bugün
- nickten isim tahmini yapmak10
- arkadaşlar pizza yer miyiz4
- haramidere de haramilik yapmak5
- gerçek sözlük yazarı uzun saçlı sakallı obez olur3
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği15
- her gün tuvalete çıkmak2
- cabrio tigra süren kadının arabasına atlatmak2
- izmirli kızlar neden kıçı açık geziyor sorunsalı12
- yeğen yerine yiğen diyen insanlar2
- caddebostan da bostan yetiştirmek3
- yürüyen bok4
- amerikaya taşınmak2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı17
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi26
- kilolu olmak6
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak2
- başlarım böyle hayata deyip akp'ye üye olmak5
- kedin mi var derdin var4
- sinem dedetaş11
- oral süspansiyon3
- tavsiye4
- şaka maka 40'a yaklaşmak7
- zall adlı yazar4
- sozluk yazarlarinin zengin olmasi2
- masklavi'yi şeriatla yönetilen ülkeye göndermek13
- sözlükte entrylerini anlamadiginiz kişi15
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
- kemalistler yunanistan'a defolsun8
- allah 1 metin 2 rte 33
- mason greenwood11
- akrabalarla ilişkiyi kes17
- 6 ağustos 2026 hradec kralove beşiktaş maçı2
- ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı8
- çerçeve yasa7
- yorgun mermi10
- batıl inançlar6
- fetönün siyasi ayağı araştırlsın önergesinin reddi8
- apo hapisten çıkınca ak partililerin tepkisi8
- üsküdar da başkan vekili seçimi tartışması2
- 15 temmuz tiyatro mu7
- velvet hanım ile kahve içmek8
- emret komutanım tahir yüzbaşı5
- abant su3
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı18
- trabzonspor5
- kısa boylu olmak6
- ciddi düşünülen kızın dünya düz demesi6
- erdogan'a suikast timi itirafı8
- renault 9 broadway12
Türk Okullarının Türk Düşmanları
[14 Mayıs 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
New York Times, dünyanın en itibarlı ve etkili gazetelerinden biri, belki de birincisidir. Bu gazeteye manşet olacak derecede önemli bir eğitim hareketi kurmak da, herhalde dünyanın en zor işlerinden olmalı. Ama Türkiyede tam da bunu başarmış birileri var: Fethullah Gülen hareketi.
Günlük gazeteleri izliyorsanız, sözünü ettiğim haberin haberini görmüş olmalısınız. 4 Mayıs tarihli New York Timesdaki Türk Okulları Pakistan'a Daha Mutedil Bir islam Vizyonu Sunuyor başlıklı uzun hikayeyi kast ediyorum. Gazetenin istanbul büro şefi Sabrina Tavernise'nin ve tecrübeli muhabir Şebnem Arsu nun imzasını taşıyan haber, katı ve bağnaz bir din anlayışının epey yaygın olduğu Pakistan'da Gülen hareketinin açtığı okulların hem dindar hem de modern bir nesil yetiştirdiğini anlatıyordu.
Biz duya duya belki alıştık, ama bu Türk okulları gerçekten de muazzam bir proje. 91 ayrı ülkede 300'den fazla okul açmak ve bunların hepsini de başarıyla yaşatmak, şapka çıkarılacak bir iş. Fransa'da yaşayan bir dostum, bu okulların şöhretiyle Paris'in çok pahalı bir restoranındaki bir iş yemeğinde bile karşılaşmış. Bir süre Madagaskar'da yaşamış bir Fransız iş adamı, kendisine, Çocuklarımızı oranın en iyi okuluna göndermek istediğimizde bize Türklerin idare ettiği bir okulu tavsiye ettiler, demiş. "Etkilendim" diye de eklemiş.
Bu, az şey değil. Türkiye deyince epey bir Avrupalı'nın aklına Ermeni soykırımı, darbeler, işkence ve bilumum insan hakkı ihlâlleri gelir. Son dönemde de 301 davaları, Hıristiyan cinayetleri veya tecavüz vakaları geliyor. Türkiye'den iyi şeyler de çıkıyor dedirten az şey var. Bunlardan biri de, belli ki, Türk okulları.
Ama ne gariptir ki bu Türk okullarının en büyük muhalifleri yine Türkler. Öyle ki bazıları, bu kurumları ziyaret etmeyi parti kapatma ve siyasi yasak getirme'nin gerekçesi bile sayıyor. Medyanın malum köşeleri ise, okulları kötülemekle hızını alamıyor, bunlar hakkında olumlu şeyler yazan Batı basınını da suçluyor. Zaten Sabrina Tavernise, aynı AB Komisyoneri Olli Rehn gibi, Türkiye'deki katı laiklik'ten bahsettiği için bir süredir boy hedefi.
Ne enteresan değil mi? Katı laik;likten eleştiri alanlar, vay, siz misiniz bizim laikliğimize dil uzatanlar; diye küplere biniyor, bu eleştiriyi getirenleri dincilere satılmakla; suçluyor, yani aslında kaskatı olduklarını fiilen ispat ediyorlar. Öz eleştiri yapmak, acaba gerçekten bizim modelimizde bir gariplik var mı demek, akıllarına hiç gelmiyor.
Sorunun kökeni, Türk seçkinlerinin beynine kazınmış olan din fobisi. Bu öğretiyle yoğrulmuş standart bir Türk, dinin sadece vicdanlarda kalması gerektiğine, toplumu etkilemesi durumunda ise karanlığa gömüleceğimize sorgusuz-sualsiz iman ediyor. Bu öğretiye göre toplumda hiç bir dini hareket olmamalı, hele de bunlar eğitim kurumları açarak yükselen yeni nesile yön vermemeli. Eğer din lazımsa bile, devlet onu gerektiği şekilde, gerektiği kıvamda topluma verir. Devlet zaten her şeyi bilir.
Bu zihniyet Türkiye dışında da vardır; ama sadece ideolojik dikta rejimlerinde. Demokratik Batı toplumlarında ise din toplumsal yaşamın her alanında kendini ifade edebilir. Örneğin her dini kurum ve cemaat kendi eğitim kurumunu oluşturabilir. Hele de Amerikada laik devlet okullarının yanında sayısız Hıristiyan, Yahudi ve hatta islami kolej vardır. Zaten bildiğiniz ünlü üniversitelerin çoğu din kökenlidir. Princeton Üniversitesinin ambleminde hala Dei sub numine viget, yani, Tanrının kudreti altında yükselir diye yazar. Türkiyede böyle bir cümle yazsanız bir üniversitenin tabelasına, artık yargı darbesine mi gerekçe olur, Sincanda tank gösterisine mi, varın siz düşünün...
http://www.mustafaakyol.org
[14 Mayıs 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]
New York Times, dünyanın en itibarlı ve etkili gazetelerinden biri, belki de birincisidir. Bu gazeteye manşet olacak derecede önemli bir eğitim hareketi kurmak da, herhalde dünyanın en zor işlerinden olmalı. Ama Türkiyede tam da bunu başarmış birileri var: Fethullah Gülen hareketi.
Günlük gazeteleri izliyorsanız, sözünü ettiğim haberin haberini görmüş olmalısınız. 4 Mayıs tarihli New York Timesdaki Türk Okulları Pakistan'a Daha Mutedil Bir islam Vizyonu Sunuyor başlıklı uzun hikayeyi kast ediyorum. Gazetenin istanbul büro şefi Sabrina Tavernise'nin ve tecrübeli muhabir Şebnem Arsu nun imzasını taşıyan haber, katı ve bağnaz bir din anlayışının epey yaygın olduğu Pakistan'da Gülen hareketinin açtığı okulların hem dindar hem de modern bir nesil yetiştirdiğini anlatıyordu.
Biz duya duya belki alıştık, ama bu Türk okulları gerçekten de muazzam bir proje. 91 ayrı ülkede 300'den fazla okul açmak ve bunların hepsini de başarıyla yaşatmak, şapka çıkarılacak bir iş. Fransa'da yaşayan bir dostum, bu okulların şöhretiyle Paris'in çok pahalı bir restoranındaki bir iş yemeğinde bile karşılaşmış. Bir süre Madagaskar'da yaşamış bir Fransız iş adamı, kendisine, Çocuklarımızı oranın en iyi okuluna göndermek istediğimizde bize Türklerin idare ettiği bir okulu tavsiye ettiler, demiş. "Etkilendim" diye de eklemiş.
Bu, az şey değil. Türkiye deyince epey bir Avrupalı'nın aklına Ermeni soykırımı, darbeler, işkence ve bilumum insan hakkı ihlâlleri gelir. Son dönemde de 301 davaları, Hıristiyan cinayetleri veya tecavüz vakaları geliyor. Türkiye'den iyi şeyler de çıkıyor dedirten az şey var. Bunlardan biri de, belli ki, Türk okulları.
Ama ne gariptir ki bu Türk okullarının en büyük muhalifleri yine Türkler. Öyle ki bazıları, bu kurumları ziyaret etmeyi parti kapatma ve siyasi yasak getirme'nin gerekçesi bile sayıyor. Medyanın malum köşeleri ise, okulları kötülemekle hızını alamıyor, bunlar hakkında olumlu şeyler yazan Batı basınını da suçluyor. Zaten Sabrina Tavernise, aynı AB Komisyoneri Olli Rehn gibi, Türkiye'deki katı laiklik'ten bahsettiği için bir süredir boy hedefi.
Ne enteresan değil mi? Katı laik;likten eleştiri alanlar, vay, siz misiniz bizim laikliğimize dil uzatanlar; diye küplere biniyor, bu eleştiriyi getirenleri dincilere satılmakla; suçluyor, yani aslında kaskatı olduklarını fiilen ispat ediyorlar. Öz eleştiri yapmak, acaba gerçekten bizim modelimizde bir gariplik var mı demek, akıllarına hiç gelmiyor.
Sorunun kökeni, Türk seçkinlerinin beynine kazınmış olan din fobisi. Bu öğretiyle yoğrulmuş standart bir Türk, dinin sadece vicdanlarda kalması gerektiğine, toplumu etkilemesi durumunda ise karanlığa gömüleceğimize sorgusuz-sualsiz iman ediyor. Bu öğretiye göre toplumda hiç bir dini hareket olmamalı, hele de bunlar eğitim kurumları açarak yükselen yeni nesile yön vermemeli. Eğer din lazımsa bile, devlet onu gerektiği şekilde, gerektiği kıvamda topluma verir. Devlet zaten her şeyi bilir.
Bu zihniyet Türkiye dışında da vardır; ama sadece ideolojik dikta rejimlerinde. Demokratik Batı toplumlarında ise din toplumsal yaşamın her alanında kendini ifade edebilir. Örneğin her dini kurum ve cemaat kendi eğitim kurumunu oluşturabilir. Hele de Amerikada laik devlet okullarının yanında sayısız Hıristiyan, Yahudi ve hatta islami kolej vardır. Zaten bildiğiniz ünlü üniversitelerin çoğu din kökenlidir. Princeton Üniversitesinin ambleminde hala Dei sub numine viget, yani, Tanrının kudreti altında yükselir diye yazar. Türkiyede böyle bir cümle yazsanız bir üniversitenin tabelasına, artık yargı darbesine mi gerekçe olur, Sincanda tank gösterisine mi, varın siz düşünün...
http://www.mustafaakyol.org
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar