bugün
- anal ilişki yaparsak hemoroid olur muyuz6
- mustafa sarıgül'ün babanızla arkadaş olması2
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak15
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek12
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri13
- nemlendirici krem19
- clio klitorisin kısaltılmışıdır5
- kudüs üç semavi din için önemlidir3
- öğretmenlerin teneffüse ihtiyacı olması5
- mony tontana birader2
- nissan micra kullanan erkek11
- zorunlu askerlik ve liberteryan itiraz2
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum6
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın9
- nev18
- cinler6
- kedi tırnağı kesmek5
- israil alpen2
- suavi yle çorba içmeye gitmek2
- borsa 10 000 lere gidebilir mi2
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- disco disco gezen insan8
- hırsıza verilmeyen ceza hırsızı teşviktir2
- türkiyenin insan haklarında dünya 143üncüsü olması17
- katatespizartmasi12
- erlik4
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- ab'nin birliğe almadan önce 15 yıl deneme süresi2
- sözlükte özel mesaj ile fotoğraf gönderememek24
- fon vurgunu56
- askerde özlenen şeyler8
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın4
- fon skandalının akp tabanındaki yankısı12
- oflamak3
- sözlük erkeklerinin bicepsleri70
- çocukluk arkadaşlığı11
- sadrazam torununun izmir'in üçte ikisini istemesi7
- 2006'nın 20 sene önce olması8
- günaydın arkadaşlar bugün nasılsınız11
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı55
- mokv yaşıyor mu6
- istanbul'da gezilebilecek en güzel yerler9
- şu an ne isterdin14
- from gold from dust34
- eskileri özlemek3
- teleferik6
- bakın ne geldi6
- tabağın dibini ekmekle sıyıran kız6
- iri memeler6
- sözlük yazarlarının yapay zeka fotoğrafları5
şehir: chisinau.
tarih: mart, 2001.
yer : kent pazarı.
bizim semt pazarlarımızı çok da andıran, terlikten maydanoza kadar her şeyin bulunabileceği kent pazarında arkadaşımla dolaşıyoruz, soğuk ve hafiften karın sepelendiği bir pazar sabahı.
moldovalı pazarcı ile ıvır-zıvır bir şeyin fiyatı için çat-pat ruscamızla anlaşmaya çalışırken, başında; beyaz bir yemeninin üzerine siyah bir şal atmış, büyük suratlı, büyük burunlu yaşlı bir kadın, kırış kırış olmuş yüzünü gülümseterek yanaştı;
- siz türksünüz?
- evet!
- evet!
dedik. o da bozuk bir türkçe ile;
- ben ermeniyim...
diye yanıt verdi.
anlatması güç lakin, hoş hisler kaplamıştı içimizi. bir yandan, yabancı bir ülkede ve bir ermeni ile yanyana olmanın tarihe dayalı korkusu diğer taraftan, gülüşünden başına taktığı yazmasına kadar onu bizden hissetmenin güzelliği.
pazarcı ile anlaşmamıza yardımcı olduktan sonra bizimle birlikte yürümeye devam etti.
- babam, harputluymuş benim.
- ben ankaralıyım...
- ben de istanbul...
aslında fazlaca önem taşımayan ancak, aramızdaki yakınlığı artırıcı ve içten konuşmalar devam ederken istemsiz, oturduğumuz evin önüne geldiğimizi ve onu da sürüklediğimizi fark ettik.
- bizim evimiz burası...
- evet! 47'de oturuyoruz, gelin! bir türk kahvesi armağan edelim size.
- başka zaman...
ayrıldık. aradan belki de bir hafta geçmemişti ki, akşam vakti kapı çalındı. karşımızda o vardı. elindeki, sağı solu ezik-büzük, islenmiş çorba tenceresini bize uzatıyordu.
- bunu size getirdim, dolma var seversiniz...
- hoş geldin! teyze... gel içeri, lütfen!
- rahatsızlık veririm.
- ne demek! gel hadi...
geldi. oturduk, zor olsa da anlaşabiliyorduk. söylenen her cümle, onun bizimle aynı kültürü, aynı duyguları ve aynı kalbi taşımakta olduğunu gösteriyordu, yalanlarla yazılan tarihin yalancılığını, yüzüne vururcasına...
arkadaşım, boşalttığı tencereyi mutfakta yıkayıp içerisine, türkiye'den getirdiği lokum ve cevizleri koymuş;
- bizde adettir. dolu gelen tencere boş gönderilmez.
dedi. gözleri parıldayan teyze önce merdivene doğru bir adım attı sonra tekrar bize dönerek;
- harput nasıl bir yer?
diye ayaküstü soruverdi. bilmediğimiz bir yer olmasına rağmen;
- çok güzel bir yer.
- çok güzel...
diyerek yanıt verdik.
tarih: mart, 2001.
yer : kent pazarı.
bizim semt pazarlarımızı çok da andıran, terlikten maydanoza kadar her şeyin bulunabileceği kent pazarında arkadaşımla dolaşıyoruz, soğuk ve hafiften karın sepelendiği bir pazar sabahı.
moldovalı pazarcı ile ıvır-zıvır bir şeyin fiyatı için çat-pat ruscamızla anlaşmaya çalışırken, başında; beyaz bir yemeninin üzerine siyah bir şal atmış, büyük suratlı, büyük burunlu yaşlı bir kadın, kırış kırış olmuş yüzünü gülümseterek yanaştı;
- siz türksünüz?
- evet!
- evet!
dedik. o da bozuk bir türkçe ile;
- ben ermeniyim...
diye yanıt verdi.
anlatması güç lakin, hoş hisler kaplamıştı içimizi. bir yandan, yabancı bir ülkede ve bir ermeni ile yanyana olmanın tarihe dayalı korkusu diğer taraftan, gülüşünden başına taktığı yazmasına kadar onu bizden hissetmenin güzelliği.
pazarcı ile anlaşmamıza yardımcı olduktan sonra bizimle birlikte yürümeye devam etti.
- babam, harputluymuş benim.
- ben ankaralıyım...
- ben de istanbul...
aslında fazlaca önem taşımayan ancak, aramızdaki yakınlığı artırıcı ve içten konuşmalar devam ederken istemsiz, oturduğumuz evin önüne geldiğimizi ve onu da sürüklediğimizi fark ettik.
- bizim evimiz burası...
- evet! 47'de oturuyoruz, gelin! bir türk kahvesi armağan edelim size.
- başka zaman...
ayrıldık. aradan belki de bir hafta geçmemişti ki, akşam vakti kapı çalındı. karşımızda o vardı. elindeki, sağı solu ezik-büzük, islenmiş çorba tenceresini bize uzatıyordu.
- bunu size getirdim, dolma var seversiniz...
- hoş geldin! teyze... gel içeri, lütfen!
- rahatsızlık veririm.
- ne demek! gel hadi...
geldi. oturduk, zor olsa da anlaşabiliyorduk. söylenen her cümle, onun bizimle aynı kültürü, aynı duyguları ve aynı kalbi taşımakta olduğunu gösteriyordu, yalanlarla yazılan tarihin yalancılığını, yüzüne vururcasına...
arkadaşım, boşalttığı tencereyi mutfakta yıkayıp içerisine, türkiye'den getirdiği lokum ve cevizleri koymuş;
- bizde adettir. dolu gelen tencere boş gönderilmez.
dedi. gözleri parıldayan teyze önce merdivene doğru bir adım attı sonra tekrar bize dönerek;
- harput nasıl bir yer?
diye ayaküstü soruverdi. bilmediğimiz bir yer olmasına rağmen;
- çok güzel bir yer.
- çok güzel...
diyerek yanıt verdik.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar