bugün
- bütün eziklerin 80 ler paylaşımı yapması15
- uyudun mu11
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i22
- 81 ilde sığınak yapılması7
- şeffaf ayakkabı8
- hayattan beklentiler5
- kafasında konuşan sesi uzaylı zannetmek6
- at eti yemek3
- olgunlaştıkça farkına varılan şeyler4
- deliler bize ne anlatıyor sorunsalı7
- spora başladım4
- insanı yoran duygular6
- pandela 310
- bir zihinden diğer zihne geçen memler8
- özgüven3
- öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler5
- queen ravenna ve cinleri14
- gebze yi gebze yapan şeyler2
- sözlük şifresinin uzaylılar tarafından çalınması6
- manifestten hangi kızla sevişirdin16
- ahlak abartılmış balon bir kavramdır5
- mesleğinizi söyleyince muhatap olduğunuz sorular12
- karabüyü yapılan kaynananın hala yaşaması7
- tavuğun neden kanatları var11
- beni affettiğini söylesin gideyim10
- izmir yanıyor5
- sözlüğün en masum yazarları18
- sözlükte üzdüğüm yazarlar11
- sueda uluca silvermist benzerliği11
- uludağ sözlük deli istilası4
- kadın bacağı paylaşan mehdi2
- sinek as3
- hayatın insana diz çöktürmeye çalışması5
- sonbahar depresyonu4
- geceye bir söz bırak9
- taliban7
- kadınların cinsel cinsel konuşması3
- öldükten sonraki ilk 1 milyar yıl4
- karton toplayan birini görseniz naparsınız5
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü12
- kuru patlıcan dolması4
- yaşlanma belirtileri2
- bilim ve materyalizm her şeyi açıklamaz4
- başlıklar benimle mi ilgili hissi3
- televizyon açıkken uyuyakalmak2
- içsel huzursuzluk karanlık gölgeden gelir3
- çok sıkıcısın be sözlük4
- büyülü zihinle seçici kitap okuma4
- korku filmleri pornografi bilinçaltını besler3
- kulaklık6
aylar öncesinden hazırlık yapılan gün.
"hiç gerek yoktu" ama biri yapmıştı, aylar öncesinden hummalı bir hazırlık yapmıştı. 4 ay boyunca her gece çalışarak bir kara kalem portre çizmişti. aile fertleri görmesin diye ancak evde yalnızken ya da geceleri çizebiliyordu.
2 top harcanan a3 resim kağıtları... kimi beceriksizliğin siniri ile kırılmış, kimi açıla açıla bitmiş 3 düzine 2b kalem... çöpler çalışma masasının altında birikmiş.. 4 ay boyunca uykusuz geceler, sabaha kan çanağı gözler... nihayet bitmişti. çok güzel olmuştu. dudaklarının biraz kalın olması, gırtlak çıkıntısının fazla belirgin olması haricinde hiç sorun yoktu... kara kalemin gümüşiye çevirdiği o sarı tenin yanına yine güzel bir gümüş gerekti ama alaturkası korunmalıydı.. hayalindekini tarif edemiyordu çercevecilere.. 3-4 semti gezdikten sonra şansı yaver gitmişti de tam hayalindeki çerçeveyi bulmuştu. oymalı-kakmalı gümüşe boyanmış ahşap çerçeve.. tek başına da güzeldi ama bu resmin sözlü tarifede ihtiyacı vardı biraz.. yanına bir not olmalıydı. günlerdir resim çizmekten yazı yazmayı unutmuş ellerden çıkan harfleri beğenmemişti; bilgisayar çıktısı, alaturkayı bozardı, hem eskiden bilgisayar çıktısı mı vardı.. daktilo ile saman kağıdına güzel güzel notlar yazmaya karar verdi.. saman kağıdına yaraşır olsun diye istanbul'u alt üst edip bulunan yine saman kağıdından, kapağı kilitli zarflar buldu. sanki bir kırık düşü saklıyordu, saman değil romantizm kokuyordu...
açıkda gitmez bu güzel çerçeveli, yakışıklı gencin portresi... güzel bir hediye paketi... güzel bir paket... nasıl nasıl nasıl? kuşe kağıt olmazdı, yine saman kağıdı bir kağıt aradıysa da hayalindekini bulamadı. zaten yeterince büyük değildi hiçbiri.. derken bu işi de elbette kabalcı hallederdi. evet! muhteşem bir kaplama kağıdı bulmuştu... kadife, simli... üstelik karton torbası da var aynı simli kadifeden... torbanın sapları tül-kurdela... çerçeveyi paketleyip tül-kurdelanın aynısı ile sarmıştı.
böyle süper bir hediye hazırladığı için çok mutluydu. sanki kendisi böyle özenle hazırlanmış bir hediye almış kadar mutluydu. görüntü var
görsel tamamdı, sözler de tamamdı.. bir de tını gerekliydi bu jeste fon olacak.. ne olmalı diye düşünürken tüm şarkıları, aklına ikisinin de o çok sevdiği şarkıyı düşündü fakat, çekindi.. bu sadece bir doğum günü hediyesi idi.. çağrışım yapmamalıydı.. fakat bulamıyordu. telefonundan radyoyu açıp dolaşırken frekanslar arasında, 3-4 kez ayrı kanalda aynı şarkının, o, ikisinin de çok sevdiği şarkının çalması.. bu bir işaretti.. başka bir şarkı aramaya gerek yoktu. bir cd'ye attı o şarkıyı da..
teoman-sevdim seni bir kere. şimdi muhteşem olmuştu işte.
ama bunu ona kim götürecekti. önceki doğum gününden beri görüşmemişlerdi. o doğum gününde pasta yollamıştı, çiçekle.
çiçek olmazdı tekrar. zor zanaat dalga geçer gibi ettiği teşekkür sırasında söylemişti. birkaç kişiden daha gelmişti çiçek. farklı olmalıydı, kendisine özgü bir hediye yollamalıydı. zaten bu yüzden gece gündüz düşünüp hazırlamıştı o şık paketli, şık çerçeveli, portreyi.
götürecek olan kişiyi de buldu sonunda; doğum günü çocuğunun kardeşinin sevgilisi.* rica ettiğinde kız hemen kabul etmişti. günü geldiğinde kıza teslim etti, paketi.
akşam olduğunda kızdan mesaj geldi. sinan dedi ki; "hiç gerek yoktu."
içi acımıştı gerek yoktunun önünde arkasında sağında solunda bir minik teşekkür aradı ama sonra "teşekkür için yapmadım ki" dedi. "gerek yoktu demesi, kabul etmesi bile bir incelik değil mi zaten" deyip, geçmişti, beğenip beğenmediğini bilmeyi daha çok istiyordu.
bir süre sonra paketi götüren kızla karşılaştı.
"sinan portreyi geri yollasam mı" diye düşünüyor. ama annesi ile de paylaşamıyorlar, salona asmak istiyormuş annesi." dedi.
bir düğüm oldu boğazında. geri yollamak-paylaşamamak...
"geri yollamak isterse lütfen bana geri getirme. çöpe at rica ederim" diyebilmişti.
ve bir süre sonra tekrar kızla karşılaştılar. kız şaşkın bir ifadeyle:
-bugün seninle karşılaşmak... dedi ve durdu kız.
sordu bizim emektar aşık heyecanla..
-ne olmuş ki bugüne?
-senin portre vardı ya...
içinde bir umut uyanmıştı bir anda. ama kızın yüzünde umut verici değil, acımaklı bir ifade vardı. korkarak yine sordu..
-ne olmuş portreye?
-sinan'ın sevgilisi bugün o portreyi parçaladı. sinan'ın başucunda asılıydı, kız senin çizdiğini öğrenince onu başucundan kaldır dedi, sinan orada kalacak dedi, inatlaştılar. parçalarım-parçalayamazsın derken, aldı çerçeveyi kırdı, resmi yırttı."
ne kaybolan umudu, ne de emeğine acıyordu. baş ucu kadar yakınken el emeği artık bir çöp olmuştu. gözünde canlanıyordu el emeğinin mahvedilişi.. ama daha acısı baş ucundan inişi canını yakıyordu.. gözlerinin dolduğunu saklayabilmek için acelem var diyip uzaklaşırken nefes almak da güçlük çekiyordu.. ayakta durmasını sağlayacak hiç bir şey yoktu artık. nefesi kesilmişti, kanı donmuştu. yaşamasına "hiç gerek yoktu".
artık gerçekten gerek yok. çünkü o yok.
"hiç gerek yoktu" ama biri yapmıştı, aylar öncesinden hummalı bir hazırlık yapmıştı. 4 ay boyunca her gece çalışarak bir kara kalem portre çizmişti. aile fertleri görmesin diye ancak evde yalnızken ya da geceleri çizebiliyordu.
2 top harcanan a3 resim kağıtları... kimi beceriksizliğin siniri ile kırılmış, kimi açıla açıla bitmiş 3 düzine 2b kalem... çöpler çalışma masasının altında birikmiş.. 4 ay boyunca uykusuz geceler, sabaha kan çanağı gözler... nihayet bitmişti. çok güzel olmuştu. dudaklarının biraz kalın olması, gırtlak çıkıntısının fazla belirgin olması haricinde hiç sorun yoktu... kara kalemin gümüşiye çevirdiği o sarı tenin yanına yine güzel bir gümüş gerekti ama alaturkası korunmalıydı.. hayalindekini tarif edemiyordu çercevecilere.. 3-4 semti gezdikten sonra şansı yaver gitmişti de tam hayalindeki çerçeveyi bulmuştu. oymalı-kakmalı gümüşe boyanmış ahşap çerçeve.. tek başına da güzeldi ama bu resmin sözlü tarifede ihtiyacı vardı biraz.. yanına bir not olmalıydı. günlerdir resim çizmekten yazı yazmayı unutmuş ellerden çıkan harfleri beğenmemişti; bilgisayar çıktısı, alaturkayı bozardı, hem eskiden bilgisayar çıktısı mı vardı.. daktilo ile saman kağıdına güzel güzel notlar yazmaya karar verdi.. saman kağıdına yaraşır olsun diye istanbul'u alt üst edip bulunan yine saman kağıdından, kapağı kilitli zarflar buldu. sanki bir kırık düşü saklıyordu, saman değil romantizm kokuyordu...
açıkda gitmez bu güzel çerçeveli, yakışıklı gencin portresi... güzel bir hediye paketi... güzel bir paket... nasıl nasıl nasıl? kuşe kağıt olmazdı, yine saman kağıdı bir kağıt aradıysa da hayalindekini bulamadı. zaten yeterince büyük değildi hiçbiri.. derken bu işi de elbette kabalcı hallederdi. evet! muhteşem bir kaplama kağıdı bulmuştu... kadife, simli... üstelik karton torbası da var aynı simli kadifeden... torbanın sapları tül-kurdela... çerçeveyi paketleyip tül-kurdelanın aynısı ile sarmıştı.
böyle süper bir hediye hazırladığı için çok mutluydu. sanki kendisi böyle özenle hazırlanmış bir hediye almış kadar mutluydu. görüntü var
görsel tamamdı, sözler de tamamdı.. bir de tını gerekliydi bu jeste fon olacak.. ne olmalı diye düşünürken tüm şarkıları, aklına ikisinin de o çok sevdiği şarkıyı düşündü fakat, çekindi.. bu sadece bir doğum günü hediyesi idi.. çağrışım yapmamalıydı.. fakat bulamıyordu. telefonundan radyoyu açıp dolaşırken frekanslar arasında, 3-4 kez ayrı kanalda aynı şarkının, o, ikisinin de çok sevdiği şarkının çalması.. bu bir işaretti.. başka bir şarkı aramaya gerek yoktu. bir cd'ye attı o şarkıyı da..
teoman-sevdim seni bir kere. şimdi muhteşem olmuştu işte.
ama bunu ona kim götürecekti. önceki doğum gününden beri görüşmemişlerdi. o doğum gününde pasta yollamıştı, çiçekle.
çiçek olmazdı tekrar. zor zanaat dalga geçer gibi ettiği teşekkür sırasında söylemişti. birkaç kişiden daha gelmişti çiçek. farklı olmalıydı, kendisine özgü bir hediye yollamalıydı. zaten bu yüzden gece gündüz düşünüp hazırlamıştı o şık paketli, şık çerçeveli, portreyi.
götürecek olan kişiyi de buldu sonunda; doğum günü çocuğunun kardeşinin sevgilisi.* rica ettiğinde kız hemen kabul etmişti. günü geldiğinde kıza teslim etti, paketi.
akşam olduğunda kızdan mesaj geldi. sinan dedi ki; "hiç gerek yoktu."
içi acımıştı gerek yoktunun önünde arkasında sağında solunda bir minik teşekkür aradı ama sonra "teşekkür için yapmadım ki" dedi. "gerek yoktu demesi, kabul etmesi bile bir incelik değil mi zaten" deyip, geçmişti, beğenip beğenmediğini bilmeyi daha çok istiyordu.
bir süre sonra paketi götüren kızla karşılaştı.
"sinan portreyi geri yollasam mı" diye düşünüyor. ama annesi ile de paylaşamıyorlar, salona asmak istiyormuş annesi." dedi.
bir düğüm oldu boğazında. geri yollamak-paylaşamamak...
"geri yollamak isterse lütfen bana geri getirme. çöpe at rica ederim" diyebilmişti.
ve bir süre sonra tekrar kızla karşılaştılar. kız şaşkın bir ifadeyle:
-bugün seninle karşılaşmak... dedi ve durdu kız.
sordu bizim emektar aşık heyecanla..
-ne olmuş ki bugüne?
-senin portre vardı ya...
içinde bir umut uyanmıştı bir anda. ama kızın yüzünde umut verici değil, acımaklı bir ifade vardı. korkarak yine sordu..
-ne olmuş portreye?
-sinan'ın sevgilisi bugün o portreyi parçaladı. sinan'ın başucunda asılıydı, kız senin çizdiğini öğrenince onu başucundan kaldır dedi, sinan orada kalacak dedi, inatlaştılar. parçalarım-parçalayamazsın derken, aldı çerçeveyi kırdı, resmi yırttı."
ne kaybolan umudu, ne de emeğine acıyordu. baş ucu kadar yakınken el emeği artık bir çöp olmuştu. gözünde canlanıyordu el emeğinin mahvedilişi.. ama daha acısı baş ucundan inişi canını yakıyordu.. gözlerinin dolduğunu saklayabilmek için acelem var diyip uzaklaşırken nefes almak da güçlük çekiyordu.. ayakta durmasını sağlayacak hiç bir şey yoktu artık. nefesi kesilmişti, kanı donmuştu. yaşamasına "hiç gerek yoktu".
artık gerçekten gerek yok. çünkü o yok.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar