bugün
- yazarların favori giyim markası8
- sekiz aydır masturbasyon yapmıyor olmak7
- friedrich hegel la bi cay icek12
- velvet57
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar5
- insan olmaya ceyrek kala15
- sigara içmeyi bırakmak istememek8
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- evde soğuk kahve yapımı7
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı8
- 2026 ekonomik krizi16
- erotik şiir4
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak6
- migros'a sorulacak tek soru23
- yalnızlıkla sevişmek5
- kadınları aşağılamanın moda olması7
- sana ihtiyacımız olmaz diyen akraba3
- hayattaki en değerli şeyler5
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry8
- aleksey batrakov28
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- arkadaşlarla bir anda nepal'e gitmek4
- akıl3
- yoga2
- victor osimhen20
- sınıfın en güzel kızı4
- mohamed salah ghaly2
- hurdacıya gidiyorum7
- kavgada söylenen tehdit cümleleri3
- bilinçaltı algılama5
- bir erkeğe en çok yakışan şey2
- osuruktan şiirler60
- ioçk silik yesin kampanyası6
- tombul efes3
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- enayimiknatisii6
- sokrates in bilgi doğuştan gelir demesi3
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- arkadaşlar sözlük hesabımı siliyorum3
- tostumu yaptım11
- mutlu ama uzak olsun birader3
- g i l d e d l i l y16
- ioçk'un arto'ya benzemesi5
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı2
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- merve2
- 20 ağustos 2026 trabzonspor ferencvaros maçı2
- yolcudurgider3
Fabris konuşmaya başlamadan önce onların uzaklaşmasını bekledi. "Marta, olanları sana nasıl açıklayacağımı bilemiyorum. Şimdi de bilmiyorum, o an da bilmiyordum. Son buluşmamızda, gösteriler sırasında seni korumaya çalıştım ama kaybettim. Birbirimizi kaybettik. insanlar dört yöne koşuyordu, hiçbir şey göremiyorduk, atların soluklarını ensemizde hissediyorduk, kılıçların şakırtısını duyuyorduk, düşenlerin çığlıklarını. Sonra seni aradım, hiç kimse senin nerede olduğunu bilmiyordu. insanların çoğuyla konuşamıyordun, çok tehlikeliydi. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyordum. Biri bana seni alıp güneye götürdüklerini, orada birine âşık olduğunu söyledi. Annem babam beni Roma’ya gönderdi. Senden yıllarca haber alamadım. Sonra bir gün senden bir mektup aldım, oğlunun vaftiz babası olmamı istiyordun. O gönderdiğin mektup sen gönderdikten aylar sonra elime geçti. O mektup sen gönderdikten aylar sonra elime geçti. O mektup bana nasıl ya da kimin sayesinde ulaştı bilmiyorum. Kâğıdı eski ve buruşuktu, zarfı pis ve yırtık. Mektup benim gözümde paha biçilmez bir şeydi, Roma’daki antikacı dükkanımda sattığım antikalardan biri değerindeydi; birinin topraktan çıkardığı, bir zamanlar kime ait olduğunu ya da ne anlama geldiğini öğrenme girişiminde bulunmadan, hayasızca, utanmazca meydana çıkardığı bir şey. Mektubunu ezberleyinceye kadar okudum. Değerli bir şeymiş gibi onu sakladım, senden bana kalan tek şeydi o. O mektuptan sonra sana ne olduğunu öğrenmeye çalışmadım, belki de birinin bana bunu söyleyeceğinden korktuğum için.”
Sonunda Marta konuştuğu zaman çok alçak, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu, yerleri süpüren salkımsöğüdün dallarının çıkardığı yüksek seste boğulan sözcüklerimi duyabilmek için Fabris kulaklarını dikti.
“Kaçtığını gizlemeye çalıştın, tek söz söylemeden ayrılmak istedin. Uzun süre, bütün o kış boyu o yolculuğu planlamıştın, biliyorum. Kaçmaya mı çalışıyordun? Beni arkanda bırakman umurunda değil miydi, birbirimize verdiğimiz sözleri tutmamak umurunda değil miydi, seni onca mutlu ettiğini söylediğin varlıktan yoksun kalacak olmak? Ben seninle birlikte olduğum için ötekiler beni aşağıladılar, beni düşmanları bildiler. Beni kimlerin eline bıraktığını sanıyordun, beni, ölmek üzere olan beni?"
“Böyle olmasını istemedim, gitmeyi ben seçmedim, Roma’da kalmayı ben seçmedim. Bana inanmalısın,” dedi Fabris.
“Yalan. Tanıştığımız zaman yıkkın biriydin, zavallı, yoluna kaybetmiş biri, sana bizimle gel, bize katıl diyen bendim. Daha sonra gideceğini anlayınca, dua ettim, yalnız kaldığında, nerede olursan ol, benim adımı tekrarla, umutsuzluk içindeyken benim adımı tekrarla diye. Ne kadar uzağa gidersen git belleğimin senin peşini bırakmaması için dua ettim. Öldüğün zaman benim gölgem seni rahatsız etmeye devam edecekti. Ben öldüğüm zamansa, senin başına gelen felaketlerin öyküsü mezarımın dibinde yatarken bana ulaşacak, ben o öyküyü duyacak ve sevinecektim."
“Marta, farkında değildim."
“Beni ne kadar az tanıyordun. Beni şimdi de ne tanıyorsun." *
Sonunda Marta konuştuğu zaman çok alçak, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuştu, yerleri süpüren salkımsöğüdün dallarının çıkardığı yüksek seste boğulan sözcüklerimi duyabilmek için Fabris kulaklarını dikti.
“Kaçtığını gizlemeye çalıştın, tek söz söylemeden ayrılmak istedin. Uzun süre, bütün o kış boyu o yolculuğu planlamıştın, biliyorum. Kaçmaya mı çalışıyordun? Beni arkanda bırakman umurunda değil miydi, birbirimize verdiğimiz sözleri tutmamak umurunda değil miydi, seni onca mutlu ettiğini söylediğin varlıktan yoksun kalacak olmak? Ben seninle birlikte olduğum için ötekiler beni aşağıladılar, beni düşmanları bildiler. Beni kimlerin eline bıraktığını sanıyordun, beni, ölmek üzere olan beni?"
“Böyle olmasını istemedim, gitmeyi ben seçmedim, Roma’da kalmayı ben seçmedim. Bana inanmalısın,” dedi Fabris.
“Yalan. Tanıştığımız zaman yıkkın biriydin, zavallı, yoluna kaybetmiş biri, sana bizimle gel, bize katıl diyen bendim. Daha sonra gideceğini anlayınca, dua ettim, yalnız kaldığında, nerede olursan ol, benim adımı tekrarla, umutsuzluk içindeyken benim adımı tekrarla diye. Ne kadar uzağa gidersen git belleğimin senin peşini bırakmaması için dua ettim. Öldüğün zaman benim gölgem seni rahatsız etmeye devam edecekti. Ben öldüğüm zamansa, senin başına gelen felaketlerin öyküsü mezarımın dibinde yatarken bana ulaşacak, ben o öyküyü duyacak ve sevinecektim."
“Marta, farkında değildim."
“Beni ne kadar az tanıyordun. Beni şimdi de ne tanıyorsun." *
Gündemdeki Haberler