bugün
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i14
- s'i l v'e r m'i s t35
- yazarların benzedikleri ünlüler4
- nasıl birisiniz7
- bugünkü halinden memnun olan insan4
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun3
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- sürekli geçmişe dönmek isteyen insan5
- uzungöl2
- modern dünyanın en büyük sorunu2
- kızılcık marmelatı2
- muslettin amca10
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak6
- makarna ve kömüre oy satan insan2
- gelecek seçimlerde akepenin beklentisi2
- tuvalette nasıl görünürdün trendi2
- yazarlar 70 lerde yaşasaydı nasıl görünürdü3
- anın görüntüsü26
- lan birak ayak yapmayi2
- her şeyi hatırlayan insan4
- sürekli gelen trollerle uğraşmamız4
- arapperestlerin dünyaya katkısı2
- enayimiknatisii33
- ansızın gelen benim burada ne işim var hissi3
- tusubasanın türkiye maçında attığı gol2
- serhat kılıç24
- davar tereyağı4
- ben bu yazıyı seri eksicime yazdım4
- bazı insanların sizi değiştirmesi4
- yörük kızı15
- calmernow ai anxiety and calm2
- uludağ sözlük size ne kattı23
- kız düşürmenin kısa yolu15
- istanbul da yasa dışı bahis operasyonu2
- pum pum çorbası7
- tc'ye vatandaşlk bağıyla bağlı olan herkes türktür8
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması13
- reenkarnasyon4
- mercimek çorbası içen kadın14
- sarı şeker yargılanmalıdır16
- fusya semsiyeli yabanci26
- 08 eylül 2026 üsküdar da başkan vekili seçimi4
- sözlüğün en masum yazarları16
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü19
- sikişirken sigara içen kadın6
- pankek mi pişi mi10
- kendine yabancılaşmanın sonucu kendinle tanışmak2
- bir kadını taşımanın zorluğu10
- sarapci koala42
- cübbeli ahmet hükümetin maşası mı sorunsalı9
Konuyla ilgili ataol behramoğlu'na ait ulusal sol'un ne olduğunu değil ama nasıl olması gerektiğini az da olsa anlatan bir makaleyi eklemek isterim. Makalenin başlığı "uyuyan kim?". Naçizane fikrimce tartışmamız gereken kavramlar değil fikirlerin ta kendisidir. Kavramlar bizi birbirimize yaklaştırmıyor ama uzaklaştırıyor. Ne mutlu her türlü etiketten ve yakıştırmadan uzak duranlara!
""Çocukluk yıllarımdan anımsadığım bir karikatür vardır. Büyük olasılıkla Akbaba dergisinde gördüğüm bu karikatür, bize göre geleneksel giysileri içinde, eli sopalı bir Yunanlıyı ve Yunanlının sopa attığı bir Türkü gösteriyordu. Şunca yıl geçtikten sonra da aklımda sözcüğü sözcüğüne kalan alt yazı aynen şöyleydi:
Vur eski kölesi utandır onu
Bırakma uyusun uyandır onu
Karikatürün çiziminden çok, sözler yer etmiş zihnimde. Bu sözlerde can acıtan, irkilten bir şey var. Ustaca söylenmişliği (tonlama, uyaklar) etkiyi artırıyor... 'Eski köle'nin efendisini pataklaması dayağı yiyen bakımından, aşağılanmanın varabileceği en son nokta olsa gerek...
ilkokul dönemlerimizde ve daha sonraki yıllarda, ders kitaplarından ya da başkaca kaynaklardan kendi tarihimiz konusunda edindiğimiz bilgiler, yüzeysel, duygusal, şovencedir. Cumhuriyet döneminin bütün kuşakları için sanıyorum ki bu böyledir. Kısa bir özet yapmak gerekirse, söylenebilecek olan şudur: Türkler Orta Asya'daki kuraklık nedeniyle Anadolu'ya göçmüş, Malazgirt'teki zaferden sonra önce Selçuklu sonra Osmanlı imparatorluklarını kurmuş, iyi padişahlar ve devlet adamları döneminde yükselen Osmanlı imparatorluğu, kötüleri döneminde çöküntüye uğramış, daha sonra da çöken bu imparatorluğun yıkıntılarında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
iddia ediyorum ki, bu ülkede okumuş yazmışlar arasında bu konuda yapılacak bir soruşturmadan alınacak sonuçlar yukarıdakinden daha kapsamlı ve derinlikli olamayacaktır.
Orta Asya'dan gelen Türkler kim?
Orada ne yapıyorlardı?
Anadolu'ya gerçekten de niye geldiler? Bu Türkler geldiğinde Anadolu'da kimler, hangi uygarlıklar vardı?
Türklerin gelişinden sonra Anadolu'da neler değişti? Orta Asya'dan gelen Türkler Anadolu'da ne gibi değişimlere uğradılar?
Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları nasıl kuruldu, nasıl yükseldi, nasıl yıkıldı?
Bu konularda özellikle yabancı dillerdeki sayısız araştırmadan değil, bizdeki ders kitaplarından söz ediyorum. Türkiye'de ilk ve orta dereceli okullardaki tarih derslerinde okutulan kitapların doğru bir insanlık ve ulus bilinci oluşturmaya değil, kafa karışıklığı ve bilinçsizlik yaratmaya yaradığını düşünüyorum. Kabahat bu kitapları yazanlarda değil, bütün bir eğitim sistemindedir.
Türklüğümle ilgili bilincimi oluşturan bizdeki tarih kitapları değil, yurtdışı yolculuklarımda edindiğim izlenimler olmuştur. Moskova'daki bir parkta gördüğüm bir anıt tuhafıma gitmişti. Yaşmaklı bir Türk (Müslüman) kadın diz çözmüş, kendisine süngü ya da tüfeğini doğrultan Rus askerine yalvarıyordu. Bizde o dönemde resim ve heykel yasaklı olduğu için 19. yüzyıla (ya da daha öncelere) ilişkin bu gibi 'anıt'lardan yoksunuz. Yine de, beni asıl yadırgatan, bir anıtta bir kadının bu durumda gösterilmesi olmuştu...
Bulgaristan yolculuklarımda, tarihsel yerleri gezerken, 'rehber'lerin en sık kullandıkları sözlerin başında 'Türk boyunduruğu' anlamına gelen 'turetskaya iga' sözcükleri geliyordu. Osmanlı egemenliği dönemini adlandıran bu deyim sanıyorum ki bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Bir Yunanistan yolculuğumuzda, Atina'nın girişindeki bir duvar yazısını, gruptaki Rumca bilen arkadaş dilimize çevirmişti: Türk kanı için!
Çekoslovak halk kültürü konulu bir derlemedeki bölümlerden birinin 'Türk Egemenliği Dönemi' başlığını taşıdığını gördüğümde şaşırmıştım.
Yugoslavya'nın (şimdiki Sırbistan'ın) Niş kentinde bir semtin adının 'Kele Kule' (kelle kule) olduğunu, buradaki bir müzede bir Osmanlı paşasının kestirdiği kafalardan artakalan kafataslarının sergilendiğini daha önce bir röportajımda yazmıştım...
Yakınlardaki bir Yunanistan yolculuğumda, o sırada bulunduğumuz küçük bir kentin ingilizce tanıtım broşüründe "altı yüzyıl süren Türk işgali" diye bir söz vardı. Yunanistanlı genç çevirmene, azıcık da alayla, bir işgalin altı yüzyıl süremeyeceğini, ya da altı yüzyıl süren şeyin işgal değil başka bir şey olması gerektiğini anlatmıştım...
Batıdan, doğudan, bunlara benzer çok sayıda örnek, izlenim sıralayabilirim...
Bir ara, başka dillerde Türklere ilişkin deyimleri, başka ülkelerden edebiyatçıların yapıtlarında Türklere ve Türkiye'ye ilişkin bölümleri derlemeye merak sarmış ve bu işte epeyce de yol almıştım...
Bunları söylemekle amacım, dünyada, özellikle de yakın coğrafyada, bize ilişkin olumsuz duyguların ne kadar çok olduğunu göstermek değil...
Çünkü örnekler sadece olumsuzlarla da sınırlı değil.
Yugoslavya'da, aynı Niş kentinin yakınlarında ünlü bir kiliseyi gezerken papaz, bu tarihsel anıtın bütün bir Osmanlı egemenliği döneminde varlığını koruduğunu, yardım ve destek gördüğünü, buna karşılık Nazi saldırıları sırasında hasara uğradığını söylemişti.
Yine bir Bulgaristan yolculuğumda, o sırada Cumhurbaşkanı Yardımcısı görevinde de bulunan ünlü Bulgar şairi Georgi Cagarov, bir sohbetimizde yarı şaka yarı ciddi, Balkanlar'da dirlik düzenlik için, Osmanlı egemenliği gibi bir egemenliğe gereksinim olduğunu söylemişti.
Cagarov'un büsbütün de şaka olsun diye konuşmadığını anlamak için, bu sohbetimizden yaklaşık yirmi yıl sonraki Balkan trajedisiyle ivo Andriç'in ölümsüz yapıtı Drina Köprüsü'nü birlikte okumak yeter...
Bütün bunlarla asıl söylemek istediğim, dünyada ve özellikle de ülkemizin ait olduğu (Küçük ve Büyük Asya, Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Avrupa, Akdeniz ülkeleri.) coğrafyada var olan (olumlu, olumsuz, karışık vb...) Türk ve Türkiye imgesinden, Başta 'aydın'ımız olmak üzere, kendi ülkemiz insanının habersizliği, derin bilgisizlik ve ilgisizliğidir...
Namık Kemal'ler kendilerine 'Osmanlı' deseler de Batı bu sözcüğü 'Türk'e çevirmiş, 'Genç Osmanlılar'ı 'Genç Türkler' yapmıştır.
Balkanlar'da Yunan, Bulgar, Sırp, biraz daha geç olarak Anadolu'da Ermeni aydınları arasında ulusalcılık bilinci doğup gelişmekteyken, Osmanlı'da 'Türk' sözcüğü, geriliği, köylülüğü anlatmaktaydı...
19. yüzyılın son çeyreğinde Mehmet Emin Yurdakulun Türkçe Şiirlerine kadar.
Mustafa Kemal'in esin kaynaklarından biri, insancıl, özgürlükçü Tevfik Fikret'se, bir öteki "bırak beni haykırayım" diye haykıran şairdir.
Mehmet Emin Yurdakul'daki Türklük bilinci şoven bir ulusçuluk değil, "en hakir bir insanı kardeş duyan'; "esir yaratmayan bir Tanrıya iman" eden, 'paçavralar içindeki yoksul"un yaraladığı bir ruhtur.
'Mustafa Kemal ulusçuluğu' bu bilincin ve duygululuğun sentezidir...
O "Özgürlük ve bağımsızlık benim kişiliğimdir" özdeyişi, bu sentezin üzerinde yükseliyor.
Bugün gelinen bir noktada Türk aydını şizofrenik bir kişilik bozulması yaşıyor.
Bir yanda gerici, dinsel akım.
Bir yanda şoven ulusçuluk.
Bir yanda küreselci teslimiyetçilik.
Bir yanda yurtseverlikten yoksun solculuk.
Ve her yanda tutuculuk (sekterlik) ya da fırsatçılık (oportunizm)... Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir solcu, emek ideolojisini, ulusal aidiyetinin karşısına koymaz.
Bunun, bağımsızlığını antiemperyalist bir savaşla kazanmış bir ülkede özellikle böyle olması gerekir.
Üstelik bu ülkenin bulunduğu coğrafyada, yukarıda sıralanan örneklerde görülebileceği gibi, sağcısıyla solcusuyla birçok ulus, haklı ya da haksız, kendi ulusal kimliğini Türk ve Türkiye karşıtlığı temelinde oluşturmuşken...
Yazımın girişindeki karikatüre ve zihnimden çıkmadığını söylediğim alt yazıya dönüyorum...
Kimse bizim 'eski köle'miz değil ve biz kimsenin 'efendisi' değildik...
Fakat insanlık tarihinin en eski, en köklü uygarlıklarından birinin mirasçısı, sürdürümcüsü olduğumuzu bugün bizler yeterince kavrayamıyor olsak da başkaları biliyor ve bir biçimde bunu bize anımsatıyorlar...
Cumhuriyet devrimleri ise bu büyük mirasın yeni, çağdaş aşamasıdır.
Hiçbir ulus, hiçbir halk, ötekinden daha 'hakir', daha aşağı görülemez...
Fakat, en azından Küçük Asya'daki tarihimizin başlıca bir özelliği, bu tarihin hiçbir döneminde bir başka ulusun boyunduruğu altında yaşanmamış oluşudur...
Sıradan halk, sokaktaki insan, bunun bilgisine olmasa bile sezgisine, içgüdüsüne sahiptir.
Bütün davranışlarında, tepkilerinde bu özelliğinin belirtileri görülebilir.
Aşağılık duygusu halka değil bir kısım aydınımıza özgüdür. Milletimiz uyumuyor ama uyuşturulmuş.
Bilgisi kıt, fakat sezgileri, içgüdüsü henüz sağlam...
Uyuyanlar ise, aydınlarımız ya da aydın saydıklarımızın birçoğu... Öncelikle onların şizofrenik kişilik bozulmasından kurtulmaları gerekiyor.
Burada öncülük, emeğin ideolojisi olan solculukla kimliğimizin temellerinden birini oluşturan yurtseverlik duygusunun ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu kavraması gereken solculara düşüyor...
Solcular bu sentezi yapabildikleri ve onu halka ulaştırmanın doğru dilini ve yollarını bulabildiklerinde, milletin hiç de uyku da olmadığı açık seçik görülebilecek...""
kaynak: bilgi yayınevi, bir millet uyanıyor 1, editör: atilla ilhan, mart 2005
""Çocukluk yıllarımdan anımsadığım bir karikatür vardır. Büyük olasılıkla Akbaba dergisinde gördüğüm bu karikatür, bize göre geleneksel giysileri içinde, eli sopalı bir Yunanlıyı ve Yunanlının sopa attığı bir Türkü gösteriyordu. Şunca yıl geçtikten sonra da aklımda sözcüğü sözcüğüne kalan alt yazı aynen şöyleydi:
Vur eski kölesi utandır onu
Bırakma uyusun uyandır onu
Karikatürün çiziminden çok, sözler yer etmiş zihnimde. Bu sözlerde can acıtan, irkilten bir şey var. Ustaca söylenmişliği (tonlama, uyaklar) etkiyi artırıyor... 'Eski köle'nin efendisini pataklaması dayağı yiyen bakımından, aşağılanmanın varabileceği en son nokta olsa gerek...
ilkokul dönemlerimizde ve daha sonraki yıllarda, ders kitaplarından ya da başkaca kaynaklardan kendi tarihimiz konusunda edindiğimiz bilgiler, yüzeysel, duygusal, şovencedir. Cumhuriyet döneminin bütün kuşakları için sanıyorum ki bu böyledir. Kısa bir özet yapmak gerekirse, söylenebilecek olan şudur: Türkler Orta Asya'daki kuraklık nedeniyle Anadolu'ya göçmüş, Malazgirt'teki zaferden sonra önce Selçuklu sonra Osmanlı imparatorluklarını kurmuş, iyi padişahlar ve devlet adamları döneminde yükselen Osmanlı imparatorluğu, kötüleri döneminde çöküntüye uğramış, daha sonra da çöken bu imparatorluğun yıkıntılarında Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.
iddia ediyorum ki, bu ülkede okumuş yazmışlar arasında bu konuda yapılacak bir soruşturmadan alınacak sonuçlar yukarıdakinden daha kapsamlı ve derinlikli olamayacaktır.
Orta Asya'dan gelen Türkler kim?
Orada ne yapıyorlardı?
Anadolu'ya gerçekten de niye geldiler? Bu Türkler geldiğinde Anadolu'da kimler, hangi uygarlıklar vardı?
Türklerin gelişinden sonra Anadolu'da neler değişti? Orta Asya'dan gelen Türkler Anadolu'da ne gibi değişimlere uğradılar?
Selçuklu ve Osmanlı imparatorlukları nasıl kuruldu, nasıl yükseldi, nasıl yıkıldı?
Bu konularda özellikle yabancı dillerdeki sayısız araştırmadan değil, bizdeki ders kitaplarından söz ediyorum. Türkiye'de ilk ve orta dereceli okullardaki tarih derslerinde okutulan kitapların doğru bir insanlık ve ulus bilinci oluşturmaya değil, kafa karışıklığı ve bilinçsizlik yaratmaya yaradığını düşünüyorum. Kabahat bu kitapları yazanlarda değil, bütün bir eğitim sistemindedir.
Türklüğümle ilgili bilincimi oluşturan bizdeki tarih kitapları değil, yurtdışı yolculuklarımda edindiğim izlenimler olmuştur. Moskova'daki bir parkta gördüğüm bir anıt tuhafıma gitmişti. Yaşmaklı bir Türk (Müslüman) kadın diz çözmüş, kendisine süngü ya da tüfeğini doğrultan Rus askerine yalvarıyordu. Bizde o dönemde resim ve heykel yasaklı olduğu için 19. yüzyıla (ya da daha öncelere) ilişkin bu gibi 'anıt'lardan yoksunuz. Yine de, beni asıl yadırgatan, bir anıtta bir kadının bu durumda gösterilmesi olmuştu...
Bulgaristan yolculuklarımda, tarihsel yerleri gezerken, 'rehber'lerin en sık kullandıkları sözlerin başında 'Türk boyunduruğu' anlamına gelen 'turetskaya iga' sözcükleri geliyordu. Osmanlı egemenliği dönemini adlandıran bu deyim sanıyorum ki bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Bir Yunanistan yolculuğumuzda, Atina'nın girişindeki bir duvar yazısını, gruptaki Rumca bilen arkadaş dilimize çevirmişti: Türk kanı için!
Çekoslovak halk kültürü konulu bir derlemedeki bölümlerden birinin 'Türk Egemenliği Dönemi' başlığını taşıdığını gördüğümde şaşırmıştım.
Yugoslavya'nın (şimdiki Sırbistan'ın) Niş kentinde bir semtin adının 'Kele Kule' (kelle kule) olduğunu, buradaki bir müzede bir Osmanlı paşasının kestirdiği kafalardan artakalan kafataslarının sergilendiğini daha önce bir röportajımda yazmıştım...
Yakınlardaki bir Yunanistan yolculuğumda, o sırada bulunduğumuz küçük bir kentin ingilizce tanıtım broşüründe "altı yüzyıl süren Türk işgali" diye bir söz vardı. Yunanistanlı genç çevirmene, azıcık da alayla, bir işgalin altı yüzyıl süremeyeceğini, ya da altı yüzyıl süren şeyin işgal değil başka bir şey olması gerektiğini anlatmıştım...
Batıdan, doğudan, bunlara benzer çok sayıda örnek, izlenim sıralayabilirim...
Bir ara, başka dillerde Türklere ilişkin deyimleri, başka ülkelerden edebiyatçıların yapıtlarında Türklere ve Türkiye'ye ilişkin bölümleri derlemeye merak sarmış ve bu işte epeyce de yol almıştım...
Bunları söylemekle amacım, dünyada, özellikle de yakın coğrafyada, bize ilişkin olumsuz duyguların ne kadar çok olduğunu göstermek değil...
Çünkü örnekler sadece olumsuzlarla da sınırlı değil.
Yugoslavya'da, aynı Niş kentinin yakınlarında ünlü bir kiliseyi gezerken papaz, bu tarihsel anıtın bütün bir Osmanlı egemenliği döneminde varlığını koruduğunu, yardım ve destek gördüğünü, buna karşılık Nazi saldırıları sırasında hasara uğradığını söylemişti.
Yine bir Bulgaristan yolculuğumda, o sırada Cumhurbaşkanı Yardımcısı görevinde de bulunan ünlü Bulgar şairi Georgi Cagarov, bir sohbetimizde yarı şaka yarı ciddi, Balkanlar'da dirlik düzenlik için, Osmanlı egemenliği gibi bir egemenliğe gereksinim olduğunu söylemişti.
Cagarov'un büsbütün de şaka olsun diye konuşmadığını anlamak için, bu sohbetimizden yaklaşık yirmi yıl sonraki Balkan trajedisiyle ivo Andriç'in ölümsüz yapıtı Drina Köprüsü'nü birlikte okumak yeter...
Bütün bunlarla asıl söylemek istediğim, dünyada ve özellikle de ülkemizin ait olduğu (Küçük ve Büyük Asya, Kafkaslar, Ortadoğu, Balkanlar, Orta Avrupa, Akdeniz ülkeleri.) coğrafyada var olan (olumlu, olumsuz, karışık vb...) Türk ve Türkiye imgesinden, Başta 'aydın'ımız olmak üzere, kendi ülkemiz insanının habersizliği, derin bilgisizlik ve ilgisizliğidir...
Namık Kemal'ler kendilerine 'Osmanlı' deseler de Batı bu sözcüğü 'Türk'e çevirmiş, 'Genç Osmanlılar'ı 'Genç Türkler' yapmıştır.
Balkanlar'da Yunan, Bulgar, Sırp, biraz daha geç olarak Anadolu'da Ermeni aydınları arasında ulusalcılık bilinci doğup gelişmekteyken, Osmanlı'da 'Türk' sözcüğü, geriliği, köylülüğü anlatmaktaydı...
19. yüzyılın son çeyreğinde Mehmet Emin Yurdakulun Türkçe Şiirlerine kadar.
Mustafa Kemal'in esin kaynaklarından biri, insancıl, özgürlükçü Tevfik Fikret'se, bir öteki "bırak beni haykırayım" diye haykıran şairdir.
Mehmet Emin Yurdakul'daki Türklük bilinci şoven bir ulusçuluk değil, "en hakir bir insanı kardeş duyan'; "esir yaratmayan bir Tanrıya iman" eden, 'paçavralar içindeki yoksul"un yaraladığı bir ruhtur.
'Mustafa Kemal ulusçuluğu' bu bilincin ve duygululuğun sentezidir...
O "Özgürlük ve bağımsızlık benim kişiliğimdir" özdeyişi, bu sentezin üzerinde yükseliyor.
Bugün gelinen bir noktada Türk aydını şizofrenik bir kişilik bozulması yaşıyor.
Bir yanda gerici, dinsel akım.
Bir yanda şoven ulusçuluk.
Bir yanda küreselci teslimiyetçilik.
Bir yanda yurtseverlikten yoksun solculuk.
Ve her yanda tutuculuk (sekterlik) ya da fırsatçılık (oportunizm)... Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir solcu, emek ideolojisini, ulusal aidiyetinin karşısına koymaz.
Bunun, bağımsızlığını antiemperyalist bir savaşla kazanmış bir ülkede özellikle böyle olması gerekir.
Üstelik bu ülkenin bulunduğu coğrafyada, yukarıda sıralanan örneklerde görülebileceği gibi, sağcısıyla solcusuyla birçok ulus, haklı ya da haksız, kendi ulusal kimliğini Türk ve Türkiye karşıtlığı temelinde oluşturmuşken...
Yazımın girişindeki karikatüre ve zihnimden çıkmadığını söylediğim alt yazıya dönüyorum...
Kimse bizim 'eski köle'miz değil ve biz kimsenin 'efendisi' değildik...
Fakat insanlık tarihinin en eski, en köklü uygarlıklarından birinin mirasçısı, sürdürümcüsü olduğumuzu bugün bizler yeterince kavrayamıyor olsak da başkaları biliyor ve bir biçimde bunu bize anımsatıyorlar...
Cumhuriyet devrimleri ise bu büyük mirasın yeni, çağdaş aşamasıdır.
Hiçbir ulus, hiçbir halk, ötekinden daha 'hakir', daha aşağı görülemez...
Fakat, en azından Küçük Asya'daki tarihimizin başlıca bir özelliği, bu tarihin hiçbir döneminde bir başka ulusun boyunduruğu altında yaşanmamış oluşudur...
Sıradan halk, sokaktaki insan, bunun bilgisine olmasa bile sezgisine, içgüdüsüne sahiptir.
Bütün davranışlarında, tepkilerinde bu özelliğinin belirtileri görülebilir.
Aşağılık duygusu halka değil bir kısım aydınımıza özgüdür. Milletimiz uyumuyor ama uyuşturulmuş.
Bilgisi kıt, fakat sezgileri, içgüdüsü henüz sağlam...
Uyuyanlar ise, aydınlarımız ya da aydın saydıklarımızın birçoğu... Öncelikle onların şizofrenik kişilik bozulmasından kurtulmaları gerekiyor.
Burada öncülük, emeğin ideolojisi olan solculukla kimliğimizin temellerinden birini oluşturan yurtseverlik duygusunun ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu kavraması gereken solculara düşüyor...
Solcular bu sentezi yapabildikleri ve onu halka ulaştırmanın doğru dilini ve yollarını bulabildiklerinde, milletin hiç de uyku da olmadığı açık seçik görülebilecek...""
kaynak: bilgi yayınevi, bir millet uyanıyor 1, editör: atilla ilhan, mart 2005
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar