadırına kendisini fırtınada batan gemiden kurtaran bir filika gibi tutunurken, zaman gectikce onu ayak bastıgı bir tropik ada olarak gormeye baslamıstı. orada yeni bir hayata adım attı.
**
gittim, sarıldım. aglamaya basladı. babam annemin olmadıgı bir evde mutlu olamazken, annemin onun olmaıdıgı bir cadırda mutlu olabilmesine aglıyordu.. annemi seviyordu babam, o zaman anladım..
**
-gunes?
-soyle canım?
-sence babam bana kırgın mıydı?
-bence degildi. baksana en guzel kıyafeteriyle alkısa yetismis.
gulustuk.
-peki sen, sen ona kırgın mısın?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar