bugün
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı43
- hiç bitmeyecekmiş gibi gelen şeyler15
- fenerin şl de ziki tutacak olması3
- fenerbahçe17
- bir sözlük kızıyla şapır şupur öpüşmek13
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle8
- kapadokya20
- fenerbahçe lyon maçında atıp tutan yazarlar4
- ne kadar mutlusun5
- islam barış dinidir43
- üstteki yazar gözünde nasıl canlanıyor5
- yeni partili sözlük yazarları26
- ne okudunuz7
- sarapci koala51
- boş yapasınız gelince ne yapıyorsunuz14
- escort kadınla kondomsuz ilişkiye girmek4
- ismail kartal6
- sözlüğün açık ara en sevilmeyen yazarı seçilmek18
- fener lyon'u yener mi4
- sözlüğe fotoğraf atmak6
- sözlüğe veda edecek yazarların son konuşmaları6
- gece geç saatte ışığı yanan evler5
- arkadaşlar çok acil bi baksanıza10
- pizza2
- geleceğe bir not bırak4
- tamircisi ölünce satılan araba3
- ankete gelin beyler31
- anın görüntüsü20
- türk vatandaşı olmak istemeyni vatandaşlktan atmak3
- güç ellerinde olsa halkın içinden geçecek kitle5
- mason greenwood7
- tai lung47
- cingan kasa transit4
- friedrich hegel la bi cay icek12
- ne kadar yaşlısın22
- günlük dua zikir tesbih ve ibadetler3
- recep tayyip erdoğan25
- velvet45
- fenerbahçe'ye bir cisim yaklaşması2
- iyilik vs dürüstlük5
- hintli kadınların aslında güzel olması7
- balık3
- akp bitince troller nolacak4
- sözlüğe küsmek9
- fenerbahçe siker adamı2
- sabahlara kadar cips kolayla bilgisayarda oturmak5
- zeki insanların sevilmemesi5
- dünyanın en yaşlı insanı2
- akp mhp dem ittifakı8
- öbür sözlükte yazmanın ayıp karşılanması3
cumhuriyet gazetesi'nde esintiler adlı bir köşeye sahip olan gazeteci yazar.
1 şubat tarihli yazısıyla beni benden almış, "senin bunları yazan elini, bunları düşünen beynini yirim" dedirtmiştir.
i$te o yazı:
Tiyatrocu, 'Adam Gibi Adama' Denir...
Kimi isimlerin önüne "tiyatrocu" sıfatının takılması ağırıma gidiyor. Kişisel bir hakarete uğramış gibi hissediyorum.
"Tiyatrocu" demek, "tiyatro satan" demek değildir. (Simitçi, balıkçı gibi değil!) Tiyatrocu demek, tiyatro sanatçısı demektir. Tiyatroya gönül vermiş olan demektir.
ister "okullu" olsun ister alaylı, kendini bu alanda yetiştiren, eğiten, sevdiği için, istediği için, tutkunu olduğu için, onsuz yapamayacağı için, tiyatro yapana denir "tiyatrocu" ... Oyuncu, ışıkçı, sahne elemanı ya da yönetmen, soluk alıp verişini tiyatro sanatına adadığı için "tiyatrocu" olmuştur. Ekmeğini tiyatrodan kazandığı için "tiyatrocu"dur.
Günümüzde "tiyatrocu" olmak, meşakkatli, zor, azim, sabır, inat ve inanç isteyen bir iştir. Ben onları birer kahraman ve "Don Kişot" olarak görürüm...
Gerçek tiyatrocular, Muhsin Ertuğrul'un dediği gibi sahnenin pislik kaldırmayacağını bilenlerdir. ikiyüzlülük, yalan, dolan, sahtecilik, yapaylık, kin, öfke, nefret de kaldırmaz!
Kısacası, adam gibi adama, insan gibi insana, "tiyatrocu" denebilir.
Yaşlı bir baba, kızının tiyatro eğitimi almasını istiyordu. Nedenini sorduğumda, hiç unutmam şöyle demişti: "Tiyatro eğitimi alsın da tiyatrocu olamazsa bile, insan olur"
***
Şiddet ürettiği sık sık gündeme gelen bir tele-vizyon dizisinde psikopat bir mafya babasını canlandıran Atilla Olgaç'ın dehşet saçan açıklamaları, göğsünü gere gere işlediği cinayetleri anlatması, öldürdüğü esirle gururlanması, başı sarpa sarınca, "Yalan söyledim, uydurdum" açıklamaları, sadece dehşet verici, iğrenç değil aynı zamanda hastalıklı, travmatik, tedavi edilmesi gereken bir durumdu. Günümüzde "caniliğe övgü"ye elbet başka isimler de verilebilir...
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'nın Türkiye'nin de taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatması yerindedir. Ancak yeterli değil. Tiyatro Eleştirmenler Birliği'ninçok haklı biçimde vurguladığı gibi, Olgaç'ın sahneyi derhal bırakması, kameraların önünden kesinlikle çekilmesi gerekmektedir.
Bir an önce bu hastanın örnek oluşturması durdurulmalıdır.
***
Bu olayın şokuyla sarsıldığımız günlerde yine tiyatroya ilişkin iki olay, bu kez başka bir meslek alanında densizliği, cehaleti, pespayeliği, aşağılığı ortaya koyuyordu. Ne acı, ne yazık ki, o meslek alanı, benim mesleğim, gazetecilik alanındaydı.
Nedim Saban'ı sizler nasıl, nereden tanırsınız bilmem ama ben onu çocuk yaşından beri (yanılmıyorsam 16 yaşındaydı ilk tiyatro topluluğunu kurduğunda) izliyorum. Tiyatro sanatına verdiği sonsuz emeği, çabayı çok iyi biliyorum...
Bir gazetenin magazin yazarı, Nedim Saban'ı eleştirmek için, onun Yahudi oluşunu gündeme getirerek, tam bir ırkçılık örneği sergilerken aslında Nedim Saban'ı değil, kendini aşağıladığını herhalde fark bile edemiyordu.
***
Bir televizyon kanalında, bir gazetecinin istanbul Şehir Tiyatroları'nda gösterimdeki Nâzım Hikmet'in "inek" oyununun afişine bakıp, afişi "inek Nâzım Hikmet" diye okuması ve "istanbul Şehir Tiyatroları Nâzım Hikmet'e inek dedi" diye haber hazırlaması....
Ööööğö.... Mideniz bulanmıyor mu! Bu mu gazetecilik! Bu mu haber!
Tiyatro Eleştirmenler Birliği derhal bu üç olaya da tepki gösterip, öteki sanat kurumlarına da tepkilerini göstermeleri için çağrıda bulundu. Çok da yerindeydi bu çağrı.
Sevgili dostlar, sormadan edemiyorum:
Cehaletin, hoyratlığın, iğrençliğin, ilkelliğin, psikolojik ve patalojik hastalıkların bunca kolay üretildiği topraklara mı dönüştü benim ülkem?
Bunca kin ve nefreti, bunca "ucuzluğu" ve pespayeliği, bunca yozluğu ve ikiyüzlülüğü, bunca dangalaklığı hak ediyor muyuz?
1 şubat tarihli yazısıyla beni benden almış, "senin bunları yazan elini, bunları düşünen beynini yirim" dedirtmiştir.
i$te o yazı:
Tiyatrocu, 'Adam Gibi Adama' Denir...
Kimi isimlerin önüne "tiyatrocu" sıfatının takılması ağırıma gidiyor. Kişisel bir hakarete uğramış gibi hissediyorum.
"Tiyatrocu" demek, "tiyatro satan" demek değildir. (Simitçi, balıkçı gibi değil!) Tiyatrocu demek, tiyatro sanatçısı demektir. Tiyatroya gönül vermiş olan demektir.
ister "okullu" olsun ister alaylı, kendini bu alanda yetiştiren, eğiten, sevdiği için, istediği için, tutkunu olduğu için, onsuz yapamayacağı için, tiyatro yapana denir "tiyatrocu" ... Oyuncu, ışıkçı, sahne elemanı ya da yönetmen, soluk alıp verişini tiyatro sanatına adadığı için "tiyatrocu" olmuştur. Ekmeğini tiyatrodan kazandığı için "tiyatrocu"dur.
Günümüzde "tiyatrocu" olmak, meşakkatli, zor, azim, sabır, inat ve inanç isteyen bir iştir. Ben onları birer kahraman ve "Don Kişot" olarak görürüm...
Gerçek tiyatrocular, Muhsin Ertuğrul'un dediği gibi sahnenin pislik kaldırmayacağını bilenlerdir. ikiyüzlülük, yalan, dolan, sahtecilik, yapaylık, kin, öfke, nefret de kaldırmaz!
Kısacası, adam gibi adama, insan gibi insana, "tiyatrocu" denebilir.
Yaşlı bir baba, kızının tiyatro eğitimi almasını istiyordu. Nedenini sorduğumda, hiç unutmam şöyle demişti: "Tiyatro eğitimi alsın da tiyatrocu olamazsa bile, insan olur"
***
Şiddet ürettiği sık sık gündeme gelen bir tele-vizyon dizisinde psikopat bir mafya babasını canlandıran Atilla Olgaç'ın dehşet saçan açıklamaları, göğsünü gere gere işlediği cinayetleri anlatması, öldürdüğü esirle gururlanması, başı sarpa sarınca, "Yalan söyledim, uydurdum" açıklamaları, sadece dehşet verici, iğrenç değil aynı zamanda hastalıklı, travmatik, tedavi edilmesi gereken bir durumdu. Günümüzde "caniliğe övgü"ye elbet başka isimler de verilebilir...
Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı'nın Türkiye'nin de taraf olduğu Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda soruşturma başlatması yerindedir. Ancak yeterli değil. Tiyatro Eleştirmenler Birliği'ninçok haklı biçimde vurguladığı gibi, Olgaç'ın sahneyi derhal bırakması, kameraların önünden kesinlikle çekilmesi gerekmektedir.
Bir an önce bu hastanın örnek oluşturması durdurulmalıdır.
***
Bu olayın şokuyla sarsıldığımız günlerde yine tiyatroya ilişkin iki olay, bu kez başka bir meslek alanında densizliği, cehaleti, pespayeliği, aşağılığı ortaya koyuyordu. Ne acı, ne yazık ki, o meslek alanı, benim mesleğim, gazetecilik alanındaydı.
Nedim Saban'ı sizler nasıl, nereden tanırsınız bilmem ama ben onu çocuk yaşından beri (yanılmıyorsam 16 yaşındaydı ilk tiyatro topluluğunu kurduğunda) izliyorum. Tiyatro sanatına verdiği sonsuz emeği, çabayı çok iyi biliyorum...
Bir gazetenin magazin yazarı, Nedim Saban'ı eleştirmek için, onun Yahudi oluşunu gündeme getirerek, tam bir ırkçılık örneği sergilerken aslında Nedim Saban'ı değil, kendini aşağıladığını herhalde fark bile edemiyordu.
***
Bir televizyon kanalında, bir gazetecinin istanbul Şehir Tiyatroları'nda gösterimdeki Nâzım Hikmet'in "inek" oyununun afişine bakıp, afişi "inek Nâzım Hikmet" diye okuması ve "istanbul Şehir Tiyatroları Nâzım Hikmet'e inek dedi" diye haber hazırlaması....
Ööööğö.... Mideniz bulanmıyor mu! Bu mu gazetecilik! Bu mu haber!
Tiyatro Eleştirmenler Birliği derhal bu üç olaya da tepki gösterip, öteki sanat kurumlarına da tepkilerini göstermeleri için çağrıda bulundu. Çok da yerindeydi bu çağrı.
Sevgili dostlar, sormadan edemiyorum:
Cehaletin, hoyratlığın, iğrençliğin, ilkelliğin, psikolojik ve patalojik hastalıkların bunca kolay üretildiği topraklara mı dönüştü benim ülkem?
Bunca kin ve nefreti, bunca "ucuzluğu" ve pespayeliği, bunca yozluğu ve ikiyüzlülüğü, bunca dangalaklığı hak ediyor muyuz?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar