bugün
- vurduranlar klübü5
- şeriat gelirse laikçilerin kaçacağı ülke16
- babanın 60 yaşından sonra spora başlaması9
- dine hakaretin ifade özgürlüğü olup olmadığı2
- sevişmek istediğiniz yazarlar7
- cumhuriyetin halka sorulmadan getirilmesi24
- erkekler pipilerini birbirlerine gösteriyor mu10
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği26
- sevişilen en ilginç yer6
- penisden kot pantolunun belli olması3
- bik bik abla vs vurduranlar4
- yarın mala vuracak olmak3
- cehennem korkusu12
- deniz göktaş26
- milliyet gazetesi onun arabası var şarkısı reklamı4
- 41 yaşına gelmiş hala daha sözlükte yazan adam15
- bıcır bıcır sözlük kızı vs maymun sözlük erkeği4
- biraderikos6
- evli hatunu kocası evdeyken hoplatmak9
- kalçasına kelebek dövmesi yaptıran erkek4
- beraber huzurevine çıkılacak yazarlar16
- geliyorum diyen kız5
- kadınlar memelerini birbirlerine gösteriyor mu12
- hayat hiç kolaylaşmayacak mı beyler6
- 3 temmuz 2026 avustralya mısır maçı5
- ezan sesinden rahatsız olmak6
- ölü balık eli7
- mesajlara geç cevap veren kız5
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları10
- geceye bir kadın yalanı bırak2
- kötülüğe kötülükle karşılık vermek6
- sözlük ibnelerine çok mühim bir soru2
- yunus emrenin sik gibi şair olması4
- sözlükte flörtleşmek22
- hardcore ne demek sorunsalı7
- gündelik hayatta felsefenin gereksizliği2
- cuckold4
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek18
- cem yılmaz4
- lise 1deki haliniz karşınızda olsa ne dersiniz12
- karışık kızartma6
- yeğen ile dondurma yemeye gitmek3
- ne kadar süreden beri mast yapmıyorsun5
- yazarlara verilmiş lakaplar13
- arkadaşlar bitlendim3
- üç çocuk yapacağım devlet kadın versin6
- pandela44
- mutsuz insan kendisine zarar verir4
- severus snape4
- çok çişi gelen insan9
Nietzsche’nin incecik eseri. Birkaç saatte bitirirsiniz. Yamulmuyorsam bu onun en son eserlerinden biri, dolayısıyla kitap daha çok bir geçmişe bakış gibi, konuyu iyi kötü bilenler için bir özet gibi olmuş, Nietzsche bütün eserlerini gözden geçirmiş, yorumlamış.
Ayrıca bu kitap sayesinde Nietzsche’nin Almanlardan ve Almanlıktan ne kadar tiksindiğini öğrenebilirsiniz, zira bıyık reis kitap boyu sık sık “Almanya nereye girse, ekini berbat eder.” Demektedir, adeta kitapta Almanların bir anasına sövmediği kalmıştır. Bunun dışında hoşuna gitmeyen kimselere karşı da oldukça ağzı bozuktur Nietzsche bu kitapta: “uslanmaz kuş beyinliler, soytarılar” gibi hakaretler gırla kitap boyu. Reis resmen mardinli serseri gibi diss atmış.
Almanlara olduğu gibi, feministlere de düşmandır: “"Kadının özgürleşmesi", özürlü, doğuramaz kadınların gerçek kadına karşı içgüdüsel kinidir bu. "erkek"le kavgaya gelince, bu bir yoldur, bir sözde nedendir, bir taktiktir yalnızca. Kendilerini "gerçek kadın", "yüksek kadın", "ülkücü kadın", "ülkücü kadın" diye yükseltmekte, aşama sırasında kadının yerini alçaltmaya çalışırlar; bunun için de en şaşmaz yol, lise öğrenimi yapmak, pantolon giymek ve sürü olarak oy verebilmektir. Aslına bakılırsa, özgürleşen kadınlar "bengi dişilik" ülkesinin anarşistleridir; kuyruk acısı vardır onlarda, öç isteği vardır derinlerinde yatan... En kötüsünden bir tür "ülkücülük" vardır ki erkeklerde de rastlanır ayrıca, o evde kalmış kız örneğinde…”
Bir de kitap boyu kendini övüyor, yok şöyle iyiyim böyle iyiyim. Bıraksaydın da ona biz karar verseydik. Sürekli övmüş kendini. Öyle bir övmüş ki, hani MFÖ “peki peki anladık” isimli şarkısını ayhan Sicimoğlu yerine Nietzsche’ye yazsa da olurmuş.
Kitapta hoşuma giden yerlerden bazıları aşağıdaki gibidir:
Yetkin insan duyularımıza hoş gelir; hem sert, hem körpe, hem de güzel kokulu bir odundan yontulmuştur. Kendine yarayan şeyden tat alır yalnız; yarama sınırı aşıldığı an tat alması da, hoşlanması da biter. Zararlı bir şeyin ilacı nedir kestirir; kötü rastlantıları kendi çıkarına kullanmasını bilir; onu öldürmeyen şey daha da güçlü kılar. Gördüğü, işittiği, yaşadığı her şeyden kendi payını çıkarır içgüdüsüyle: Ayıklayıcı bir ilkedir, pek çok şeyi geri çevirir.
“insan” denen çalgı nasıl bir çalgı olursa olsun, nasıl uyumlanırsa uyumlansın, ondan dinlenebilir bir şeyler çıkaramazsam, hastayım demektir.
yalnız décadent’lar (yozlaşmışlar) için bir erdemdir acıma. Acıyanları kınamıyorum, çünkü utanmayı, saygıyı, insanları ayıran aralıkları sezme duygusunu kolayca yitirirler; çünkü acıma bir anda o ayak takımı kokusunu belli eder, görgüsüz davranışlara öyle benzer ki ayırt edilemez, –çünkü acıyan eller kimi zaman neredeyse yok edercesine bir büyük alın yazısının, yaralarla dolu bir yalnızlığın, bir ağır suç işleme ayrıcalığının içine karışabilirler. Acımanın aşılmasını soylu erdemlerden sayıyorum.
Kendimizi korumayı, bedenin, yani yaşamın gücünü arttırmayı önemsemekten bizi alıkoyuyorlarsa, kansızlığı bir ülkü, bedeni küçümsemeyi "ruhun kurtuluşu" sayıyorlarsa, bunlar décadence'a götüren yol değil de nedir?
Hiçbir şey de insanı hınç duyguları gibi çabucak eritip bitirmez. Kızgınlık, hastalıklı alınganlık, öç almaya güçsüzlük, öç isteği, susuzluğu, her türlü ağu karma, –bunlar bitkin insan için şüphesiz en zararlı tepki çeşitleridir: Sinir gücünün çabucak tükenişi, zararlı salgıların, örneğin midede safranın, hastalıklı bir artışıdır bunların sonucu.
saldırmak benim için iyilikseverliğimin, bazen de minnetimin kanıtıdır. Adımı bir şeye, bir kişiye bağlamakla onu saydığımı, seçip üstün tuttuğumu göstermiş olurum
açık havada, yürürken doğmayan, kasların da birlikte şenlik yapmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.
Her türlü okuma benim için dinlenmeden sayılır; dolayısıyla beni kendimden çekip alan, başka bilimlerde, başka ruhlarda gezmeye çıkaran, artık önemsemediğim şeylerden sayılır. Önemsediğim şeylerin yorgunluğunu alır zaten okumak. Sıkı çalışma dönemlerinde tek kitap göremezsiniz çevremde.
Büyük ozan, yalnız öz gerçeğinden beslenir, öyle ki sonunda yapıtına dayanamaz olur üstelik... Zerdüşt’üme şöyle bir göz atayım yeter, dayanılmaz bir hıçkırık nöbeti içinde kendimi tutmaksızın, odamda yarım saat bir aşağı bir yukarı gezinirim.
“Tanrı”, “ruhun ölmezliği”, “kurtuluş”, “öte dünya”, daha çocukken bile ne dikkatimi, ne de vaktimi verdiğim kavramlar hepsi, –belki de bunlar için yeterince çocuksu olmadım hiç? Benim için bir sonuç değildir tanrısızlık, hele olay hiç değildir; içgüdümden gelir düpedüz.
insanlığın bugüne dek önemle düşünüp durduğu şeyler gerçek bile değildir, kuruntudur yalnızca; daha sert deyimiyle, o sapına dek zararlı, hasta yaratıkların bozulmuş içgüdülerinden doğan yalanlardır; –o kavramların topu, “tanrı”, “ruh”, “erdem”, “günah”, “öte dünya”, “doğru”, “bengi yaşam”... Ama insanoğlunun büyüklüğünü, “tanrısallığını” hep bunlarda aradılar... “Küçük şeyleri”, yani yaşamın temel konularını küçümsemeyi öğretmekle, en zararlı insanları büyük inan saymakla yurt yönetiminin, toplum düzeninin, eğitiminin tüm sorunlarını ta köklerine dek bozdular...
hiç kimse bir şeyden –kitaplar da giriyor bunun içine– zaten bildiğinden çoğunu çıkarıp alamaz. Bir şey bize yaşantı yoluyla açık değilse onu duyacak kulak da yoktur bizde.
insan kendi kendine sağlam bir dayanak olmalı, iki ayağı üstünde korkmadan durabilmeli; başka türlü sevemez yoksa. Kadınlar da pek iyi bilirler bunu: O çıkar gözetmeyen, o nesnel erkekler vız gelir onlara...
Nasıl olursa olsun, cinsel yaşamı küçümseme, onu ayıp kavramıyla lekeleme, yaşamın kendine karşı işlenmiş bir suçtur, –yaşamın Kutsal Tinine karşı günahın ta kendisidir.
Gördüğünüz gibi, yer yer güzel olmakla birlikte, pek bir şey katan bir eser değil. Nietzsche’yi seviyorsanız okuyun, onun dışında bence pek bir şey kaçırmazsınız. 6/10.
Ayrıca bu kitap sayesinde Nietzsche’nin Almanlardan ve Almanlıktan ne kadar tiksindiğini öğrenebilirsiniz, zira bıyık reis kitap boyu sık sık “Almanya nereye girse, ekini berbat eder.” Demektedir, adeta kitapta Almanların bir anasına sövmediği kalmıştır. Bunun dışında hoşuna gitmeyen kimselere karşı da oldukça ağzı bozuktur Nietzsche bu kitapta: “uslanmaz kuş beyinliler, soytarılar” gibi hakaretler gırla kitap boyu. Reis resmen mardinli serseri gibi diss atmış.
Almanlara olduğu gibi, feministlere de düşmandır: “"Kadının özgürleşmesi", özürlü, doğuramaz kadınların gerçek kadına karşı içgüdüsel kinidir bu. "erkek"le kavgaya gelince, bu bir yoldur, bir sözde nedendir, bir taktiktir yalnızca. Kendilerini "gerçek kadın", "yüksek kadın", "ülkücü kadın", "ülkücü kadın" diye yükseltmekte, aşama sırasında kadının yerini alçaltmaya çalışırlar; bunun için de en şaşmaz yol, lise öğrenimi yapmak, pantolon giymek ve sürü olarak oy verebilmektir. Aslına bakılırsa, özgürleşen kadınlar "bengi dişilik" ülkesinin anarşistleridir; kuyruk acısı vardır onlarda, öç isteği vardır derinlerinde yatan... En kötüsünden bir tür "ülkücülük" vardır ki erkeklerde de rastlanır ayrıca, o evde kalmış kız örneğinde…”
Bir de kitap boyu kendini övüyor, yok şöyle iyiyim böyle iyiyim. Bıraksaydın da ona biz karar verseydik. Sürekli övmüş kendini. Öyle bir övmüş ki, hani MFÖ “peki peki anladık” isimli şarkısını ayhan Sicimoğlu yerine Nietzsche’ye yazsa da olurmuş.
Kitapta hoşuma giden yerlerden bazıları aşağıdaki gibidir:
Yetkin insan duyularımıza hoş gelir; hem sert, hem körpe, hem de güzel kokulu bir odundan yontulmuştur. Kendine yarayan şeyden tat alır yalnız; yarama sınırı aşıldığı an tat alması da, hoşlanması da biter. Zararlı bir şeyin ilacı nedir kestirir; kötü rastlantıları kendi çıkarına kullanmasını bilir; onu öldürmeyen şey daha da güçlü kılar. Gördüğü, işittiği, yaşadığı her şeyden kendi payını çıkarır içgüdüsüyle: Ayıklayıcı bir ilkedir, pek çok şeyi geri çevirir.
“insan” denen çalgı nasıl bir çalgı olursa olsun, nasıl uyumlanırsa uyumlansın, ondan dinlenebilir bir şeyler çıkaramazsam, hastayım demektir.
yalnız décadent’lar (yozlaşmışlar) için bir erdemdir acıma. Acıyanları kınamıyorum, çünkü utanmayı, saygıyı, insanları ayıran aralıkları sezme duygusunu kolayca yitirirler; çünkü acıma bir anda o ayak takımı kokusunu belli eder, görgüsüz davranışlara öyle benzer ki ayırt edilemez, –çünkü acıyan eller kimi zaman neredeyse yok edercesine bir büyük alın yazısının, yaralarla dolu bir yalnızlığın, bir ağır suç işleme ayrıcalığının içine karışabilirler. Acımanın aşılmasını soylu erdemlerden sayıyorum.
Kendimizi korumayı, bedenin, yani yaşamın gücünü arttırmayı önemsemekten bizi alıkoyuyorlarsa, kansızlığı bir ülkü, bedeni küçümsemeyi "ruhun kurtuluşu" sayıyorlarsa, bunlar décadence'a götüren yol değil de nedir?
Hiçbir şey de insanı hınç duyguları gibi çabucak eritip bitirmez. Kızgınlık, hastalıklı alınganlık, öç almaya güçsüzlük, öç isteği, susuzluğu, her türlü ağu karma, –bunlar bitkin insan için şüphesiz en zararlı tepki çeşitleridir: Sinir gücünün çabucak tükenişi, zararlı salgıların, örneğin midede safranın, hastalıklı bir artışıdır bunların sonucu.
saldırmak benim için iyilikseverliğimin, bazen de minnetimin kanıtıdır. Adımı bir şeye, bir kişiye bağlamakla onu saydığımı, seçip üstün tuttuğumu göstermiş olurum
açık havada, yürürken doğmayan, kasların da birlikte şenlik yapmadığı hiçbir düşünceye güvenmemeli.
Her türlü okuma benim için dinlenmeden sayılır; dolayısıyla beni kendimden çekip alan, başka bilimlerde, başka ruhlarda gezmeye çıkaran, artık önemsemediğim şeylerden sayılır. Önemsediğim şeylerin yorgunluğunu alır zaten okumak. Sıkı çalışma dönemlerinde tek kitap göremezsiniz çevremde.
Büyük ozan, yalnız öz gerçeğinden beslenir, öyle ki sonunda yapıtına dayanamaz olur üstelik... Zerdüşt’üme şöyle bir göz atayım yeter, dayanılmaz bir hıçkırık nöbeti içinde kendimi tutmaksızın, odamda yarım saat bir aşağı bir yukarı gezinirim.
“Tanrı”, “ruhun ölmezliği”, “kurtuluş”, “öte dünya”, daha çocukken bile ne dikkatimi, ne de vaktimi verdiğim kavramlar hepsi, –belki de bunlar için yeterince çocuksu olmadım hiç? Benim için bir sonuç değildir tanrısızlık, hele olay hiç değildir; içgüdümden gelir düpedüz.
insanlığın bugüne dek önemle düşünüp durduğu şeyler gerçek bile değildir, kuruntudur yalnızca; daha sert deyimiyle, o sapına dek zararlı, hasta yaratıkların bozulmuş içgüdülerinden doğan yalanlardır; –o kavramların topu, “tanrı”, “ruh”, “erdem”, “günah”, “öte dünya”, “doğru”, “bengi yaşam”... Ama insanoğlunun büyüklüğünü, “tanrısallığını” hep bunlarda aradılar... “Küçük şeyleri”, yani yaşamın temel konularını küçümsemeyi öğretmekle, en zararlı insanları büyük inan saymakla yurt yönetiminin, toplum düzeninin, eğitiminin tüm sorunlarını ta köklerine dek bozdular...
hiç kimse bir şeyden –kitaplar da giriyor bunun içine– zaten bildiğinden çoğunu çıkarıp alamaz. Bir şey bize yaşantı yoluyla açık değilse onu duyacak kulak da yoktur bizde.
insan kendi kendine sağlam bir dayanak olmalı, iki ayağı üstünde korkmadan durabilmeli; başka türlü sevemez yoksa. Kadınlar da pek iyi bilirler bunu: O çıkar gözetmeyen, o nesnel erkekler vız gelir onlara...
Nasıl olursa olsun, cinsel yaşamı küçümseme, onu ayıp kavramıyla lekeleme, yaşamın kendine karşı işlenmiş bir suçtur, –yaşamın Kutsal Tinine karşı günahın ta kendisidir.
Gördüğünüz gibi, yer yer güzel olmakla birlikte, pek bir şey katan bir eser değil. Nietzsche’yi seviyorsanız okuyun, onun dışında bence pek bir şey kaçırmazsınız. 6/10.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar