bugün
- 30 yaşından sonra ne yapacağız hissi5
- hoşlanan erkeğin adım atmama sebebi6
- grok vs gemini vs chatgpt5
- yaşamak3
- aykut kocaman3
- feministlerin sınırsız nafaka iptaline kızmaları14
- nervio abla22
- sedat pekmez43
- erkekte fizik mi giyim mi daha önemli7
- adalet var mı2
- uyku bozuldu iyice2
- satrançta at mı daha değerlidir fil mi5
- aşka inanmayan insan4
- gençler iş beğenmiyor diyen genç patron16
- sözlükteki arkadaş çevresi6
- teklif edip asla ısrar etmeyen insan8
- ömürlük arabalar3
- yuvarlak popolu kadın3
- ten uyumu vs kafa uyumu2
- köşe başı dükkanlar erotik shop olsun11
- türkiye'de iyi bir insan olmak11
- cedidacer'in fenerbahçeli bir ezik olması19
- haklı olduğu halde susan insan7
- 25 yıllık akp iktidarından çıkarılacak ders12
- bir insana yapılabilecek en büyük kötülük19
- ıslak kek bile yapamayan kız5
- toy story 53
- sömürge valisi3
- astrolojiye inanan insanlara yapılan zorbalık3
- kemal kılıçdaroğlu devlet bahçeli ikilisi2
- fatoş pınar türker'in sözlükte konuşulmaması3
- chp'nin hali ne olacak34
- en iyi gençlik dizisi2
- ekşi sözlük2
- sivrisinek3
- çok yakışıklı kaslı eğitimli cool merhametli erkek3
- honda civic fd62
- mustafa çiftçi3
- hiç gelmeyecek birini beklemek9
- sözlükte hic tayt giyen kız olmaması9
- seküler erkek muhafazakar kız birlikteliği7
- 6'ncı nesil uçakta dünyada söz sahibi olmamız11
- trt'nin 2026 dünya kupasını 4k yayınlamaması2
- evli insanların bekarlara sen de evlen baskısı5
- yapay zeka sözlük moderatörü4
- psikolog ile ilk seans2
- m r e r e c t o21
- durduğun yerde terlemek2
- süslü şirin2
- sözlük kadınlarının bugünkü kombini17
"Delisin."
Akşamı bekliyorum. Burası benim evim değil. Onun evi. Terliklerim var benim bu evde ama benim evim değil işte artık. Benim evim olmayışının üzüntüsüyle bekliyorum. Onu bekliyorum. Beni ilk gördüğü an çakan şimşekleri, düşen yıldırımları bekliyorum biraz da. Biliyorum öyle olduğunu çünkü. Benim içimde de öyle olmuştu. Bir asır sürdü sandığım yeşil gözlerini ilk gördüğüm an. Ben kahverengi gözlüyüm. Kahve çok yetim bir renk gözde ama kök saldı onlarda biliyorum. Bu ev benim evim değil. Bu evde annemle yemek yaptık, buzdolabında teyzemin hazırladığı kışlıklar var. Benim evim değil.
Mutfakta ve çok eğreti oturuyorum. Tedirginseniz mutfaktasınızdır. Orada çiğ bir kahve (kahve) ile bir sigara, bir sigara daha. Bir tane daha. Beklemek bunca uzamamalı ama uzuyor gidiyor. Fizik bununla ilgili müthiş teoriler geliştirmiş. Zaman ben onu gözledikçe artıyor. Uzuyor.
Kapı açılıyor. Evde iki kişiyiz aslında. ikinci kişinin ne kadar zalim olduğunu birkaç saat sonra öğreneceğim. ikinci kişinin anneme hediye ettiği, kendi yöresine ait oyalarla işlenmiş havluyu hala atmamışız. Atalım, diyemiyorum anneme. ikinci kişi evde bir duvar gibi. Sesi yok ama var. Kapı açılıyor.
Birkaç şişe birbirine vuruyor. Alkolün verdiği yetkiye dayanmadan konuşamayacağız belli. Evde üç kişiyiz ama kimse yokmuş gibi konuşacağız. Aslında kelimelerle anlaşmaktan çoktan vazgeçmişim. Masaya kadehleri koyarken bile susmuyor gözlerim. Soruyor da soruyor. Ağzımı susturmaktaki, ağzımı istenilen biri gibi kullanmaktaki yeteneğim çöp, konu gözlerime gelince. Gözlerim bulanmıyor bile. Soruyor.
Gözlerimin bile, benimki gibi susmayan gözlerin bile uykusu gelir. Odaya çekiliyoruz. Burası benim odam değil. Burası benim aldığım onlarca kitap, bu kitaplara yazılı onlarca şiir, aralarına bırakılmış onlarca mektup ile dolu ama benim odam değil işte. Bu odanın dolaplarında benim kıyafetlerim var. Pantolonlarım, gömleklerim, ayakkabılarım hatta annemin battaniyesi var ama işte. Demiştim, benim odam değil.
Gözlerim çok kahverengi, bunu sessiz sanırsınız ama benim gözlerim çok konuşur. Sesimi duymasanız bile bakınca gözlerime başınız ağrır. Başını çatlattığımı biliyorum sadece bakarak. Yine de benim başımın o duvarlara çarpa çarpa kırılması kadar değildir. Yarışırım ama kaybederim. Gözlerim de kahverengidir mesela ama maviye boyalı bir duvarda yavaşça kuruyan kanım kadar kahverengi değildir. Kan, mavi duvarda kuruyunca gözlerim rengi oluyormuş. Ne tuhaf.
Eh, bunca gözden konuşunca, onun yeşile inat gözlerinden bahsetmemek olmaz. Öylesine yeşildir ki gözleri, kafam ve vücudum yani biz bir bütün olarak mavi duvardan kahverengi dolaba, kırmızı halıdan beyaz pencerelere uçup dururken bile parlaklığıyla kendini gösterir. Boğazımıza yapışmış ellerin ağırlığı o yeşilin ışığını hafifletmez.
Evde kahverengi ile yeşilin ışığı kendini kırmızıya boyamışken bile biz evde nedense iki kişiyizdir. Üçüncü kişi gereksiz bir duvar gibi, orada öyle yıkılıp yerin dibine giresi bir duvar gibi.
Sabah ezanlarını çocukluğundan beri dinlemeyi seven ben, saatler geçtiğini ancak ezan okunurken anlayan ben. Kahverengi ile mor'un birbirine hiç yakışmadığını o zaman anlayan.
Yeşil gözler de kırmızının sularına girmiş. Kahverengi gözlerime kırmızı da öyle uymuyor ama duramıyorum. Kıpkırmızı akıyor gözlerim. Ben kırmızıyı hiç sevmem.
O 'kokusu orman adını unutmam' bey gözlerime buzlu bir şeyler koyuyor. Teyzemin beraber yiyelim diye hazırladığı bir poşet bezelye. Gözlerim çok ama çok kırmızı, mor ve siyah. Bir de yeşil.
Benim olmayan evden çıkıyor ve sokakta muhtemelen evine giden müezzin ile karşılaşıyorum. Bir taksi çağırıyorum. Hemen geliyor. Karakola sürüyor. 19 yaşımdan o ana kadar geçen tüm zamanımdan şikayetçi. Ben değilim. Bu kendimi aşan bir delilik. Boğazımda halkalanan siyahlarla da beraber bir renk cümbüşü içinde hastaneye gidiyoruz. Çünkü gitmezsek öleceğim. Çok kırmızıyım, çok siyah ve mor'um. Gözlerimin sürekli konuştuğundan bahsetmiştim. Çıkmayan sesim yerine gözlerim konuşuyor doktorlarla. Tek başımayım. Ölüyorsam da ölüyorum, kimseyi bununla meşgul edemem.
Akşam, birileri geliyor. Sevdiğim birileri, bunu anlıyorum ama ifade edemiyorum. "Ne saçma söz, neden 'yeter ki olumsuz olmasın aşk' diye söz yazılır ki?" Aklım benimle pek de sevmediğim oyunlar oynuyor. Dokuz küpe ile süslediğim kulaklarım bile oyun peşinde. Duymuyorum yani. Kırmızı gözlerim, kararan boğazımdan fırsat bulamamışım. Duymuyorum. Müzik ile nefes alan ben, duyamıyorum.
Aylar geçiyor. Bahar ile. Yaz ile. Güz ile. Kış ile. Bahar geliyor. O kadar yeşil ki. Bu kez evde iki kişiyiz eminim. Yıkılası bir duvar yok. Bilgisayar açık. Bir şarkı çalıyor. Dalgalar var, bir dolu birçok. Ben çok sessiz ağlarım. Gözlerim susmuyor.
"Deliyim."
Akşamı bekliyorum. Burası benim evim değil. Onun evi. Terliklerim var benim bu evde ama benim evim değil işte artık. Benim evim olmayışının üzüntüsüyle bekliyorum. Onu bekliyorum. Beni ilk gördüğü an çakan şimşekleri, düşen yıldırımları bekliyorum biraz da. Biliyorum öyle olduğunu çünkü. Benim içimde de öyle olmuştu. Bir asır sürdü sandığım yeşil gözlerini ilk gördüğüm an. Ben kahverengi gözlüyüm. Kahve çok yetim bir renk gözde ama kök saldı onlarda biliyorum. Bu ev benim evim değil. Bu evde annemle yemek yaptık, buzdolabında teyzemin hazırladığı kışlıklar var. Benim evim değil.
Mutfakta ve çok eğreti oturuyorum. Tedirginseniz mutfaktasınızdır. Orada çiğ bir kahve (kahve) ile bir sigara, bir sigara daha. Bir tane daha. Beklemek bunca uzamamalı ama uzuyor gidiyor. Fizik bununla ilgili müthiş teoriler geliştirmiş. Zaman ben onu gözledikçe artıyor. Uzuyor.
Kapı açılıyor. Evde iki kişiyiz aslında. ikinci kişinin ne kadar zalim olduğunu birkaç saat sonra öğreneceğim. ikinci kişinin anneme hediye ettiği, kendi yöresine ait oyalarla işlenmiş havluyu hala atmamışız. Atalım, diyemiyorum anneme. ikinci kişi evde bir duvar gibi. Sesi yok ama var. Kapı açılıyor.
Birkaç şişe birbirine vuruyor. Alkolün verdiği yetkiye dayanmadan konuşamayacağız belli. Evde üç kişiyiz ama kimse yokmuş gibi konuşacağız. Aslında kelimelerle anlaşmaktan çoktan vazgeçmişim. Masaya kadehleri koyarken bile susmuyor gözlerim. Soruyor da soruyor. Ağzımı susturmaktaki, ağzımı istenilen biri gibi kullanmaktaki yeteneğim çöp, konu gözlerime gelince. Gözlerim bulanmıyor bile. Soruyor.
Gözlerimin bile, benimki gibi susmayan gözlerin bile uykusu gelir. Odaya çekiliyoruz. Burası benim odam değil. Burası benim aldığım onlarca kitap, bu kitaplara yazılı onlarca şiir, aralarına bırakılmış onlarca mektup ile dolu ama benim odam değil işte. Bu odanın dolaplarında benim kıyafetlerim var. Pantolonlarım, gömleklerim, ayakkabılarım hatta annemin battaniyesi var ama işte. Demiştim, benim odam değil.
Gözlerim çok kahverengi, bunu sessiz sanırsınız ama benim gözlerim çok konuşur. Sesimi duymasanız bile bakınca gözlerime başınız ağrır. Başını çatlattığımı biliyorum sadece bakarak. Yine de benim başımın o duvarlara çarpa çarpa kırılması kadar değildir. Yarışırım ama kaybederim. Gözlerim de kahverengidir mesela ama maviye boyalı bir duvarda yavaşça kuruyan kanım kadar kahverengi değildir. Kan, mavi duvarda kuruyunca gözlerim rengi oluyormuş. Ne tuhaf.
Eh, bunca gözden konuşunca, onun yeşile inat gözlerinden bahsetmemek olmaz. Öylesine yeşildir ki gözleri, kafam ve vücudum yani biz bir bütün olarak mavi duvardan kahverengi dolaba, kırmızı halıdan beyaz pencerelere uçup dururken bile parlaklığıyla kendini gösterir. Boğazımıza yapışmış ellerin ağırlığı o yeşilin ışığını hafifletmez.
Evde kahverengi ile yeşilin ışığı kendini kırmızıya boyamışken bile biz evde nedense iki kişiyizdir. Üçüncü kişi gereksiz bir duvar gibi, orada öyle yıkılıp yerin dibine giresi bir duvar gibi.
Sabah ezanlarını çocukluğundan beri dinlemeyi seven ben, saatler geçtiğini ancak ezan okunurken anlayan ben. Kahverengi ile mor'un birbirine hiç yakışmadığını o zaman anlayan.
Yeşil gözler de kırmızının sularına girmiş. Kahverengi gözlerime kırmızı da öyle uymuyor ama duramıyorum. Kıpkırmızı akıyor gözlerim. Ben kırmızıyı hiç sevmem.
O 'kokusu orman adını unutmam' bey gözlerime buzlu bir şeyler koyuyor. Teyzemin beraber yiyelim diye hazırladığı bir poşet bezelye. Gözlerim çok ama çok kırmızı, mor ve siyah. Bir de yeşil.
Benim olmayan evden çıkıyor ve sokakta muhtemelen evine giden müezzin ile karşılaşıyorum. Bir taksi çağırıyorum. Hemen geliyor. Karakola sürüyor. 19 yaşımdan o ana kadar geçen tüm zamanımdan şikayetçi. Ben değilim. Bu kendimi aşan bir delilik. Boğazımda halkalanan siyahlarla da beraber bir renk cümbüşü içinde hastaneye gidiyoruz. Çünkü gitmezsek öleceğim. Çok kırmızıyım, çok siyah ve mor'um. Gözlerimin sürekli konuştuğundan bahsetmiştim. Çıkmayan sesim yerine gözlerim konuşuyor doktorlarla. Tek başımayım. Ölüyorsam da ölüyorum, kimseyi bununla meşgul edemem.
Akşam, birileri geliyor. Sevdiğim birileri, bunu anlıyorum ama ifade edemiyorum. "Ne saçma söz, neden 'yeter ki olumsuz olmasın aşk' diye söz yazılır ki?" Aklım benimle pek de sevmediğim oyunlar oynuyor. Dokuz küpe ile süslediğim kulaklarım bile oyun peşinde. Duymuyorum yani. Kırmızı gözlerim, kararan boğazımdan fırsat bulamamışım. Duymuyorum. Müzik ile nefes alan ben, duyamıyorum.
Aylar geçiyor. Bahar ile. Yaz ile. Güz ile. Kış ile. Bahar geliyor. O kadar yeşil ki. Bu kez evde iki kişiyiz eminim. Yıkılası bir duvar yok. Bilgisayar açık. Bir şarkı çalıyor. Dalgalar var, bir dolu birçok. Ben çok sessiz ağlarım. Gözlerim susmuyor.
"Deliyim."
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
