bugün
- nervio'ya evlenme teklif etmek30
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar17
- uludağ sözlük te yazar olabilme kriterleri5
- en son ne aldınız13
- kars ardahan ığdır5
- kitapçıda dakikalarca vakit geçiren dallama6
- instagram da artan erotizm sebebi10
- sinemada yiyişen sevgililer9
- nervio abla13
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- insan olmaya ceyrek kala5
- eti canga3
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum13
- uludağ yönetimi sözlük kızlarını banlama kararı7
- kuru amlı10
- sözlük kızlarının çorapları3
- başlayabilmek5
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı8
- ayağa boşmalmak10
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler8
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- sözlük ayağa düştü4
- galatasaray'ın fenere koyması normalleşmesi6
- mine koşan3
- ümit kocasakal20
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- ibrahim tatlıses3
- 30 ilde daltonlar operasyonu 85 gözaltı3
- vajinaya dil atmak10
- ayakçı ve patici yazarlar derneği7
- nervio tarzı entry girmek24
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- nişanlının annesine anne diyememe sorunsalı5
- hoppidi hoppidi zıplayan ayak gifleri veritabanı4
- ismail kartal21
- yazarların akşama dair planları2
- insan olmaya çeyrek kola2
- gabriel sara2
- güney kore34
- belediyeler2
- son buluşmada hesabı kim öder5
- french kiss yapamayan erkek5
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- fb'nin rams park ta kendini çok geliştirmesi2
- pforzheim şu an güneşli 16 derece2
- vazallı sözlük yazarları3
- kars 36 spor2
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği3
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- hobbit ayaklı kız sevgili3
Descartes delililik ihtimalini yok saysa bunu bertaraf etse dahi normal deneyimlerimizden, kendilerinden yana emin olduğumuz duyusal bilgilerimizden de kuşku duyma olasılığı bulunduğunu öne sürer. O, tüm duyu-deneylerinin gerçekte, hayali olabileceklerini söylemektedir. Ona göre duyu-deneyi yoluyla tecrübe ettiğimiz her şey, uyurken bir düşte sahip oldugumuz deneyimlere her bakımdan benzer.
Uyurken gördüğümüz düşlerde, tıpkı uyanıkken olduğu gibi, belli şeyleri görür, bazı yiyeceklerin tadına bakar, birtakım sesleri işitir ve yaşadığımız bu deneyimlerden kesinlikle emin oluruz. Gerçekten de uyurken gördüğümüz düşler, uyanık durumdayken sahip olduğumuz deneyimlerden fenomenal veya niteliksel olarak hiçbir farklılık göstermeyebilir. Descartes için uyanıklığı uyku halinden ayıracak bir ölçüt bulunmadığına göre, uyanıkken sahip olduğumuz deneyimlerin gerçekte uyku halinde yaşadıklarımızın bir parçası olmadığından nasıl emin olabiliriz? Bütün bir yaşantımız niçin sürekli bir düş olmasın?
Descartes'e ait söz konusu “rüya argumania, insanlara gerçekten varolan şeyleri gösteren ya da temsil eden güç ya da yetiler olarak duyulara beslenen naif inanç ya da güveni tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Descartes, aradığı Arşimet (Arkhimedes) noktasını bulabilmek için bundan sonra bir adım daha atarak bilimsel hakikatlere ve matematiğin doğrularına geçer. Buna göre, duyular aracılığıyla kazanılan bilginin büyük bir bölümünün kuşkuya açık olduğu kabul edilmelidir der.
Descartes'e göre yine de duyular aracılığıyla kazandığımız bilginin, kendilerinden tam olarak emin olduğumuz belirli değişmez ve güvenilir yönleri vardır. duyularımız aracılığıyla sahip olduğumuz deneyimlerin, yalnızca bir düşün bir parçası olmayıp, gerçekten varolan bir dünyayla ilgili deneyimler olduklarından emin olamasak bile, deneyimimizin içeriğini meydana getiren çeşitli olgularla ilgili olarak bir kesinlik duygusu içinde olamaz mıyız? diye sorar Descartes.
ister uyanık isterse uyku halinde olalım, karım beyaz, çimenin her zaman yeşil, kargaların siyah olduğunu, cisimlerin hep aşağıya doğru düştüklerini kesin olarak bildiğimizi düşünür Descartes. Ve aynı anda, doğabilimlerinin iste- duyu-deneyinin sağladığı bu malzemeyle ilgili olduğunu ve bu bilimlerin bize farklı nesnelerin nasıl davrandıkları konusunda yasalar sağladıklarını gördüğümüzü söyler. Bu durum dikkate alındığında, duyu-deneyine dayanan bilimsel bilginin bir şey hakkında olduğundan, bilimlerin bize içinde yaşadığımız dünyanın sabit ve değişmez yönlerini gösterdiğinden de emin olamaz mıyız? diye sorarak tamamlar argümanını.
Kısaca ozetlersek; Descartes burada açıkça emprizm karşısında rasyonalizmi temellendirmeye ve savunmaya çalışmaktadır. Ona göre duyularımızla edindiğimiz tüm bilgiler rüyalarımızdaki bilgiler gibidir. Doğru bilgiye ulaşmamız nesnel metodu akıldır.
Şimdi Descartes rüyalar ile gerçek dünya arasındaki çok önemli temel bir hususu ıskalıyor veya görmezden geliyor. Doğa rüyalardan herkes için "aynı" olmak hususu ile ayrılır. Rüyalar kişilere özeldir ama deneysel dünya değil. Bir insanın rüyasında gördüğünü sadece kendisi deneyimlerken doğayı herkes aynı şekilde deneyimler. Bir insanın rüyasında uçması sadece onu ilgilendiren bir durum iken dünyanın güneş etrafında dönmesi ya da insanların anne karnında bir embriyodan yaratılması herkes için eşittir. Yani deneysel dünya nesneldir. Rüyalar gibi öznel değildir.
Deneysel dünyanın nesnel olması onun üzerine kuracağımız gerçeklik anlayışı için bize temel sağlayabilir. Deneysel dünyada varolan her şeyin aslının maddi ya da ideal olması durumu onun "reel" olmasını etkilemez.
Bugün bilimin geldiği noktayı göz önüne alırsak duyularımızla deneyimlediğimiz nesnel dünya; değişen, hareket eden, somut, maddi yönüyle materyalizmi; değişmeyen, soyut, ezeli yönüyle idealizmi hakli çıkarır niteliktedir. insan zihni ise bu iki nesnel gerçekliğin tam kesiştiği noktada bulunmaktadır.
insan zihni durmadan değişen, gelişen, başkalaşan nesnel doğadan duyu organları ile aldığı bilgileri sonsuza uzanan soyut matematiksel doğaya giden bir köprü niteliğinde olan zihninde anlamlı hale getirmektedir. Maddenin somut hareketi zihinde ezeli doğa yasası olarak aksetmektedir. Burada insan zihni iki bambaşka ülke arasındaki düzenleyici sinir kapısı ya da iki bambaşka enerji türünü birbirine dönüştüren bir mekanizma veya bir regulator gibi görev yapar.
Peki hangisi daha gerçek ve "ilk"tir? Bence ikisi de eşit derecede gerçek ve "ilk"tir.
Uyurken gördüğümüz düşlerde, tıpkı uyanıkken olduğu gibi, belli şeyleri görür, bazı yiyeceklerin tadına bakar, birtakım sesleri işitir ve yaşadığımız bu deneyimlerden kesinlikle emin oluruz. Gerçekten de uyurken gördüğümüz düşler, uyanık durumdayken sahip olduğumuz deneyimlerden fenomenal veya niteliksel olarak hiçbir farklılık göstermeyebilir. Descartes için uyanıklığı uyku halinden ayıracak bir ölçüt bulunmadığına göre, uyanıkken sahip olduğumuz deneyimlerin gerçekte uyku halinde yaşadıklarımızın bir parçası olmadığından nasıl emin olabiliriz? Bütün bir yaşantımız niçin sürekli bir düş olmasın?
Descartes'e ait söz konusu “rüya argumania, insanlara gerçekten varolan şeyleri gösteren ya da temsil eden güç ya da yetiler olarak duyulara beslenen naif inanç ya da güveni tamamen ortadan kaldırmaya yöneliktir. Descartes, aradığı Arşimet (Arkhimedes) noktasını bulabilmek için bundan sonra bir adım daha atarak bilimsel hakikatlere ve matematiğin doğrularına geçer. Buna göre, duyular aracılığıyla kazanılan bilginin büyük bir bölümünün kuşkuya açık olduğu kabul edilmelidir der.
Descartes'e göre yine de duyular aracılığıyla kazandığımız bilginin, kendilerinden tam olarak emin olduğumuz belirli değişmez ve güvenilir yönleri vardır. duyularımız aracılığıyla sahip olduğumuz deneyimlerin, yalnızca bir düşün bir parçası olmayıp, gerçekten varolan bir dünyayla ilgili deneyimler olduklarından emin olamasak bile, deneyimimizin içeriğini meydana getiren çeşitli olgularla ilgili olarak bir kesinlik duygusu içinde olamaz mıyız? diye sorar Descartes.
ister uyanık isterse uyku halinde olalım, karım beyaz, çimenin her zaman yeşil, kargaların siyah olduğunu, cisimlerin hep aşağıya doğru düştüklerini kesin olarak bildiğimizi düşünür Descartes. Ve aynı anda, doğabilimlerinin iste- duyu-deneyinin sağladığı bu malzemeyle ilgili olduğunu ve bu bilimlerin bize farklı nesnelerin nasıl davrandıkları konusunda yasalar sağladıklarını gördüğümüzü söyler. Bu durum dikkate alındığında, duyu-deneyine dayanan bilimsel bilginin bir şey hakkında olduğundan, bilimlerin bize içinde yaşadığımız dünyanın sabit ve değişmez yönlerini gösterdiğinden de emin olamaz mıyız? diye sorarak tamamlar argümanını.
Kısaca ozetlersek; Descartes burada açıkça emprizm karşısında rasyonalizmi temellendirmeye ve savunmaya çalışmaktadır. Ona göre duyularımızla edindiğimiz tüm bilgiler rüyalarımızdaki bilgiler gibidir. Doğru bilgiye ulaşmamız nesnel metodu akıldır.
Şimdi Descartes rüyalar ile gerçek dünya arasındaki çok önemli temel bir hususu ıskalıyor veya görmezden geliyor. Doğa rüyalardan herkes için "aynı" olmak hususu ile ayrılır. Rüyalar kişilere özeldir ama deneysel dünya değil. Bir insanın rüyasında gördüğünü sadece kendisi deneyimlerken doğayı herkes aynı şekilde deneyimler. Bir insanın rüyasında uçması sadece onu ilgilendiren bir durum iken dünyanın güneş etrafında dönmesi ya da insanların anne karnında bir embriyodan yaratılması herkes için eşittir. Yani deneysel dünya nesneldir. Rüyalar gibi öznel değildir.
Deneysel dünyanın nesnel olması onun üzerine kuracağımız gerçeklik anlayışı için bize temel sağlayabilir. Deneysel dünyada varolan her şeyin aslının maddi ya da ideal olması durumu onun "reel" olmasını etkilemez.
Bugün bilimin geldiği noktayı göz önüne alırsak duyularımızla deneyimlediğimiz nesnel dünya; değişen, hareket eden, somut, maddi yönüyle materyalizmi; değişmeyen, soyut, ezeli yönüyle idealizmi hakli çıkarır niteliktedir. insan zihni ise bu iki nesnel gerçekliğin tam kesiştiği noktada bulunmaktadır.
insan zihni durmadan değişen, gelişen, başkalaşan nesnel doğadan duyu organları ile aldığı bilgileri sonsuza uzanan soyut matematiksel doğaya giden bir köprü niteliğinde olan zihninde anlamlı hale getirmektedir. Maddenin somut hareketi zihinde ezeli doğa yasası olarak aksetmektedir. Burada insan zihni iki bambaşka ülke arasındaki düzenleyici sinir kapısı ya da iki bambaşka enerji türünü birbirine dönüştüren bir mekanizma veya bir regulator gibi görev yapar.
Peki hangisi daha gerçek ve "ilk"tir? Bence ikisi de eşit derecede gerçek ve "ilk"tir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar