bugün
- güne başlarken2
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- sabah alarm çaldığı anda hissedilenler2
- acı gerçekler15
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- arda güler7
- kale3112'deki kale hangi kale10
- buz gibi bira8
- sabahları nefret edilen şeyler9
- demir çelik5
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı6
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- sözlükte flört etmemek9
- en iyi pizza içeriği10
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması2
- en lezzetli balık24
- bursa6
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- ecevit denince akla gelen şeyler2
- 0 0 714
- sıcak şarap4
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- karşı cinsteki en itici özellik16
- gece vardiyası3
- rte denince akla gelen seyler2
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- arkadaşlar lütfen4
- köy9
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- anın görüntüsü23
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi4
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- şi ve trump'ın ticaret anlaşması2
- babybombshell2
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- paradox interactive3
- gammazlar göreve8
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- sözlükte aile kurmak8
- ağlamak7
- hünkar beğendi vs alinazik9
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği37
- dünyanın en kötü hissi3
- zendaya4
- yıllar ona hiç acımamış3
- motorla kaza yapan kadın7
- ezoterizm4
- başlığı başa bırakıp kaçan yazarı enselemek3
Ekranlarda her gün arz-ı endam eden bazı hocalara bakıyorum tek sermayeleri ve geçim kaynakları din sanki. Asıl şaşırtıcı olan büyük bir kitlenin bu durumu artık kanıksaması, normal karşılaması. Böyle bir ortamda deist ve ateistler değil, ancak açıkgöz dindarlar ekmek yer. Hangi peygamber tebliğ ettiği din karşılığında insanlardan para aldı, hangisi mal mülk içinde yüzdü? Bizim hocaların hangisinin evi sade, mütevazi ve üstelik sobalı?
iki saatlik bir dini program karşılığında milyarlarca para almak nasıl bir şey, bir türlü anlayamıyorum. Üstelik anlattıkları şeylerin hemen hepsi kıssalardan ibaret. Dinin özüne ilişkin dişe dokunur hiçbir şey yok. Hz. Ali Basra’ya geldiğinde yaptığı ilk iş kıssacı vaizleri mescitten kovmak oluyor. Bugün bir yönetici böyle bir şey yapmaya kalkışırsa ilk kendisi toplumdan kovulur. Belki de uydurulmuş denen dinin bütün sermayesi bu kıssalar.
Menkıbeler, kerametler, fevkalade haller uçuşuyor havada. Evliya tezkireleri adım başı kerametlerle dolu. Su üzerinde yürümeler, kuş gibi havada uçmalar, gece rüyalara girmeler, kalplerden geçenleri okumalar… Adam bast-ı zaman ve tayy-ı mekan yaparak evleniyor, çoluk çocuk sahibi oluyor ama aradan henüz bir gün bile geçmemiş. Daima düşünmüşüm, bu kadar keramet gösterenler neden bunları en fazla gösterilmesi gereken yerde ve zamanda göstermezler? Mesela içimizde o kadar keramet sahibi evliya var hepsi birlik olup bu korona hastalığının ülkeden defi için tesirli bir keramet gösterseler olmaz mı?
Bazen masum ve minnacık bir soru koca bir külliyatın devrilmesi için yeterli. Mesele arz-talep meselesi. insanlar çoğunlukla gerçekleri değil, duymak istediklerini duyarlar. Sadece gerçeklere dilbeste olanların müşterisi her devirde bir elin parmakları kadar nadir. Aynı şekilde sadece gerçeklere dilbeste olanların da sayısı bir elin parmakları kadar nadir. Tarih nedense hiç değişmiyor, bin yıllardır tekerrür ediyor. Gazali’nin ibn-i Sina karşısındaki üstünlüğünün gerçek sebebi hakim diasporanın Gazali’nin arkasında olması değil mi?
Her ramazan aynı edebiyat, aynı konular, aynı sorular, aynı hocalar, aynı hava, aynı programlar. Önceden çekimi yapılmış bir filmin her yıl ramazan ayında gösterime girmesi gibi. “Hocam şikayet ediyorsun, eleştiriyorsun iyi güzel de kendin bunların yerine ne koyuyorsun?” diyorlar bana. Keşke şikayet etmenin, surat asmanın, eleştirmenin hakkını verebilseydik! Yani gerçek manada “La” diyebilseydik. Şikayet etmek, surat asmak, “La” demek o kadar kolay mı? Bilhassa hurafelere karşı.
Günümüzde hangi hoca, hangi ilahiyatçı imam Azam Eb-u Hanife kadar dürüst ve cesur olabiliyor. Bırakın onun gibi olmayı hangisi onun onda biri kadar olabiliyor. “illallah” diyebilmek için önce sahih bir “La” çekmek gerekiyor. Toplum “La” diyeni önce taşlar, toprağın altına koyar, belli bir müddet sonra koyduğu yerden kaldırıp heykelini diker, adına mezhep kurar, imam yapar. Eb-u Hanife’nin başına gelenler tam da bu değil mi?
Tabii ki bu her “La” diyenin başına konan bir talih değil, sadece bazılarının. insan her şeyin geçmişte düşünüldüğünü zannediyor ama derince düşününce birçok şeyin aslında düşünülmediğini, sadece düşünülmüş gibi yapıldığını görüyor. Adam yirmi ciltlik tefsir yazmış eline alıp sıktığında bir sayfalık aydınlık bile damlamıyor içinden.
iki saatlik bir dini program karşılığında milyarlarca para almak nasıl bir şey, bir türlü anlayamıyorum. Üstelik anlattıkları şeylerin hemen hepsi kıssalardan ibaret. Dinin özüne ilişkin dişe dokunur hiçbir şey yok. Hz. Ali Basra’ya geldiğinde yaptığı ilk iş kıssacı vaizleri mescitten kovmak oluyor. Bugün bir yönetici böyle bir şey yapmaya kalkışırsa ilk kendisi toplumdan kovulur. Belki de uydurulmuş denen dinin bütün sermayesi bu kıssalar.
Menkıbeler, kerametler, fevkalade haller uçuşuyor havada. Evliya tezkireleri adım başı kerametlerle dolu. Su üzerinde yürümeler, kuş gibi havada uçmalar, gece rüyalara girmeler, kalplerden geçenleri okumalar… Adam bast-ı zaman ve tayy-ı mekan yaparak evleniyor, çoluk çocuk sahibi oluyor ama aradan henüz bir gün bile geçmemiş. Daima düşünmüşüm, bu kadar keramet gösterenler neden bunları en fazla gösterilmesi gereken yerde ve zamanda göstermezler? Mesela içimizde o kadar keramet sahibi evliya var hepsi birlik olup bu korona hastalığının ülkeden defi için tesirli bir keramet gösterseler olmaz mı?
Bazen masum ve minnacık bir soru koca bir külliyatın devrilmesi için yeterli. Mesele arz-talep meselesi. insanlar çoğunlukla gerçekleri değil, duymak istediklerini duyarlar. Sadece gerçeklere dilbeste olanların müşterisi her devirde bir elin parmakları kadar nadir. Aynı şekilde sadece gerçeklere dilbeste olanların da sayısı bir elin parmakları kadar nadir. Tarih nedense hiç değişmiyor, bin yıllardır tekerrür ediyor. Gazali’nin ibn-i Sina karşısındaki üstünlüğünün gerçek sebebi hakim diasporanın Gazali’nin arkasında olması değil mi?
Her ramazan aynı edebiyat, aynı konular, aynı sorular, aynı hocalar, aynı hava, aynı programlar. Önceden çekimi yapılmış bir filmin her yıl ramazan ayında gösterime girmesi gibi. “Hocam şikayet ediyorsun, eleştiriyorsun iyi güzel de kendin bunların yerine ne koyuyorsun?” diyorlar bana. Keşke şikayet etmenin, surat asmanın, eleştirmenin hakkını verebilseydik! Yani gerçek manada “La” diyebilseydik. Şikayet etmek, surat asmak, “La” demek o kadar kolay mı? Bilhassa hurafelere karşı.
Günümüzde hangi hoca, hangi ilahiyatçı imam Azam Eb-u Hanife kadar dürüst ve cesur olabiliyor. Bırakın onun gibi olmayı hangisi onun onda biri kadar olabiliyor. “illallah” diyebilmek için önce sahih bir “La” çekmek gerekiyor. Toplum “La” diyeni önce taşlar, toprağın altına koyar, belli bir müddet sonra koyduğu yerden kaldırıp heykelini diker, adına mezhep kurar, imam yapar. Eb-u Hanife’nin başına gelenler tam da bu değil mi?
Tabii ki bu her “La” diyenin başına konan bir talih değil, sadece bazılarının. insan her şeyin geçmişte düşünüldüğünü zannediyor ama derince düşününce birçok şeyin aslında düşünülmediğini, sadece düşünülmüş gibi yapıldığını görüyor. Adam yirmi ciltlik tefsir yazmış eline alıp sıktığında bir sayfalık aydınlık bile damlamıyor içinden.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar