bugün
- fon vurguncularının fetva alması9
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- sözlük klasikleri10
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı31
- muslettin amca16
- yağmurlu bir güne uyanmak7
- erkekler neden teşhirci giyinmez7
- teoman müziği bıraktı6
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar11
- yağmurlu bir günde doğdum anamdan9
- insan sevmemek5
- fenerbahçe 3 liverpool 15
- egay bey birader sucukçu bay3
- yeni tanışılan kimse9
- muslettin amca ile halı sahaya gitmek5
- mohamed salah ghaly nickli yazar2
- atatürk düşmanı değilim6
- ankara savaşında gavur ile ittifak yapan osmanlı7
- fenerlilerin ağlaması5
- cezaevine özenen gençler9
- sex shop6
- israil'in gazze saldırılarında 3 kişinin ölmesi3
- 6 milyon lirayı zimmetine geçiren zabıt katibi6
- kurallara uyma refleksinin sorgulanmaması3
- 5000 yıllık kürt tarihinin ıspatı6
- emre aydın dinledikten sonra havanın grileşmesi3
- çaya tükürmek3
- anın görüntüsü34
- fenerbahçe 0 liverpool 82
- anlamadım true ayıplı film çekerken mi yakalanmış4
- sentinel2
- 12 kasım 2026 türkiye belçika maçı4
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı4
- gastronomi4
- hırsızlığa uydurulan kılıflar2
- almanya dönerinin iskender kebaba benzemesi2
- emre aydın a adam olması için tavsiyeler2
- 4 kasım 2026 fethiyespor eyüpspor maçı2
- 4 kasım 2026 liverpoolun fbye döşeyceği boru4
- aleksey batrakov27
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak11
- ucanpembekoala5
- inancın sıcacık fırınları5
- aşermek2
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- 24 kasım 2026 galatasaray aston villa maçı5
- ömer üründül'ün izdivaç programı sunması2
- bencil olmak2
- biz de birileriyiz3
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
hannah arendt'in 1943 yılında "the menorah journal"da yayımlanan yazısının adı. ve türkçeye "biz mülteciler" olarak çevrildi. oldukça yıkıcı bir metindir.
aynı zamanda agamben'in aradan elli yıl geçtikten sonra yine aynı isimle hannah arendt'in metninden hareketle yazdığı bir metni daha vardır. bu iki metin de mülteciliğe dair oldukça iyi metinlerdir. ve bugün hala yaşanmakta olan mülteci sorunundan dolayı geçerliliklerini korur.
hannah arendt'in we refugees'ından:
"Geceleri rüyalarımızda hangi anılar ve hangi düşünceler barınmakta bilemiyorum. Ben de oldukça iyimser olduğumdan, öğrenmek için sormaya cüret etmiyorum. Ancak bazen en azından geceleri ölümümüzü düşündüğümüzü ya da bir zamanlar sevmiş olduğumuz şiirleri hatırladığımızı hayal ediyorum. Hatta sokağa çıkma yasağı sırasında Batı kıyısındaki arkadaşlarımızın nasıl olup da bizim sadece “saygıdeğer yurttaşlar” olmayıp aynı zamanda “düşman yabancılar” olduğumuza dair ilginç fikirlere sahip olduklarını anlayabiliyorum. Gündelik yaşamda tabii ki sadece “teknik olarak” düşman yabancıyız, bütün mülteciler bilir bunu. Ancak karanlık saatlerde teknik sebepler evinizden çıkmanızı engellediğinde, teknik ile gerçeklik arasındaki ilişkiye dair karanlık spekülasyonlar yapmanın önüne geçmek kesinlikle kolay olmuyordu.
Hayır, bizim iyimserliğimizde bir yanlışlık var. Bir sürü iyimser konuşma yapıp eve giden ve gazı açan ya da bir gökdeleni oldukça beklenmedik bir şekilde kullanan tuhaf iyimserler mevcut aramızda. ilan etmiş olduğumuz neşenin temelinde, ölüme tehlikeli biçimde hazır olmamızın yattığını kanıtlamış gibiler. Yaşamın en yüksek iyilik ve ölümün en büyük ümitsizlik olduğuna inançla, ölümden daha beter dehşetlerin tanığı ve kurbanı olduk –yaşamdan daha yüksek bir ideal keşfetme imkanına sahip olamadan. Böylece ölüm bizim için dehşetini kaybetmiş olsa da bir amaç için yaşamlarımızı riske atmayı ne istedik ne de becerebildik. Mülteciler savaşmak –ya da nasıl yeniden savaşır hale gelinebileceği üzerine düşünmek– yerine arkadaşlarına ya da akrabalarına ölüm dilemeye alıştılar; biri öldüğünde içinden geçtiği bütün sıkıntılardan kurtulduğunu neşeyle hayal ederiz. Sonuç olarak çoğumuz bizim de sıkıntılarımızdan kurtulmamızı ve buna uygun hareket etmemizi dileyerek bitirir."
agamben'in we refugees'ının girişi:
"1943 yılında, Hannah Arendt ingilizce yayın yapan küçük bir Yahudi mecmuası
olan Menorah Journa'da "Biz Mülteciler" başlıklı bir makale yayımladı. Bu kısa
fakat önemli makalenin sonunda Arendt, asirnilasyon ile yüzde yüz elli Alman,
yüzde yüz elli Viyanalı, yüzde yüz elli Fransız olduktan sonra, en sonunda acı bir
şekilde "on ne parvient pas deux fois" gerçeğini fark etmesi gerekecek olan
Cohn'un tartışmalı bir portresini çizmesinin akabinde, kendinin de içinde
yaşadığı vatansız mültecilik durumunu, mülteciliği yeni bir tarihsel bilincin
paradigması olarak sunmak üzere tersine çevirecektir. Bütün haklarını kaybetmiş
olsa bile kendi durumunu fasih bir biçimde sürdürme isteğiyle ne pahasına
olursa olsun yeni bir milli kimliğe asimile olmaktan geri duran mülteci, yitirmek
durumunda bırakıldığı makbullüğü karşılığında çok kıymetli bir avantaj elde
edecektir: "Onun için tarih artık kapalı bir kitap değildir ve siyasetin Jantillere ait
bir ayrıcalık olma durumu sona ermiştir. Bilir ki Yahudilerin Avrupa'dan
sürülmesini birçok Avrupa halkının sürülmesi izlemiştir. Bir ülkeden diğerine
sürülen mülteciler kendi halklarının öncü kolunu temsil etmektedir".'
Üzerinden tam elli yıl geçtikten sonra, bugün bile güncelliğinden hiçbir şey
yitirmemiş bu analizin anlamı üzerinde bir miktar düşünmeye değer. Durum,
problemin o zamanki aciliyetini Avrupa içinde ve dışında aynı şekilde koruyor
olmasından ibaret değildir. Bu durum aynı zamanda, ulus-devletin içinde olduğu
çökme süreci ve geleneksel siyasal-hukuki kategorilerin genelolarak aşınması
göz önünde bulundurulursa, mültecinin günümüz halkları için belki de tek
düşünülebilir figür olmasıyla ve de bugün, en azından ulus-devletin ve
egemenliğinin çözülüş süreci tamamlanana kadar, gelecek [to come] bir siyasal
toplumun biçim ve sınırlarını görebildiğimiz yegane kategori olmasıyla ilgilidir.
Esasında, yüz yüze geldiğimiz bu tamamıyla yeni görevlerin üstesinden gelmek
istiyorsak, hiçbir kuşkuya kapılmadan ve çekinmeksizin şu ana kadar siyasi
özneyi temsil etmek için kullandığımız temel kavramlardan (insan, vatandaş ve
hakları kadar egemen halk, işçi kavramlarından da) vazgeçmemiz ve siyasal
felsefemizi bu biricik mülteci figüründen başlayarak yeniden inşa etmemiz
gerekecektir."
metinlerin tamamını okumak isteyenler için,
hannah arendt - biz mülteciler:
https://multeciyimhemseri...likli-yazisinin-cevirisi/
giorgio agamben - biz mülteciler:
http://bizdnyannyerlileri...10/01/biz-multeciler.html
aynı zamanda agamben'in aradan elli yıl geçtikten sonra yine aynı isimle hannah arendt'in metninden hareketle yazdığı bir metni daha vardır. bu iki metin de mülteciliğe dair oldukça iyi metinlerdir. ve bugün hala yaşanmakta olan mülteci sorunundan dolayı geçerliliklerini korur.
hannah arendt'in we refugees'ından:
"Geceleri rüyalarımızda hangi anılar ve hangi düşünceler barınmakta bilemiyorum. Ben de oldukça iyimser olduğumdan, öğrenmek için sormaya cüret etmiyorum. Ancak bazen en azından geceleri ölümümüzü düşündüğümüzü ya da bir zamanlar sevmiş olduğumuz şiirleri hatırladığımızı hayal ediyorum. Hatta sokağa çıkma yasağı sırasında Batı kıyısındaki arkadaşlarımızın nasıl olup da bizim sadece “saygıdeğer yurttaşlar” olmayıp aynı zamanda “düşman yabancılar” olduğumuza dair ilginç fikirlere sahip olduklarını anlayabiliyorum. Gündelik yaşamda tabii ki sadece “teknik olarak” düşman yabancıyız, bütün mülteciler bilir bunu. Ancak karanlık saatlerde teknik sebepler evinizden çıkmanızı engellediğinde, teknik ile gerçeklik arasındaki ilişkiye dair karanlık spekülasyonlar yapmanın önüne geçmek kesinlikle kolay olmuyordu.
Hayır, bizim iyimserliğimizde bir yanlışlık var. Bir sürü iyimser konuşma yapıp eve giden ve gazı açan ya da bir gökdeleni oldukça beklenmedik bir şekilde kullanan tuhaf iyimserler mevcut aramızda. ilan etmiş olduğumuz neşenin temelinde, ölüme tehlikeli biçimde hazır olmamızın yattığını kanıtlamış gibiler. Yaşamın en yüksek iyilik ve ölümün en büyük ümitsizlik olduğuna inançla, ölümden daha beter dehşetlerin tanığı ve kurbanı olduk –yaşamdan daha yüksek bir ideal keşfetme imkanına sahip olamadan. Böylece ölüm bizim için dehşetini kaybetmiş olsa da bir amaç için yaşamlarımızı riske atmayı ne istedik ne de becerebildik. Mülteciler savaşmak –ya da nasıl yeniden savaşır hale gelinebileceği üzerine düşünmek– yerine arkadaşlarına ya da akrabalarına ölüm dilemeye alıştılar; biri öldüğünde içinden geçtiği bütün sıkıntılardan kurtulduğunu neşeyle hayal ederiz. Sonuç olarak çoğumuz bizim de sıkıntılarımızdan kurtulmamızı ve buna uygun hareket etmemizi dileyerek bitirir."
agamben'in we refugees'ının girişi:
"1943 yılında, Hannah Arendt ingilizce yayın yapan küçük bir Yahudi mecmuası
olan Menorah Journa'da "Biz Mülteciler" başlıklı bir makale yayımladı. Bu kısa
fakat önemli makalenin sonunda Arendt, asirnilasyon ile yüzde yüz elli Alman,
yüzde yüz elli Viyanalı, yüzde yüz elli Fransız olduktan sonra, en sonunda acı bir
şekilde "on ne parvient pas deux fois" gerçeğini fark etmesi gerekecek olan
Cohn'un tartışmalı bir portresini çizmesinin akabinde, kendinin de içinde
yaşadığı vatansız mültecilik durumunu, mülteciliği yeni bir tarihsel bilincin
paradigması olarak sunmak üzere tersine çevirecektir. Bütün haklarını kaybetmiş
olsa bile kendi durumunu fasih bir biçimde sürdürme isteğiyle ne pahasına
olursa olsun yeni bir milli kimliğe asimile olmaktan geri duran mülteci, yitirmek
durumunda bırakıldığı makbullüğü karşılığında çok kıymetli bir avantaj elde
edecektir: "Onun için tarih artık kapalı bir kitap değildir ve siyasetin Jantillere ait
bir ayrıcalık olma durumu sona ermiştir. Bilir ki Yahudilerin Avrupa'dan
sürülmesini birçok Avrupa halkının sürülmesi izlemiştir. Bir ülkeden diğerine
sürülen mülteciler kendi halklarının öncü kolunu temsil etmektedir".'
Üzerinden tam elli yıl geçtikten sonra, bugün bile güncelliğinden hiçbir şey
yitirmemiş bu analizin anlamı üzerinde bir miktar düşünmeye değer. Durum,
problemin o zamanki aciliyetini Avrupa içinde ve dışında aynı şekilde koruyor
olmasından ibaret değildir. Bu durum aynı zamanda, ulus-devletin içinde olduğu
çökme süreci ve geleneksel siyasal-hukuki kategorilerin genelolarak aşınması
göz önünde bulundurulursa, mültecinin günümüz halkları için belki de tek
düşünülebilir figür olmasıyla ve de bugün, en azından ulus-devletin ve
egemenliğinin çözülüş süreci tamamlanana kadar, gelecek [to come] bir siyasal
toplumun biçim ve sınırlarını görebildiğimiz yegane kategori olmasıyla ilgilidir.
Esasında, yüz yüze geldiğimiz bu tamamıyla yeni görevlerin üstesinden gelmek
istiyorsak, hiçbir kuşkuya kapılmadan ve çekinmeksizin şu ana kadar siyasi
özneyi temsil etmek için kullandığımız temel kavramlardan (insan, vatandaş ve
hakları kadar egemen halk, işçi kavramlarından da) vazgeçmemiz ve siyasal
felsefemizi bu biricik mülteci figüründen başlayarak yeniden inşa etmemiz
gerekecektir."
metinlerin tamamını okumak isteyenler için,
hannah arendt - biz mülteciler:
https://multeciyimhemseri...likli-yazisinin-cevirisi/
giorgio agamben - biz mülteciler:
http://bizdnyannyerlileri...10/01/biz-multeciler.html
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar