kaybedenler kulübü

film olarak bariz balondur.bunu neredeyse doğma büyüme kadıköylü olarak söylüyorum. kaybetmek demek çok sevdiğin birisinin vefat etmesi veya elinde tutamayıp bir başkası ile onu görmektir ona sahip olamamak kısaca fakat filme baktığınız zaman adamlar her gece ayrı bir hatunla yatağa giriyorlar sabah hatun gidince o hatun neydi be abi tarzında cümleler ile olayı dramatize ediyorlar.
karakterler sosyolojik ve psikolojik olarak ele alındığında da hayatlarında pek fazla kaybettiklerini göremiyorum.tam tersi şehrin lüks semtlerinde pahalı motorlara binen karizmalarıyla çevrelerindeki her kadını etkileyen iyi paralar kazandıkları işleri olan(ki bu zaten lüks içinde yaşadıkları hayatı ve ailelerinin yaşadıkları yalı hayatlarını kısmen doğruluyor) şehrin asi çocuklarını oynuyorlar.kaybeden karakterlerimiz kelimenin tam anlamıyla her erkeğin arzuladığı hayatları yaşıyorlar.

ayrıca filmde bolca kadıköyün meze edilişine de şahit olabilirsiniz.nerden arıyorsunuz sorusuna en okkalı cevap verenler yanlış iskelede sevgilisini bekleyenler filan hep kadıköyün ekmeğini yemekle meşguller.dinleyicilerin çok derin mevzular konuşuyorlar bizim zekamız yetmez diyerek reddettikleri ortamda muhabbet konusu seks yalnızlık ve varoluşsal problemler.yani her insanın anladığı ve hayatı boyunca yakından yüzleştiği konular.
kaybedenler kulübü arzulanan hayatları sanatseverlik ve melankoliyle harmanlayarak önümüze sunan ve kadıköy güzellemesinden öteye geçemeyen bir yapımdır.
© copyright 2005 - 2026