bugün
- sözlük kızları göreve7
- sözlük kızlarının sözlüğü adam etmesi7
- iltica18
- kemalistler iktidar olursa yapacakları ilk icraat7
- keşke benim olsa denilen şeyler8
- usual emmi gel bakalım buraya7
- ak partililerin apoya villa yaptırması11
- hindistan ve çin den futbolcu çıkmaması4
- silvermist15
- sarman kedi beslemek7
- israil ordusu kadar ahlaklı başka ordu yok5
- ama kent uzlaşısı ve yeni parti tüzüğü8
- ev fiyatları artık düşmez3
- ekonomik kriz4
- yogartiksen11
- 60 yaşında diskoya giden adam6
- aniden sokakta porno diye bağırma isteği5
- haftanın gammazları listesi3
- sevilmeyen insan özellikleri3
- sözlükte tanıdığınız en iyi kişi24
- sabahları nefret edilen şeyler16
- dincilerin apoyu atatürk ten çok sevmesi9
- kara kedi4
- devleti yüceltme aracı olarak kurtlar vadisi4
- saray3
- scottish fold3
- hoşlanılan kızın utanıyorum hewal yapma demesi6
- anın görüntüsü21
- ebu hureyre3
- omuz estetiği2
- metrobüste kaslı erkeklerin arasında kalmak4
- açılış saatinde mağaza kapısına dayanan müşteri3
- gocu'ya özgürlük11
- sagopa kajmer3
- fal bakabilen dünyalar tatlısı yazarlar4
- gocu'nun çaylaklık durumu kaldırılsın8
- tek başına hastaheneye gitmek4
- tekir kedi2
- ideal bira bardağı6
- apoya statü verilen dönem3
- sözlük hesabını sil perileri7
- fatma betül sayan kaya49
- vinicius junior2
- dantelli kefen giyen osmanlı çocukları3
- gitmek iyileştirir mi4
- pusette kedi gezdiren kadın3
- sarapci koala hatayi'ye uygulanan dijital tecrit3
- said nursi nin ajdar anık a verdiği ayar4
- röportaj2
- içki2
Tutku ile doğmuştur Adem oğlu, Havva kızı. Ve her tohumun atılışında ateşle yoğrulmuştur hislerin coşkusu; sanılanın aksine, yok etmek için değil, çok kere itaat etmek içindir. itaatsizlik öyle hafife alınır şey değil; kıdemlidir insan denilen mahlûk için kendisi. Putlara tapınma, semada bir varlığa işaret edilene inanma, doğanın çeşitli güçlerine ilah adama, her ululaştırılana adak sunma; az şey değil bunlar kardeşlerim.
Tepeden tırnağa ürpertinin semah yolculuğunun içsel huzuru, içsel arınması.
Elbet bildiniz; salt itaat etme değil, tapınma değil olanlara/olmuşlara. Bunlar bizim kandırmacalarımız, kendimiz olan ben'e.
Yalanlarımız tanrılara, semadaki olana, zikrin içinde olan samimiyetsizliğe, sevgili olan biçareye.
Güce tapınır adem evladı; güçten güç alarak.
Pek tabii aslını inkar ederek.
Ama bu mu gerçek?
Kandırdık mı onları içtenlikle?
Yalanlarımız kime?
Sana?
Hayır hayır ona...
Diğerine?
Belki de berikine...
Yok canım, ötelediğimiz diğerine (lere ).
Kandırmayalım; yalanlarımız kendimize.
Mutluluğu aradık esarette. Gömüldük kaldık asırlık evrimlerimize. Tepeden tırnağa yenilenmelerimizde, aslında eskileri devşirdik benzerlikleriyle, benzerliklerine. Önümüze konulan hep aynıydı, sırtımıza yüklediklerimiz bir sonrakinin hep bir öncesiydi. Değişmedi, değişmeliydi de, beceremediklerimizdendi bu.
Kandırdık hep. Kimi?
Kendimizi...
Önce bundan başladık, ikinci tekil şahıs yaparak benliğimizi.
Öteledikçe kendimizi, o kadar çok savurduk yalanlarımızı. Her uzaklaştırmada kimliğimizi bedenimizden, o kadar rahat ettik söylediğimiz yalanlarımızla. Her yalanımızda, bir o kadar uzak kaldık ruhumuzdan; kimlik artık koca bir boşlukta sallanan sonbahar yaprağı. Düştü düşecek misali...
Yanlışı en başta yapmanın handikabı ile, düştük ucu bucağı olmayan yollara. Kaybettiklerimizi ise hiç sorma! Ne söyleyecek cesaret kaldı dilimizde, ne de hatırlamak isteyecek hafıza.
Mutlulukları aradık işte bunlarda.
"Çaresi olacaksa", dedik ki içten içe; "ona da amenna!"
"Huzura ereceksem, savururum savurabildiğim kadar yalan önce kendime, sonra onlara..."
Yalancının mumu yatsıya kadar yanıyordu ama, o kadar azimliydik ki, binlerce yatsı zamanlar tükettik, ama yalanlarımızı tüketemedik.
Önce işe kendimizle başladık, ve hatayı da zaten burada yaptık.
Tepeden tırnağa ürpertinin semah yolculuğunun içsel huzuru, içsel arınması.
Elbet bildiniz; salt itaat etme değil, tapınma değil olanlara/olmuşlara. Bunlar bizim kandırmacalarımız, kendimiz olan ben'e.
Yalanlarımız tanrılara, semadaki olana, zikrin içinde olan samimiyetsizliğe, sevgili olan biçareye.
Güce tapınır adem evladı; güçten güç alarak.
Pek tabii aslını inkar ederek.
Ama bu mu gerçek?
Kandırdık mı onları içtenlikle?
Yalanlarımız kime?
Sana?
Hayır hayır ona...
Diğerine?
Belki de berikine...
Yok canım, ötelediğimiz diğerine (lere ).
Kandırmayalım; yalanlarımız kendimize.
Mutluluğu aradık esarette. Gömüldük kaldık asırlık evrimlerimize. Tepeden tırnağa yenilenmelerimizde, aslında eskileri devşirdik benzerlikleriyle, benzerliklerine. Önümüze konulan hep aynıydı, sırtımıza yüklediklerimiz bir sonrakinin hep bir öncesiydi. Değişmedi, değişmeliydi de, beceremediklerimizdendi bu.
Kandırdık hep. Kimi?
Kendimizi...
Önce bundan başladık, ikinci tekil şahıs yaparak benliğimizi.
Öteledikçe kendimizi, o kadar çok savurduk yalanlarımızı. Her uzaklaştırmada kimliğimizi bedenimizden, o kadar rahat ettik söylediğimiz yalanlarımızla. Her yalanımızda, bir o kadar uzak kaldık ruhumuzdan; kimlik artık koca bir boşlukta sallanan sonbahar yaprağı. Düştü düşecek misali...
Yanlışı en başta yapmanın handikabı ile, düştük ucu bucağı olmayan yollara. Kaybettiklerimizi ise hiç sorma! Ne söyleyecek cesaret kaldı dilimizde, ne de hatırlamak isteyecek hafıza.
Mutlulukları aradık işte bunlarda.
"Çaresi olacaksa", dedik ki içten içe; "ona da amenna!"
"Huzura ereceksem, savururum savurabildiğim kadar yalan önce kendime, sonra onlara..."
Yalancının mumu yatsıya kadar yanıyordu ama, o kadar azimliydik ki, binlerce yatsı zamanlar tükettik, ama yalanlarımızı tüketemedik.
Önce işe kendimizle başladık, ve hatayı da zaten burada yaptık.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar