bugün
- yeni evli çift aktiviteleri16
- nervio abla18
- efendiler yarın cumhuriyet ilan edeceğiz4
- yazılımcıların flört edememesi6
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak16
- ismail kartal21
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- 2026 baro seçimleri4
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- türkiye cumhuriyeti2
- yaşamak üzerine2
- mutlu günleri beklemek15
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması5
- en lezzetli balık12
- vajinaya dil atmak16
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı10
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar20
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır7
- güney kore34
- sözlük kızlarının çorapları11
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum15
- yerde para bulmak8
- kimsenin sizi sevmemesi16
- görükle den moskova'ya yürümek3
- ahmet kaya3
- ümit kocasakal19
- kedimin yatağıma kusması6
- sözlüğe hareket getirecek şey6
- from gold from dust36
- ıspartalıları sevmemek8
- en son ne aldınız13
- sözlük kızlarına hallenen erkek yazarlar8
- motorsiklet5
- rusyada neden kızlar şımarık değil sorunsalı9
- gece uyanıkları3
- nervio tarzı entry girmek24
- kış gelince kısa etek ince çorap modası8
- nervio'nun peşinden koşan yazarlar9
- para kazanmak6
- mersin10
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- bir sözlük erkeğine patik hediye etmek8
- instagram da artan erotizm sebebi10
- sözlükte götü çok kaldırılmış kızlar8
- bir sözlük kızının çoraplarını hediye olarak almak8
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- muslettin amca ile edirne genelevine gidiyoruz6
- sabahları sevilen şeyler5
- ayak sevecek kadar abaza olmak10
- sinemada yiyişen sevgililer9
(#38433755) bu girdiyi kitaba başlamadan hemen önce yazmıştım. Bir kaç saat önce kitabı bitirdim. Ve kitabın hissettirdiklerini daha detaylı olarak yazmak istedim.
Bazı yerlerde kitabı bir kenara atıp hıçkıra hıçkıra, söve söve ağlamak istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. içinizdeki uçsuz bucaksız merak engel oluyor ağlamanıza. Sinirinizi bozuyor, sivilceler çıkarıyorsunuz, boğazınıza bir yumru oturuyor ama ağlayamıyorsunuz. Bazı yerlerde Duygu ''çok utanıyorum'', ''yüzüm kırmızıdan mora dönerken...'' gibi utandığını belli eden cümleler kuruyor. Lütfen gidip tam o an yüzünüzün rengine bakın. Sarıdan siyaha kadar her rengi bulabiliyorsunuz yüzünüzde. Bu nedenle rahatlıkla kitabın yarısını mosmor bir suratla okudum diyebilirim.
Kitap kapattığınızda öylece kalmıyor. Siz günlük yaşamınıza devam edip işlerinizi yaparken kafanızın bir köşesi ''Duygu ne yaptı, Sedat nasıl, Ali'm iyi mi, Bekir ne yapıyor, o iş çözüldü mü, bu böyle oldu mu, şu olduktan sonra ne olacak'' diye dönüp duruyor.
Kitap bir takım şeyleri meşrulaştırma algısı da oluşturuyor. Zamanla insanların değiştiğini, değişebileceğini, aslında bu değişimin bir tür zorunluluk olduğunu gösteriyor. Bir takım şeylerdeki önyargıyı yıkıyor ve bu yıkım huzurla huzursuzluk arası bir duygu uyandırıyor. Kitaptan önce ''kesinlikle bunu normal göremezdim ben'' dediğiniz bir şeye kitaptan sonra ''aman canım neler neler yapıyor millet'' demeye başlıyorsunuz.
Karakterler gerçekten yanınızda varmış gibi hissediyorsunuz. Mesela bir şey oluyor Ali'ye doya doya ''Ali'm'' diye sarılmak istiyorsunuz ama sarılabileceğiniz hiç kimse yok. ''Az önce buradaydın be Ali'm...'' dediğinizi sesinizi duyduktan sonra insanlar size tuhaf tuhaf baktıklarında anlıyorsunuz. Şizofrenik, sanrısal bir dünyanın içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz.
Bu serinin ilk kitabı. Sonrasında sırasıyla Ali'm, Bekir ve Sedat var. Birazdan Ali'm'e başlayacağım. Kitaptan umudum yüksek çünkü bu dörtlüde en çok onu sevdim. Ah be Ali'm...
Bazı yerlerde kitabı bir kenara atıp hıçkıra hıçkıra, söve söve ağlamak istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. içinizdeki uçsuz bucaksız merak engel oluyor ağlamanıza. Sinirinizi bozuyor, sivilceler çıkarıyorsunuz, boğazınıza bir yumru oturuyor ama ağlayamıyorsunuz. Bazı yerlerde Duygu ''çok utanıyorum'', ''yüzüm kırmızıdan mora dönerken...'' gibi utandığını belli eden cümleler kuruyor. Lütfen gidip tam o an yüzünüzün rengine bakın. Sarıdan siyaha kadar her rengi bulabiliyorsunuz yüzünüzde. Bu nedenle rahatlıkla kitabın yarısını mosmor bir suratla okudum diyebilirim.
Kitap kapattığınızda öylece kalmıyor. Siz günlük yaşamınıza devam edip işlerinizi yaparken kafanızın bir köşesi ''Duygu ne yaptı, Sedat nasıl, Ali'm iyi mi, Bekir ne yapıyor, o iş çözüldü mü, bu böyle oldu mu, şu olduktan sonra ne olacak'' diye dönüp duruyor.
Kitap bir takım şeyleri meşrulaştırma algısı da oluşturuyor. Zamanla insanların değiştiğini, değişebileceğini, aslında bu değişimin bir tür zorunluluk olduğunu gösteriyor. Bir takım şeylerdeki önyargıyı yıkıyor ve bu yıkım huzurla huzursuzluk arası bir duygu uyandırıyor. Kitaptan önce ''kesinlikle bunu normal göremezdim ben'' dediğiniz bir şeye kitaptan sonra ''aman canım neler neler yapıyor millet'' demeye başlıyorsunuz.
Karakterler gerçekten yanınızda varmış gibi hissediyorsunuz. Mesela bir şey oluyor Ali'ye doya doya ''Ali'm'' diye sarılmak istiyorsunuz ama sarılabileceğiniz hiç kimse yok. ''Az önce buradaydın be Ali'm...'' dediğinizi sesinizi duyduktan sonra insanlar size tuhaf tuhaf baktıklarında anlıyorsunuz. Şizofrenik, sanrısal bir dünyanın içinde kaybolmuş gibi hissediyorsunuz.
Bu serinin ilk kitabı. Sonrasında sırasıyla Ali'm, Bekir ve Sedat var. Birazdan Ali'm'e başlayacağım. Kitaptan umudum yüksek çünkü bu dörtlüde en çok onu sevdim. Ah be Ali'm...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar