bugün
- türkiyeliyim ve mutluyum7
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi17
- airfryer alanlar şimdi ne yapıyor11
- onaya ihtiyaç duymadan değerli hissedebilmek6
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız5
- hiç şişman kadınlar sevişmemiş erkek3
- bm deposunun israil saldırısında hasar görmesi2
- ekşi sözlük toplu yazar alımı9
- insan doğuştan iyi midir13
- sözlüğün içler acısı hali ve zavallı yazarlar6
- nervio'nun başkalarının fotoğrafını paylaşması12
- istanbul da chp'li başkanlara soruşturma2
- parayı kaldırıp ortadan kaybolmak3
- 29 ekim cumhuriyet bayramı17
- papatya çayı içen erkek7
- hoyrat gecelerde bazen anüs koklamak istersin8
- anın görüntüsü15
- ismet inönü6
- sözlükte 1 63 den uzun hanımefendi yazar olmaması7
- üçler yediler kırklar4
- ince çorap giyip üşümüyorum ama diyen bayan5
- gecenin şarkısı12
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı62
- ölmüş birinin fotoğraflarına bakmak5
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak9
- kapadokya da çökme sonucu iki kişinin ölmesi6
- cumhuriyet bayramı14
- escort taş mı yesin11
- her gece onun fotoğrafına baktıktan sonra yatmak4
- sinem dedetaş8
- kapadokyada peri bacası çöktü7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- bir adaya düşsek6
- sözlük at hırsızlarının fotoğrafları6
- yaşasın cumhuriyet7
- ese dezze7
- atatürk'ün vizyonunun inanılmazlığı7
- sözlükte 1 60 boyundaki tatlı ve kaslı kız5
- dersimli kızlar6
- kasımda aşk başkadır diyen kız4
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- alzheimer günlüğü5
- mustafa sarıgül'ün berberle ilşkisi çıkması3
- ayakçı erkek5
- askerliğin bir türlü bitmemesi5
- reptilian3
- sözlük kızları fotoğraf çekmesin kampanyası3
- cumhuriyetten rahatsız olan insan18
- whatsapp gurubu açınca sözlüğün ölmesi5
- güney kore34
1926 yılında Paris'te doğan, çağdaşlarına göre oldukça farklılıklar yaratabilecek nitelikte bir eğitim alan Kuban, bu uluslararasılığı ile, aynı zamanda kültürler arası mukayeseler yapabilecek, etkileşimler kurabilecek bir yaşam yaşamış ve kariyer inşa etmiştir.
Sanata, tarihe ve felsefeye duyduğu ilgi ve kendi deyimi ile Emin Onat'ın yönlendirmesi sonucu liseden sonra mimarlık ana dalını seçen Kuban, 1943 yılının programına göre istanbul Teknik Üniversitesi'nde Yüksek Mühendis Mektebi'ne başlar. ilk üç yıl mühendislerle ortak alınan dersler, sonraki 3 yılda inşaat, mimarlık alanlarına ayrılır.
Kuban üniversiteyi bitirdiği yıl, fakülteye atanan Prof. Paolo Verzone, italya'dan Politecnico di Torino Üniversitesi'nden mimarlık tarihi dersi vermek üzere davet edilmişti. Kuban okulu bitirmesine karşılık, bu profesörle çalışabilmeyi ister ve asistan olabilmek için kendisi ile görüşür. Bu girişimin ve Verzone ile tanışıklığın, Kuban'ın kariyerinde çok etkili olduğu, kendi aktardığı anılarından da rahatça anlaşılmaktadır.
Verzone'nın ayrılmasının ardından iTÜ Mimarlık Fakültesinde Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü'nü kurar, dekanlık yapar. ICOMOS'un Türkiye'deki kuruluşuna önayak olur. Anıtlar Kurulu üyeliği derken, tarihe düşkün bir mimar olarak Türkiye'de restorasyon bilincinin akademik ve bilimsel düzeyde ilk kez var olmasının baş rol oyuncularından biri haline gelir.
Kuban, yine Verzone ile olan anılarında, ondan saha çalışmasının ne olduğunu öğrendiğini belirtiyor. Verzone mimari röleve için "bizim savaş atımızdır" dermiş.Kan,ter içinde, çıplak doğada, zaman zaman keçi gibi tırmanarak, zaman zaman akreplerle başbaşa, ölçüm aletleri ve bir fotoğraf makinesi ile, uzun mesailerde kimi zaman sıcaktan eriyerek kimi zaman soğuktan donarak yapılan bu çalışmalar sırasında, bir keresinde bir öğrencileri ardında bir not bırakarak istanbul'a geri dönmüş; dayanamayıp düpedüz kaçmış! Ancak Kuban, yanındaki ustasından her dakika ne öğrenebilirim diye bakmış hayata da, mesleğine de.
işte bu fark, bugün Türkiye'de her alanda yaşanan yozlaşmaya sebep olan fark diye düşünebilirsiniz.
Ağa Han Mimarlık Ödülü Yürütme Komitesi üyeliği yapan, 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde "Mimarlık" ödülü verilen, Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) 2021 "Jean Tschumi Mimari Yazın Ödülü" sahibi Kuban'ın düşüncelerini anlatmak için sayfalar yetmez ama önemli bir anlatısı şu şekildedir:
"Kubbe dünyanın bütün ülkelerinin ortak malıdır. Osmanlı Devleti kozmopolit bir dünya imparatorluğu idi. Egemen olduğu bütün toprakların geleneklerini özümsemiştir, mimarlığı da özgün bir sentezdir. Ordusu, idareciler, sultanın haremi ne kadar devşirme ise, mimarı ve işçisi de o kadar devşirmedir.
Kuşkusuz bizim toplumu tanımlayan bir kültürümüz var. Temeli Orta Çağ'da ve tarımsal ekonomide kalmış bir kültür. Bizi bu dünyada yaşatmaya yetmez. Bizi bugün yaşatan 17.yüzyıldan bu yana Batı'dan ithal ettiklerimizdir. Araba, kamyon, uçak, bomba, tüfek... Ya da apartman, kent planlaması, öğretim sistemi, doktorluk... Bunların hiçbirini biz yaratmadık satın aldık. Her geçen gün de yenisini almak zorundayız.
Düşünün ki 19. yüzyılda istanbul'da büyük işler yapan tek bir Türk Mimarı yok. O dönemde daha çok Ermeni vatandaşlar mimarlık yapıyor.
Biz hala Osmanlı toplumunun mirasını taşıyoruz. Başka bir deyişle Ortaçağ'da yaşayanlarımız var.
Türk tarihinde olmamış yeni düşünceler gelişiyor, imamlar devlet başkanı olmaya çalışıyor. Osmanlı halkı yazıyı görünce muska sanıyordu. Ben ilkokula başladığımda halkın % 90'ı köylüydü ve okuma yazma bilmiyordu. O zamandan bu yana ülke çok gelişti. Büyük potansiyelimiz var, fakat Orta Çağ'ı aşmamız gerek.
(Özlem Yalım'ın 26.09.2021 tarihinde Gazete Pencere'deki yazısından alıntılanmıştır)
Sanata, tarihe ve felsefeye duyduğu ilgi ve kendi deyimi ile Emin Onat'ın yönlendirmesi sonucu liseden sonra mimarlık ana dalını seçen Kuban, 1943 yılının programına göre istanbul Teknik Üniversitesi'nde Yüksek Mühendis Mektebi'ne başlar. ilk üç yıl mühendislerle ortak alınan dersler, sonraki 3 yılda inşaat, mimarlık alanlarına ayrılır.
Kuban üniversiteyi bitirdiği yıl, fakülteye atanan Prof. Paolo Verzone, italya'dan Politecnico di Torino Üniversitesi'nden mimarlık tarihi dersi vermek üzere davet edilmişti. Kuban okulu bitirmesine karşılık, bu profesörle çalışabilmeyi ister ve asistan olabilmek için kendisi ile görüşür. Bu girişimin ve Verzone ile tanışıklığın, Kuban'ın kariyerinde çok etkili olduğu, kendi aktardığı anılarından da rahatça anlaşılmaktadır.
Verzone'nın ayrılmasının ardından iTÜ Mimarlık Fakültesinde Mimarlık Tarihi ve Restorasyon Enstitüsü'nü kurar, dekanlık yapar. ICOMOS'un Türkiye'deki kuruluşuna önayak olur. Anıtlar Kurulu üyeliği derken, tarihe düşkün bir mimar olarak Türkiye'de restorasyon bilincinin akademik ve bilimsel düzeyde ilk kez var olmasının baş rol oyuncularından biri haline gelir.
Kuban, yine Verzone ile olan anılarında, ondan saha çalışmasının ne olduğunu öğrendiğini belirtiyor. Verzone mimari röleve için "bizim savaş atımızdır" dermiş.Kan,ter içinde, çıplak doğada, zaman zaman keçi gibi tırmanarak, zaman zaman akreplerle başbaşa, ölçüm aletleri ve bir fotoğraf makinesi ile, uzun mesailerde kimi zaman sıcaktan eriyerek kimi zaman soğuktan donarak yapılan bu çalışmalar sırasında, bir keresinde bir öğrencileri ardında bir not bırakarak istanbul'a geri dönmüş; dayanamayıp düpedüz kaçmış! Ancak Kuban, yanındaki ustasından her dakika ne öğrenebilirim diye bakmış hayata da, mesleğine de.
işte bu fark, bugün Türkiye'de her alanda yaşanan yozlaşmaya sebep olan fark diye düşünebilirsiniz.
Ağa Han Mimarlık Ödülü Yürütme Komitesi üyeliği yapan, 2019 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde "Mimarlık" ödülü verilen, Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) 2021 "Jean Tschumi Mimari Yazın Ödülü" sahibi Kuban'ın düşüncelerini anlatmak için sayfalar yetmez ama önemli bir anlatısı şu şekildedir:
"Kubbe dünyanın bütün ülkelerinin ortak malıdır. Osmanlı Devleti kozmopolit bir dünya imparatorluğu idi. Egemen olduğu bütün toprakların geleneklerini özümsemiştir, mimarlığı da özgün bir sentezdir. Ordusu, idareciler, sultanın haremi ne kadar devşirme ise, mimarı ve işçisi de o kadar devşirmedir.
Kuşkusuz bizim toplumu tanımlayan bir kültürümüz var. Temeli Orta Çağ'da ve tarımsal ekonomide kalmış bir kültür. Bizi bu dünyada yaşatmaya yetmez. Bizi bugün yaşatan 17.yüzyıldan bu yana Batı'dan ithal ettiklerimizdir. Araba, kamyon, uçak, bomba, tüfek... Ya da apartman, kent planlaması, öğretim sistemi, doktorluk... Bunların hiçbirini biz yaratmadık satın aldık. Her geçen gün de yenisini almak zorundayız.
Düşünün ki 19. yüzyılda istanbul'da büyük işler yapan tek bir Türk Mimarı yok. O dönemde daha çok Ermeni vatandaşlar mimarlık yapıyor.
Biz hala Osmanlı toplumunun mirasını taşıyoruz. Başka bir deyişle Ortaçağ'da yaşayanlarımız var.
Türk tarihinde olmamış yeni düşünceler gelişiyor, imamlar devlet başkanı olmaya çalışıyor. Osmanlı halkı yazıyı görünce muska sanıyordu. Ben ilkokula başladığımda halkın % 90'ı köylüydü ve okuma yazma bilmiyordu. O zamandan bu yana ülke çok gelişti. Büyük potansiyelimiz var, fakat Orta Çağ'ı aşmamız gerek.
(Özlem Yalım'ın 26.09.2021 tarihinde Gazete Pencere'deki yazısından alıntılanmıştır)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar