bugün
- beyazsemsiyeliyabanci45
- 7 haziran 2026 aziz yıldırım'ın başkan seçilmesi4
- aziz yıldırım13
- sözlükte erkekleri istemiyoruz9
- yorgun mermi26
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- gammazlama yapmamak13
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz10
- aşık olmak9
- haysenin1212
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- 8 haziran 20262
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- gina carano13
- satranç haram yasaklansın7
- kızının düğününde oynayan baba5
- bu köyden olsam ne olacak8
- diamond bosphorus'un tüm sözlüğe yürümesi6
- güzel ayaklı bir kızla evlenebilirim4
- sözlükteki deliler3
- ölüm4
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- yapay zeka moderatörü15
- kabalcı3
- en gey özelliğiniz15
- sözlüğe messi trasfer olmuş5
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- vurdurmayan sözlük yazarları3
- anın görüntüsü21
- çağrı isimli yazar4
- sözlükteki vatan hainleri4
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
- diamond bosphoruss denen yazar7
- sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı20
- evlenilecek erkek nasıl anlaşılır3
- katatespizartmasi15
- yaz geceleri4
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı8
- onu seviyor muyum yoksa silkmek mi istiyorum2
- rahmi koç3
- omurgasız tekerlek5
- togg'a lpg taktırmak2
- hatırlanan en eski reklam sloganı5
- einstein'ın karısı2
- uysaljakoben31
- sözlüğün kırbacı8
- buddy dude17
- arda güler6
- para amaç değil araçtır2
- rte tanrı değildir2
son zamanlarda hem çok gülerek hem de çok hüzünlenerek okuduğum bir bir kitap oldu animal farm. okumayanlara mutlaka tavsiye ediyorum ve okuyanlara da günümüz siyasetiyle bir kere daha okumalarını öneriyorum.
ilk başta şunu söylemem gerekir ki kitap bu komünizm yergisi mi yoksa totaliter rejimlere bir taşlama mı, bu bazen kitapın asıl anlatmak istediği derdin önüne geçiyor. ben çok kısaca şöyle anlatmaya çalışıyım; kitap bence otoriter rejimlere genel bir çatış amacı taşıyor. belki dönemin özelliklerinden belki de yazarın şahsı hayatında hayal kırıklığının daha fazla yer etmesinden dolayı komünizm daha fazla pay alıyor. yazar bana sorarsanız bir ayrım gözetmiyor. yani bütün sistemler eşittir. tabi bazıları daha eşit olabilir. kitabın ilk 30 40 sayfası olabildiğince komünist jargon içeriyor. bu arada, kitabın önsözünde yenilen spoiler yanında bu bir hiç ve yazı boyunca önemli derecede bir spoiler vermeyeceğimi şimdiden söylemek istiyorum. her neyse konuya dönersek; emek gücünden vurgu, insanın üretmeden tüketmesi, bunun bir doğa yasası olmaması, hayvanların kaybedecek postundan başka bir şeyinin olmaması gibi güzellemeler doğrudan doğruya komünizme atıflar. ama sayfalar sayfaları kovaladıkça yazarın karşısına aldığının esas olarak hayvanlar metaforuyla komünizmi, komünizm nispetinde de aslında tüm katı diktatöryalar olduğunu anlıyorsunuz. buralara fazla takılmadan kitabın incelemesine geçmek istiyorum. ama ondan önce de karakterleri günümüz türkiyesiyle özdeşleştirmek mümkün;
napolyon: rte
squelar: yandaş medya
snowball: fetö
boxer: gariban, çalışkan ama bilgisiz halk
moses: gericiler
mollie: tatlı su solcusu ya da belki ekşiciler
köpekler: polis
jones: eski düzen, eski hükümetler ( özellikle squelar her sıkıştığında "o günleri unuttunuz mu demesi" ile rte'nin her sıkıştığında "biz o ekmek kuyruklarını çok iyi biliriz" demesi arasında tüyler ürpertici bir benzerlik vardı.)
insanlar: "dış mihraklar"
eğer kitabı günümüz türkiye özelinde anlamaya çalışırsak karakterlerin üç aşağı beş yukarı böyle olacağı söylenebilir. ama esas benzetmelerse karakterlerden ziyade yaşanan olaylarla ilgili oluyor. yani kitapta öyle bir olay oluyor ki gerçekten aynısını yaşadığımızı anımsıyoruz. --- spoiler ---
yel değirmeni meselesi chp'nin bikaç seçim önceki asgari ücret teorisiyle birebir aynı bir olay olması insanı çok değişik duygulara gark ettiriyor.
--- spoiler --- nasıl diyorsunuz, nasıl 70 sene önce çok farklı bir coğrafyada hüküm süren bir idareyle bugünkü olaylar aynı olabilir. gerçekten hem bir keyif aracı olması hem de günümüzü bir parça daha iyi idrak etmek için mutlaka okuyunuz. imkan varsa eş dosta okutup üzerinde beyin fırtınası yapılması önerilir.
kitaptan çok güzel alıntılar yapmak mümkün ama yazının başında spoiler vermeyeceğime sözverdiğimde yalnızca bir tanesini burada yazmak istiyorum;
"napolyon her dönem üretim planlamasında hata yapmıştır ve yiyecekler her seferinde azalmıştır. squelar ise hayvanlara üretimin %100 %200 %300 arttığını söylemektedir. hayvanlar ise (başta boxer yani işçi emekçi halk tabakası) bu rakamlardan fazla bir şey anlamamaktadır. hayvanlar sadece artık daha az rakam dinleyip daha çok yemek yiyecekleri zamanın ne zaman geleceğini merak eder olmuştur. "
yanisi dostlar beygirler ve diğer akılsız hayvanlar bile bir zaman sonra edward palmer thompson'ın ingiliz işçi sınıfı oluşumu'na benzer şekilde sömürüklerini o ya da bu şekilde farketmelerine, uyutulduklarına dair kafalarının en ücra köşelerinde dahi olsa bir şüphe barındırmalarına rağmen bugün bizim ülkemizdeki insanların hala daha en ufak bir kuşku dahi duymaması da kitabın benim için çarpıcı bölümlerinden oldu.
ilk başta şunu söylemem gerekir ki kitap bu komünizm yergisi mi yoksa totaliter rejimlere bir taşlama mı, bu bazen kitapın asıl anlatmak istediği derdin önüne geçiyor. ben çok kısaca şöyle anlatmaya çalışıyım; kitap bence otoriter rejimlere genel bir çatış amacı taşıyor. belki dönemin özelliklerinden belki de yazarın şahsı hayatında hayal kırıklığının daha fazla yer etmesinden dolayı komünizm daha fazla pay alıyor. yazar bana sorarsanız bir ayrım gözetmiyor. yani bütün sistemler eşittir. tabi bazıları daha eşit olabilir. kitabın ilk 30 40 sayfası olabildiğince komünist jargon içeriyor. bu arada, kitabın önsözünde yenilen spoiler yanında bu bir hiç ve yazı boyunca önemli derecede bir spoiler vermeyeceğimi şimdiden söylemek istiyorum. her neyse konuya dönersek; emek gücünden vurgu, insanın üretmeden tüketmesi, bunun bir doğa yasası olmaması, hayvanların kaybedecek postundan başka bir şeyinin olmaması gibi güzellemeler doğrudan doğruya komünizme atıflar. ama sayfalar sayfaları kovaladıkça yazarın karşısına aldığının esas olarak hayvanlar metaforuyla komünizmi, komünizm nispetinde de aslında tüm katı diktatöryalar olduğunu anlıyorsunuz. buralara fazla takılmadan kitabın incelemesine geçmek istiyorum. ama ondan önce de karakterleri günümüz türkiyesiyle özdeşleştirmek mümkün;
napolyon: rte
squelar: yandaş medya
snowball: fetö
boxer: gariban, çalışkan ama bilgisiz halk
moses: gericiler
mollie: tatlı su solcusu ya da belki ekşiciler
köpekler: polis
jones: eski düzen, eski hükümetler ( özellikle squelar her sıkıştığında "o günleri unuttunuz mu demesi" ile rte'nin her sıkıştığında "biz o ekmek kuyruklarını çok iyi biliriz" demesi arasında tüyler ürpertici bir benzerlik vardı.)
insanlar: "dış mihraklar"
eğer kitabı günümüz türkiye özelinde anlamaya çalışırsak karakterlerin üç aşağı beş yukarı böyle olacağı söylenebilir. ama esas benzetmelerse karakterlerden ziyade yaşanan olaylarla ilgili oluyor. yani kitapta öyle bir olay oluyor ki gerçekten aynısını yaşadığımızı anımsıyoruz. --- spoiler ---
yel değirmeni meselesi chp'nin bikaç seçim önceki asgari ücret teorisiyle birebir aynı bir olay olması insanı çok değişik duygulara gark ettiriyor.
--- spoiler --- nasıl diyorsunuz, nasıl 70 sene önce çok farklı bir coğrafyada hüküm süren bir idareyle bugünkü olaylar aynı olabilir. gerçekten hem bir keyif aracı olması hem de günümüzü bir parça daha iyi idrak etmek için mutlaka okuyunuz. imkan varsa eş dosta okutup üzerinde beyin fırtınası yapılması önerilir.
kitaptan çok güzel alıntılar yapmak mümkün ama yazının başında spoiler vermeyeceğime sözverdiğimde yalnızca bir tanesini burada yazmak istiyorum;
"napolyon her dönem üretim planlamasında hata yapmıştır ve yiyecekler her seferinde azalmıştır. squelar ise hayvanlara üretimin %100 %200 %300 arttığını söylemektedir. hayvanlar ise (başta boxer yani işçi emekçi halk tabakası) bu rakamlardan fazla bir şey anlamamaktadır. hayvanlar sadece artık daha az rakam dinleyip daha çok yemek yiyecekleri zamanın ne zaman geleceğini merak eder olmuştur. "
yanisi dostlar beygirler ve diğer akılsız hayvanlar bile bir zaman sonra edward palmer thompson'ın ingiliz işçi sınıfı oluşumu'na benzer şekilde sömürüklerini o ya da bu şekilde farketmelerine, uyutulduklarına dair kafalarının en ücra köşelerinde dahi olsa bir şüphe barındırmalarına rağmen bugün bizim ülkemizdeki insanların hala daha en ufak bir kuşku dahi duymaması da kitabın benim için çarpıcı bölümlerinden oldu.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
