30 yas

küçükken kendinize sorduğunuz, sıkça merak ettiğiniz soruların yanıtını aldığınız yaşlardır bu yaşlar.

"büyüyünce ne olacağım"
"kimle evleneceğim" gibi. *

hani bakarsınız bir resme, sene kaç düşünürsünüz, fotoğraf nerede çekilmişti hatırlamaya çalışırsınız, hatırlarsınız ve dersiniz " vay be zaman ne çabuk geçmiş" diye... 30'lu yaşlarda insan günün nasıl hızla geçtiğinin dahi farkında oluyor, zaman çabuk geçermiş ya bunu daha iyi idrak ediyor.

küçükken kendine sorduğu soruların yanıtlarını 30'lu yaşlarında halen bilemeyenler, sıkı bir muhakeme yapıyorlar içlerinde ama. hani herkesin hayatını sorguladığı bir dönem vardır ya ki o dönem değişir herkese göre ama bana göre sıklıkla bu yaş diliminde yapılır bu muhakeme; tabiri caizse bir baltaya sap olamamışlar * geç kalmışlığın endişesini taşıyorlar içlerinde. (bkz: geç kalmışlık duygusu) "yaş aldıkça dert artar" sözü de geçerliyse onlara göre bir bunalım baş gösterir bu dönemde. (bkz: otuz yaş bunalımı)

bunalım demişken, bir makalede okumuştum; uzmanlara göre 30 yaş sendromunun en önemli sebepleri, "her şeyin düşünüldüğü gibi olmadığını birden fark etmek, yaşlanma endişesi, hala hayallerini gerçekleştirememiş olmanın doğurduğu panik..." miş. çelişkiler dönemi... bir yanda, içinde kıpırdayıp duran gençlik coşkusu; o deli çocuk, öbür yanda "artık sorumluluk sahibi, akıllı uslu biri olmak" ya da öyle görünmek zorunluluğu... 20'li yaşların dünyaya baş kaldıran genç adamı ya da kadını, otuzuna geldiğinde harika bir rüyadan uyanmış gibi şaşkınlaşıyor ve sarsılıyor.

ve ekliyor makaleyi yazan ki ne kadar doğru; bu yaşlarda insan, çok az şey bildiğinin farkına varıyor. 20'lerde çok şeyi hatta her şeyi bildiğini sanırken 30'larda, kendini uçsuz bucaksız bir ormanda, yolunu kaybetmiş biri olarak görüyor. öğrenilecek, okunacak çok şey var; gidilecek, görülecek... dedim ya zaman çok hızlı ve acımasızca geçiyor. insan, otuzunda kendini yetersiz hissetmeye, adam akıllı sorgulamaya başlıyor; doğrularını gözden geçiriyor bir bir. her şey, ak ya da kara olmuyor artık...

çevresindekilere " ne düşünüyorsun" sorusunu daha az yöneltiyorlar belki hiç yöneltmiyorlar. neden çünkü umrunda olmuyor ne düşündüğünüz ya da ağzınızdan çıkanla aklınızdan geçenin aynı olmayacağının farkında oluyor kendisi.

daralan sosyal hayat, maddi kaygılar, alınan sorumluklar daha bir umursamaz yapıyor belki onları. 30'lu yaşlarda insan boşver demeyi becerebiliyor.

ağırbaşlı oluyorlar sonra. en azından olmalılar. *

albüm sayısı artıyor. çocukluk resimleri, ortaokul lise fotografları, üniversitede çekilenler, bak şu var ya işyerinden arkadaşım, düğün resimleri gibi...

genede korkulacak bir şey yok bu yaşa dair.

her yaşın ayrı bir güzelliği var diyerek, aralarda bahsetmiş olduğum o makalenin son cümlesini yazarak bitireceğim entry mi.

korkulacak bir şey yok;
yeter ki umut, o ebedi azık eksik olmasın heybenizden.
© copyright 2005 - 2026