bugün
- akepe dönemi13
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem7
- ben geldim naneler11
- uludağ sözlük magazin ekibi5
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu11
- kelle paça4
- hastane acil bölümü6
- karma doğru çalışıyor mu4
- la loba22
- öyle bir dünya yok5
- karapapak türkleri3
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar6
- nasılsınız8
- teomancalmasur2
- gürcü ile kürtçü5
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- nerede ne yenir7
- kuşbaşılı kaşarlı pide3
- engineer2820
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- çorabın tekinin hep kaybolması2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- nickin yanında yaş da yazsın16
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- eski yazarlar geri gelsin12
- nervio'nun ayakları17
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek4
- mezgit2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- menemen yiyen erkek13
- anın görüntüsü27
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- endüstriyel futbol2
- duvarı nem yiğidi gam öldürürmüş3
- recep tayyip erdoğan11
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- uzak mesafe ilişki5
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- sabitlenmiş tweet2
- eskiden futbol2
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı2
- migros ta etleri yiyen kedi5
- hesabını gizleyen erkek yazar22
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- didem arslan yılmaz'ın programındaki 3 karakter4
- öldüreni öldürmek14
bazen bir his... adını bilmediğim için his diyorum çöreklenip kalıyor içime. kuzularını kurdun kapmasından korkan bir çoban gibi ürkek oluyorum aynı zamanda bir o kadar cesur ve savunmaya hazır kalelerimi... neden böyle oluyor billmiyorum. sanırım gördükçe daha çok özlüyorum seni bir sonraki gün yanımda olmayacağını bilerek...kendimi tutmaktan yoruldum bu kez de. sussam bir türlü konuşsam başka...konuşamıyorum zaten yazmazsam patlayacağım...uzun zaman oldu benden yana çok uzun... iki aydır bir damla günışığına muhtaç, rutubetli bir köşede susuz kalmış ot gibi yaşıyorum tabiri caizse...beni durduran ne diye düşünüyorum, köklerimi alıp gitmeme engel olan ne? gitmem ya da kalmam için birşey yapmıyorsun ki! yokluğunda daha çok konuşuyorum seninle, fotoğraflarına bakıp gülümsüyorum uzun uzun, senin yerine cevap bile veriyorum kendime. yokluğunu bile bu kadar var hissetmenin nedeni sen misin ben miyim ikimizin de söylemekten korktuğu başka birşey mi yoksa?
en azından hayatımın güzel bir köşesinde oturuyor olmanı dilerdim oysa sen hep ayaktasın eşikte...gideceksin! ben yanlış birşey yapacağım ve sen gideceksin diye öyle korkuyorum ki, sessiz kalma hakkımı kullanıyorum bu yüzden...korkarım susmak alışkanlık yapacak, beni tekrar görmek isteyeceğin günü hayal ediyorum da "olmayacak" gibi geliyor. seni şıp diye sevdiğim aşk maskeli bir heves sanıyordum...geldiğin gibi geçeceğini düşlerimden gerçekten kopup bir kabusa dönüşmeden ben...ama çok başka birşey olmuşsun sen, çoktan yıkılmış setlerim, kırılmış kabuğum. öyle birşey olmuşsun ki sen bende, yokluğunda da varlığında da yerden yere vuruyorsun beni ve ben haz duyuyorum bundan...yani bunlar benim şu an ki düşüncelerim yalnızca. biliyorum aslında ama bu oyunu oynamazsam mutsuz olacakmışım gibi geliyor.sen dengem oluyorsun çoğu zaman ara sıra dengesizliğim.
oyunbozanlıktan nefret ettiğim ölçüde yalandan da nefret ediyorum. hissetmiyormuş, düşünmüyormuş, özlemiyormuş, beklemiyormuş...muş, muş ,muş! hepsi yalan, hepsi palavra! içimde bir yerlere gömdüm seni, seni düşündükçe derinleşen içimde bir yerlere... ve gömen ben değilmişim gibi her gün mezarını kazıyorum tırnaklarımla, tırnaklarıma dolan toprağın kokusunu çekiyorum içime... nasıl bir histir bu bilmiyorum...kendimi kandırmam imkansız sen zaten kanmıyorsun bu yeniyetme isyanlara. her ne haltsa bitmiyor işte, aşık oldum diyemiyorum, sevdim diyemiyorum, alıştım diyemiyorum...benimle bir daha görüş diyemiyorum, benimle bir daha görüşme diyemiyorum... beklemekten vazgeçemediğim gibi ummaktan da vazgeçemiyorum...sana uzaktan bakmak bile öyle güzel ki başımı olmadığın herhangi bir yöne çevirsem de görüyorum seni...toparlandım sanıyordum, herşey iyiye gidiyor sanıyordum bana göre değilmiş bacaklarım yok ama kollarım var zırvaları... şimdi ne yaptım da böyle oldu bile demeden uzaklaşacaksın benden belki... olsun...
dayanamıyorum...sana bugüne dek kazanılacak bir zafer, varılacak bir hedef olarak bakmadım ki...yolun kendisiydin sen, mutluluk koydum adını...neşe gibi gürültülü ve gelip geçici olandan değil... öyle değil ...içime dolan ve bir daha çıkmayan mutluluktan bahsediyorum...
sen beni kovalamıyorsun ben senden kaçamıyorum. dipsiz bir kuyusun sen, bana karanlığı bile sevdirecek kadar haykırdıkça kendi sesimin yankısından başka hiçbir karşılık vermeyen dipsiz bir kuyu...böyle de güzel, düşmek istiyorum... biliyor musun sevgilim diyemediğim birine bu kadar sadık olmam kızdırıyor beni en çok. bir gün ben seni böyle yelkenler fora beklerken başka bir limana demirlemeyi tercih edeceksin ve ben gülümseyerek o yalancı iyimserliğimle el sallayacağım ardından... belki kurtuluşum olacak o gün , belki de o zaman kızacağım sana, evet evet gerçekten kızacağım. keşke beni de diğerleri gibi görseydi diyorum bazen, keşke bir kez olsun gözlerimin içine bakarak -yanında olmaktan mutluyum- diye yalan söylese de ben de çok büyütmüşüm gözümde deyip arkamı dönüp gitsem... güzel insan, yürekli insan, beni gerçekten anlıyorsun sen. bu yüzden adamakıllı kızamıyorum sana, anlamak sevmeye yetmez biliyorum. keşke daha çok konuşsak seninle, keşke daha çok yürüsek birlikte...keşke susmasak bu kadar...
kendimi öyle değersiz hissediyorum ki sırf bu yüzden bana ihtiyacın olsun istiyorum...bir gün öylesine kullan, at beni...ama bunu yalnızca istiyorum, yapsan kırılırdım herhalde... görüyorsun değil mi hiçbir tutarlı yanı yok içimdeki bu hissin, yalnızca sana biraz daha yakın olmayı hayal ediyorum, sende kaybolacak kadar yakın olmayı... biraz daha dahil olmayı... zorla güzellik olmayacağını bile bile bencilce zorlamak istiyorum seni bu güzelliğe... zaman akıp gidiyor gözlerimin önünden, nereye gitsem bir gün diyorum bir gün onunla... elele olmasa da geleceğim bu yerlere o yokken bunları hayal ettiğimi anlatacağım...susmak daha çok yoruyormuş, anladım. sen aldırma bana... yarın seni görünce istemsizce çekilir yanaklarım kulaklarıma doğru, birkaç gülücük, bu mektup da unutulur gider... zaten öylesine yazdım, birşeye de benzemedi, içimdeki his gibi, sen gibi karmaşık ben gibi tutuk kaldı biraz,biraz da sonsuz...
yarından haber yok, dün bitti...
(tarih düşülmemiştir zaten zaman bizim yarattığımız bir kavram)
en azından hayatımın güzel bir köşesinde oturuyor olmanı dilerdim oysa sen hep ayaktasın eşikte...gideceksin! ben yanlış birşey yapacağım ve sen gideceksin diye öyle korkuyorum ki, sessiz kalma hakkımı kullanıyorum bu yüzden...korkarım susmak alışkanlık yapacak, beni tekrar görmek isteyeceğin günü hayal ediyorum da "olmayacak" gibi geliyor. seni şıp diye sevdiğim aşk maskeli bir heves sanıyordum...geldiğin gibi geçeceğini düşlerimden gerçekten kopup bir kabusa dönüşmeden ben...ama çok başka birşey olmuşsun sen, çoktan yıkılmış setlerim, kırılmış kabuğum. öyle birşey olmuşsun ki sen bende, yokluğunda da varlığında da yerden yere vuruyorsun beni ve ben haz duyuyorum bundan...yani bunlar benim şu an ki düşüncelerim yalnızca. biliyorum aslında ama bu oyunu oynamazsam mutsuz olacakmışım gibi geliyor.sen dengem oluyorsun çoğu zaman ara sıra dengesizliğim.
oyunbozanlıktan nefret ettiğim ölçüde yalandan da nefret ediyorum. hissetmiyormuş, düşünmüyormuş, özlemiyormuş, beklemiyormuş...muş, muş ,muş! hepsi yalan, hepsi palavra! içimde bir yerlere gömdüm seni, seni düşündükçe derinleşen içimde bir yerlere... ve gömen ben değilmişim gibi her gün mezarını kazıyorum tırnaklarımla, tırnaklarıma dolan toprağın kokusunu çekiyorum içime... nasıl bir histir bu bilmiyorum...kendimi kandırmam imkansız sen zaten kanmıyorsun bu yeniyetme isyanlara. her ne haltsa bitmiyor işte, aşık oldum diyemiyorum, sevdim diyemiyorum, alıştım diyemiyorum...benimle bir daha görüş diyemiyorum, benimle bir daha görüşme diyemiyorum... beklemekten vazgeçemediğim gibi ummaktan da vazgeçemiyorum...sana uzaktan bakmak bile öyle güzel ki başımı olmadığın herhangi bir yöne çevirsem de görüyorum seni...toparlandım sanıyordum, herşey iyiye gidiyor sanıyordum bana göre değilmiş bacaklarım yok ama kollarım var zırvaları... şimdi ne yaptım da böyle oldu bile demeden uzaklaşacaksın benden belki... olsun...
dayanamıyorum...sana bugüne dek kazanılacak bir zafer, varılacak bir hedef olarak bakmadım ki...yolun kendisiydin sen, mutluluk koydum adını...neşe gibi gürültülü ve gelip geçici olandan değil... öyle değil ...içime dolan ve bir daha çıkmayan mutluluktan bahsediyorum...
sen beni kovalamıyorsun ben senden kaçamıyorum. dipsiz bir kuyusun sen, bana karanlığı bile sevdirecek kadar haykırdıkça kendi sesimin yankısından başka hiçbir karşılık vermeyen dipsiz bir kuyu...böyle de güzel, düşmek istiyorum... biliyor musun sevgilim diyemediğim birine bu kadar sadık olmam kızdırıyor beni en çok. bir gün ben seni böyle yelkenler fora beklerken başka bir limana demirlemeyi tercih edeceksin ve ben gülümseyerek o yalancı iyimserliğimle el sallayacağım ardından... belki kurtuluşum olacak o gün , belki de o zaman kızacağım sana, evet evet gerçekten kızacağım. keşke beni de diğerleri gibi görseydi diyorum bazen, keşke bir kez olsun gözlerimin içine bakarak -yanında olmaktan mutluyum- diye yalan söylese de ben de çok büyütmüşüm gözümde deyip arkamı dönüp gitsem... güzel insan, yürekli insan, beni gerçekten anlıyorsun sen. bu yüzden adamakıllı kızamıyorum sana, anlamak sevmeye yetmez biliyorum. keşke daha çok konuşsak seninle, keşke daha çok yürüsek birlikte...keşke susmasak bu kadar...
kendimi öyle değersiz hissediyorum ki sırf bu yüzden bana ihtiyacın olsun istiyorum...bir gün öylesine kullan, at beni...ama bunu yalnızca istiyorum, yapsan kırılırdım herhalde... görüyorsun değil mi hiçbir tutarlı yanı yok içimdeki bu hissin, yalnızca sana biraz daha yakın olmayı hayal ediyorum, sende kaybolacak kadar yakın olmayı... biraz daha dahil olmayı... zorla güzellik olmayacağını bile bile bencilce zorlamak istiyorum seni bu güzelliğe... zaman akıp gidiyor gözlerimin önünden, nereye gitsem bir gün diyorum bir gün onunla... elele olmasa da geleceğim bu yerlere o yokken bunları hayal ettiğimi anlatacağım...susmak daha çok yoruyormuş, anladım. sen aldırma bana... yarın seni görünce istemsizce çekilir yanaklarım kulaklarıma doğru, birkaç gülücük, bu mektup da unutulur gider... zaten öylesine yazdım, birşeye de benzemedi, içimdeki his gibi, sen gibi karmaşık ben gibi tutuk kaldı biraz,biraz da sonsuz...
yarından haber yok, dün bitti...
(tarih düşülmemiştir zaten zaman bizim yarattığımız bir kavram)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar