bugün
- 30 yaşından sonra aşık olmanın imkansız olması13
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı16
- yazarların sevmediği insan türleri2
- g i l d e d l i l y19
- sarhoşken yapılmış en aptalca şey13
- kadın olmanın avantajları16
- askerde 200 metre atışı yapmak15
- hayatın kuralları9
- nervio23
- yaşamak istenilen şeyler10
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler15
- sözlükteki fenerbahçeliler8
- kadın sürücü görünce yapılması gerekenler11
- fotoğraflarda bir türlü gülemeyen insan6
- dil dalak beyin böbrek yiyen kız3
- geceye bir şarkı bırak10
- türkiye'ye geldim11
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- penisi seks objesi olarak görmek7
- erkeğe ihtiyacım yok diyen kadın2
- okan buruk13
- fenerbahçe7
- hiçbir hobisi olmayan düz insan5
- kurtar bizi müsavat16
- bir bayan yazarın erkek yazarla kavga etmesi10
- kankadan sevgili olur mu5
- fırçaya takılıp gelen tuvalet deliği kapağı4
- günün şiiri2
- her şeyi açıklayan en kısa cümle8
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı25
- ismail kartal4
- friedrich hegel la bi cay icek7
- bir yazar entry ni beğenmedi4
- hangi manifest kızı ile sevişmek isterdin5
- kürtsüz türkiye4
- zengin olunca yapacaklarınız3
- sözlükte kafa açıcı başlık olmaması9
- gençlerbirliği4
- alkolsüz sosyalleşmede zorlanmak4
- alevi kızların alev alev yanması13
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- galatasaray'ın fenerbahçe'yi yine altına alması3
- sözlükteki fanatik fenerlilere giren kazık3
- trans kadın çekiciliği5
- aldığınız en büyük risk3
- anın görüntüsü30
- arkadaşlar ben drama queen miyim4
- devran dönecek8
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- düşük zeka belirtisi2
seni nereye yazayım bilemedim.
üniversiteye hazırlandığım sene birisini sevdim. yüzüne bakmaya doyulmayan, hayali bile iç ısıtan sevgilerdendi. aramızda bir şey olmadı.
üniversiteyi kazandım. sınıf yeni, içimdeki arkadaş canlısı insan daha ölmemiş, gözümden ışık çıkararak bakıyorum dünyaya. yine etrafıma neşe saçarken; birisi girdi sınıfa, boylu poslu bir oğlan, herkese tepeden bakıyor. doğmadan önce kızıl olmaya karar verip, son anda "yok ben sarışın gibi olcam" dediği için sadece kırmızı teni kalmış kendisinde.
sevdiğim çocuğa benzettim oğlanı. kanım kaynadı o benzerliğe. aslında alakaları yoktu.
tanıştık birisi sayesinde. grupça buluştuk akşam üstü serinliğinde, sonra diğerleri gitti yalnız kaldık bundan taa 4 sene önce. nargile seven (o zamanlar bağımlısıyım, tesbihle falan geziyorum), boş zamanlarında ebru ile uğraşan, kitap okuyan 2 çocuk abisi çıktı. "hepinizi ezerim" diyen tavrın altında o sakinliği görünce bayıldım tabii oğlana.
zaman geçti aradan. benzettiğim oğlan gibi sevemediğimi fark ettim. yine de o'na dair şefkatim eksilmedi. çünkü ateşli olduğu bir gün yolunu değiştirip beni yurduma bırakan birisine, doğum günümde gözleri gülmekten kısılmış, kapımda dikilirken elindeki çerçevenin içinde küçük bir lâle ebrusu tutan birisine şefkat duymazsam ölmüş olurdum. güvenilirdi hem. korurdu beni sanki.
haftalar geçti. bizi tanıştıran kişi sınıftan birini seviyor, kız bunu istemiyordu. biz de 'aşk çocuğunu' toparlamaya uğraşıyoruz, işimiz yok ya. bu buhran zamanında tüm haddini aşan aşk çocuğumuz kırmızı oğlana "sana lavandula'yı yapalım" demiş.
kırmızı oğlan bu laftan sonra konuşmadı benimle. benim dedirttiğimi sandı sanırım. "öyle bir şey yok, ben istemedim" desem de, tüm arkadaş grubu ilginin, sevginin sadece ve sadece aşık olunan insana duyulacağını sanan avamlardan olduğu için inanmadılar bana.
uzaktan içim acıya acıya izlemeye başladım onu. diğerleriyle gülerken bana baktığında buzlaşan kısık gözleri canımı acıttı.
zaman geçtikçe yok saydı, görmedi, bulunduğum ortama gelmedi, daha neler neler...
sonra tüm arkadaş grubu dışladı beni. neşemi çocukça bulmuşlar, bahaneleri buydu.
birilerini sevmekten koparılan her insan gibi kızgınlıkla doldum, özellikle kırmızı oğlana karşı. sevgimin ne olduğunu anlayamaması dağ gibi çocuğu gözümde yerle bir etti. güçlü sandığım birinin karşıma çıkıp "sen ne düşündün hakkımda?" diyememiş olması kızdırdı beni. hislerimi çatır çatır anlatabilecekken susturulmuş olmak, soracak cesareti ve isteğinin olmaması, kendi gözünü kapatıp hiçbir şey olmamış gibi davranması kızdırdı.
sevgilisi oldu, grupla arası bozuldu sevgilisi yüzünden. tüm grup gelip köpek gibi özür diledi benden, hakkını helal et dediler. etmedim.
yıllar geçti. aşk çocuğuyla aynı ortama girdik geçenlerde, kırmızı oğlandan açıldı konu. boynunda bir kitle oluşmuş, onu aldırmış. boynu sarılı gördüğümde yakın arkadaşımla "eeeğğğ sevgilisi bıçak dayamıştır eeeğğ" diye dalga geçtiğim; saatlerimi kızarak, ah ederek geçirdiğim, gördüğümde "endamına tükürdüğüm" dediğim çocuk şimdi o kitlenin zararlı olup olmadığını öğrenmek üzere.
neler yaşadığını öğrenince kendime sinirlendim sırf beni anlamadı, görmezden geldi diye bu kadar kızdığım için. zarar görmesini asla istemedim. sadece ne kadar kırdığını anlamasını istemiştim.
şimdi o dağ gibi kırmızı çocukla yine aynı sınıftayım. aramızda uçurumlar var. olsun. uçurumları kendi koydu aramıza, aşmayı da ben istemiyorum.
yine de gidip sarılmak geçiyor içimden. 2 gün önceki doğum gününü kutlayıp, geçmiş olsun demek istiyorum. aramız hiç bozulmamış gibi "o kitle seni yıkacak güçte değil" diyip yanında bulunmak istiyorum. benzer şeyi ben yaşadığımda haberi olsa bana dair hiçbir şey hissetmezdi biliyorum.
yine de hislerimi dizginleyip sınıfta sessizce ağlamaya direnemedim.
neden mi?
çünkü çerçeveyi uzun zaman önce atmış olsam da; içindeki lâle çok güzeldi.
üniversiteye hazırlandığım sene birisini sevdim. yüzüne bakmaya doyulmayan, hayali bile iç ısıtan sevgilerdendi. aramızda bir şey olmadı.
üniversiteyi kazandım. sınıf yeni, içimdeki arkadaş canlısı insan daha ölmemiş, gözümden ışık çıkararak bakıyorum dünyaya. yine etrafıma neşe saçarken; birisi girdi sınıfa, boylu poslu bir oğlan, herkese tepeden bakıyor. doğmadan önce kızıl olmaya karar verip, son anda "yok ben sarışın gibi olcam" dediği için sadece kırmızı teni kalmış kendisinde.
sevdiğim çocuğa benzettim oğlanı. kanım kaynadı o benzerliğe. aslında alakaları yoktu.
tanıştık birisi sayesinde. grupça buluştuk akşam üstü serinliğinde, sonra diğerleri gitti yalnız kaldık bundan taa 4 sene önce. nargile seven (o zamanlar bağımlısıyım, tesbihle falan geziyorum), boş zamanlarında ebru ile uğraşan, kitap okuyan 2 çocuk abisi çıktı. "hepinizi ezerim" diyen tavrın altında o sakinliği görünce bayıldım tabii oğlana.
zaman geçti aradan. benzettiğim oğlan gibi sevemediğimi fark ettim. yine de o'na dair şefkatim eksilmedi. çünkü ateşli olduğu bir gün yolunu değiştirip beni yurduma bırakan birisine, doğum günümde gözleri gülmekten kısılmış, kapımda dikilirken elindeki çerçevenin içinde küçük bir lâle ebrusu tutan birisine şefkat duymazsam ölmüş olurdum. güvenilirdi hem. korurdu beni sanki.
haftalar geçti. bizi tanıştıran kişi sınıftan birini seviyor, kız bunu istemiyordu. biz de 'aşk çocuğunu' toparlamaya uğraşıyoruz, işimiz yok ya. bu buhran zamanında tüm haddini aşan aşk çocuğumuz kırmızı oğlana "sana lavandula'yı yapalım" demiş.
kırmızı oğlan bu laftan sonra konuşmadı benimle. benim dedirttiğimi sandı sanırım. "öyle bir şey yok, ben istemedim" desem de, tüm arkadaş grubu ilginin, sevginin sadece ve sadece aşık olunan insana duyulacağını sanan avamlardan olduğu için inanmadılar bana.
uzaktan içim acıya acıya izlemeye başladım onu. diğerleriyle gülerken bana baktığında buzlaşan kısık gözleri canımı acıttı.
zaman geçtikçe yok saydı, görmedi, bulunduğum ortama gelmedi, daha neler neler...
sonra tüm arkadaş grubu dışladı beni. neşemi çocukça bulmuşlar, bahaneleri buydu.
birilerini sevmekten koparılan her insan gibi kızgınlıkla doldum, özellikle kırmızı oğlana karşı. sevgimin ne olduğunu anlayamaması dağ gibi çocuğu gözümde yerle bir etti. güçlü sandığım birinin karşıma çıkıp "sen ne düşündün hakkımda?" diyememiş olması kızdırdı beni. hislerimi çatır çatır anlatabilecekken susturulmuş olmak, soracak cesareti ve isteğinin olmaması, kendi gözünü kapatıp hiçbir şey olmamış gibi davranması kızdırdı.
sevgilisi oldu, grupla arası bozuldu sevgilisi yüzünden. tüm grup gelip köpek gibi özür diledi benden, hakkını helal et dediler. etmedim.
yıllar geçti. aşk çocuğuyla aynı ortama girdik geçenlerde, kırmızı oğlandan açıldı konu. boynunda bir kitle oluşmuş, onu aldırmış. boynu sarılı gördüğümde yakın arkadaşımla "eeeğğğ sevgilisi bıçak dayamıştır eeeğğ" diye dalga geçtiğim; saatlerimi kızarak, ah ederek geçirdiğim, gördüğümde "endamına tükürdüğüm" dediğim çocuk şimdi o kitlenin zararlı olup olmadığını öğrenmek üzere.
neler yaşadığını öğrenince kendime sinirlendim sırf beni anlamadı, görmezden geldi diye bu kadar kızdığım için. zarar görmesini asla istemedim. sadece ne kadar kırdığını anlamasını istemiştim.
şimdi o dağ gibi kırmızı çocukla yine aynı sınıftayım. aramızda uçurumlar var. olsun. uçurumları kendi koydu aramıza, aşmayı da ben istemiyorum.
yine de gidip sarılmak geçiyor içimden. 2 gün önceki doğum gününü kutlayıp, geçmiş olsun demek istiyorum. aramız hiç bozulmamış gibi "o kitle seni yıkacak güçte değil" diyip yanında bulunmak istiyorum. benzer şeyi ben yaşadığımda haberi olsa bana dair hiçbir şey hissetmezdi biliyorum.
yine de hislerimi dizginleyip sınıfta sessizce ağlamaya direnemedim.
neden mi?
çünkü çerçeveyi uzun zaman önce atmış olsam da; içindeki lâle çok güzeldi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar