bugün
- rafael leao24
- deniz göktaş5
- günün sözü20
- kendisine şiir yazılan kadın olmak ister miydiniz4
- sadece güzelliğe bakan erkek3
- sarapci koala69
- erkeklerin istediği tek şey17
- akepe3
- biraderlerin vurduyor olması12
- türkiye13
- hiç erkeğe şiir yazan kadın olmaması2
- üşümeyi özlemek4
- gram altın5
- erkeğin kalbine giden yol egosundan geçer3
- gerçekliğin zihinle genişleyerek yaratılması9
- karı kıza para yedirir misiniz3
- en son ne zaman namaz kıldın13
- galatasaray'ın çok ballı kura çekmesi22
- tanrı ile röportajlar3
- kütahya2
- 28 ağustos 2026 türkiye polonya voleybol maçı4
- biraderizm felsefesi3
- sarapci diye nick alan akpli17
- şarapçı koala ile viski içmek5
- sözlüğün en sevilen yazarı38
- uşak2
- uyumanın muhteşem bir şey olması2
- bir dinciyle tartışmak2
- karşı partiye oy veren arkadaşınıza küser misiniz13
- burdur2
- yeni tasarıma tek tıkla eskiye göt vererek geçmek9
- fener balı15
- iş yerinde sözlükte takılmak14
- arkadaşlar size küstüm2
- anderson talisca7
- usualsuspect'e ayak atıp kaçmak6
- erecto birader nasıl gözüküyor2
- biraderine de sana da yeter artık2
- gece yarısı çerokilerin tarihini okumak2
- hayden panettiere2
- manifest11
- biraderioz2
- 27 ağustos 2026 ferencvaros trabzonspor maçı8
- sosyalizm her ülkede farklı tecelli eder6
- dayak yiyen kadının şikayetçi olmaması11
- game of thrones taki kel komplocu dayı2
- ayarını bozduğun kantar gün gelir seni tartar2
- zall'a parmak atıp hesap silnek2
- fenerbahçe vs galatasaray26
- yavşak koala5
akla olan güvenimizin bittiğinin çanlarının çaldığı anlarda hissettiğimizdir.
ben dış dünyaya çok geç açıldım. bunun için çocukluğuma kadar gitmek gerek. o zamanlar şen şakrak, bıcır bıcır bir kız çocuğu olarak, arkadaşlarımla keşfedilmeyi bekleyen dünya karşısında küçücük hissediyordum. bu küçüklük öyle işlemişti ki bana, yetişkin olana dek, onu korkusuzca keşfetmek,ona meydan okumak, onun bir parçası olmak başkalarının işi gibi geliyordu. başkalarının günlük hikayelerindeki özne hiçbir zaman ben olamazdım.
"bugün öğretmenler bizi istanbul'a götürdü.", "bugün kemal ile bilim fuarı'ndaydık.", " ayşe hoca'ya böyle böyle olduğumu söyledim ve o da anlayış gösterdi" cümlelerini kurarken hayal ederdim kendimi. hayır, bahçemde kedilerle oynamak ve ağaçların tepesinde dolanmak, daha heyecanlı ve güvenliydi. benim tek meydan okuyabildiğim, durduramadığım yaşımdı.
evet evet, ne kadar büyürsem büyüyeyim, bedenim ve zihnim küçük kalmayı tercih ediyordu. amansız, utanmaz, acımasız ve vicdansız yetişkinliklerin arasına karışmaktan kaçınmak için bedenim de, zihnim de birlik içindeydi. beylik laflar da, kararlar da, belirli bir noktaya işaret eden istekler de bana ait olamazdı. onlar kovaladı,ben kaçtım.
ne oldu, peki? yarattığım dünyamda aklımın sınırlarını aşarak haz almaya ve mutlu olmaya çalıştım. düşüncelerimi beni dışarıda tecrübeleyemeyecek insanlarla paylaşmayı yeğledim. ailem ve gerçek dünya ile kendi zihnimde yarattığım ve bunu yansıttığım digital dünya arasında ikiye bölündüm. ikisini birbirine karıştırmaktan özenle uzak durdum. ama başarılı olamadım. gerçek dünyadaki ben'in kaygıları ve hassasiyeti, digital dünya'daki ben'e bulaşmaya, ona sızmaya başladı. digital dünya'daki de, gerçek dünya'dakine.
ikisi ayrı ayrı dünya değil, tek bir yaşamın var ve digital platform onun yalnızca bir parçasıdır, diyenler olabilir. ama benim durumumda değil.
asıl meseleye gelelim, zihnimde ne varsa rahatça ortaya koymaya çalıştığım düzlemde insanlar, düşüncelerinden ötürü birbirini yakalıyor, tanıyor, onların bir parçası olmak istiyor, onlara dokunmak ve onlarla etkileşmek istiyor. başkasının zihin dünyasına adım atarak, onun gözünden dünyaya bakma şansı elde ederek, onun melekeleriyle renkli diyarlara uçma fikriyle coşuyor insanlar.
gerçek dünyada yaralı olan ben, insanların bana bir şey yapmasına engel olabilmek için bu kadar uzak kalırken onlardan, onlar beni gelip burada buluyor. ben onları "ellemiyorum", " yargılamıyorum", " bozmuyorum".aha diyorum, biraz olsun dış dünyada yakalayamadığım o tinsel etkileşimi, burada yakalıyorum sanırım. sonra ne oluyor? benim aklım sanki yalnızca başkasının beyinsel haz alma makinesiymiş gibi, algılanıyor. bütün içtenliğimle kendisine eşlik ettiğim, dünyanın sevilebilecek tüm iç titreten noktalarını sunduğum, kendisine karşı şeffaf olduğum, kendisini iyi ve var hissettirdiğim insan, kendi aciz arzularının pençesine düşüp, beni "değersizleştiriyor".
ya benden ne istiyor bu insanlar? ben kendi kendimi tüketirken, başkasını ellemek, başkasına dokunmamak için kendi cehennem ateşimi, kendim körüklerken, neden bu insanlar benden pay alıyorlar, benden çalıyorlar? benim neyim var ki? ben, tam kalabilmek için dışarıya adım atmıyorken, beni içeride bulup, benim kendime sakladığım, biraz olsun korumaya çalıştığım şeyleri neden harcıyorlar? ne varsa kalan, gözyaşlarımla birlikte fışkırıyor dışarı. bunu o kadar mesafeye rağmen nasıl yapıyor insanlar? bana dokunma,elleme, benim beynime girme. yüzeysel ol. sonra gitmen benim için sıkıntı olmaz.
ama sen gelip, benim benliğimin en karanlık yerlerine inen merdivenlerde bana meşalenle eşlip edip, sonra geri kaçarsan en başında bahsettiğim o korku ve güvensizlikle boğuşmak zorunda kalmaz mıyım? neden bunu yapıyorsun? bırak,kendi kendime öleyim.
ben dış dünyaya çok geç açıldım. bunun için çocukluğuma kadar gitmek gerek. o zamanlar şen şakrak, bıcır bıcır bir kız çocuğu olarak, arkadaşlarımla keşfedilmeyi bekleyen dünya karşısında küçücük hissediyordum. bu küçüklük öyle işlemişti ki bana, yetişkin olana dek, onu korkusuzca keşfetmek,ona meydan okumak, onun bir parçası olmak başkalarının işi gibi geliyordu. başkalarının günlük hikayelerindeki özne hiçbir zaman ben olamazdım.
"bugün öğretmenler bizi istanbul'a götürdü.", "bugün kemal ile bilim fuarı'ndaydık.", " ayşe hoca'ya böyle böyle olduğumu söyledim ve o da anlayış gösterdi" cümlelerini kurarken hayal ederdim kendimi. hayır, bahçemde kedilerle oynamak ve ağaçların tepesinde dolanmak, daha heyecanlı ve güvenliydi. benim tek meydan okuyabildiğim, durduramadığım yaşımdı.
evet evet, ne kadar büyürsem büyüyeyim, bedenim ve zihnim küçük kalmayı tercih ediyordu. amansız, utanmaz, acımasız ve vicdansız yetişkinliklerin arasına karışmaktan kaçınmak için bedenim de, zihnim de birlik içindeydi. beylik laflar da, kararlar da, belirli bir noktaya işaret eden istekler de bana ait olamazdı. onlar kovaladı,ben kaçtım.
ne oldu, peki? yarattığım dünyamda aklımın sınırlarını aşarak haz almaya ve mutlu olmaya çalıştım. düşüncelerimi beni dışarıda tecrübeleyemeyecek insanlarla paylaşmayı yeğledim. ailem ve gerçek dünya ile kendi zihnimde yarattığım ve bunu yansıttığım digital dünya arasında ikiye bölündüm. ikisini birbirine karıştırmaktan özenle uzak durdum. ama başarılı olamadım. gerçek dünyadaki ben'in kaygıları ve hassasiyeti, digital dünya'daki ben'e bulaşmaya, ona sızmaya başladı. digital dünya'daki de, gerçek dünya'dakine.
ikisi ayrı ayrı dünya değil, tek bir yaşamın var ve digital platform onun yalnızca bir parçasıdır, diyenler olabilir. ama benim durumumda değil.
asıl meseleye gelelim, zihnimde ne varsa rahatça ortaya koymaya çalıştığım düzlemde insanlar, düşüncelerinden ötürü birbirini yakalıyor, tanıyor, onların bir parçası olmak istiyor, onlara dokunmak ve onlarla etkileşmek istiyor. başkasının zihin dünyasına adım atarak, onun gözünden dünyaya bakma şansı elde ederek, onun melekeleriyle renkli diyarlara uçma fikriyle coşuyor insanlar.
gerçek dünyada yaralı olan ben, insanların bana bir şey yapmasına engel olabilmek için bu kadar uzak kalırken onlardan, onlar beni gelip burada buluyor. ben onları "ellemiyorum", " yargılamıyorum", " bozmuyorum".aha diyorum, biraz olsun dış dünyada yakalayamadığım o tinsel etkileşimi, burada yakalıyorum sanırım. sonra ne oluyor? benim aklım sanki yalnızca başkasının beyinsel haz alma makinesiymiş gibi, algılanıyor. bütün içtenliğimle kendisine eşlik ettiğim, dünyanın sevilebilecek tüm iç titreten noktalarını sunduğum, kendisine karşı şeffaf olduğum, kendisini iyi ve var hissettirdiğim insan, kendi aciz arzularının pençesine düşüp, beni "değersizleştiriyor".
ya benden ne istiyor bu insanlar? ben kendi kendimi tüketirken, başkasını ellemek, başkasına dokunmamak için kendi cehennem ateşimi, kendim körüklerken, neden bu insanlar benden pay alıyorlar, benden çalıyorlar? benim neyim var ki? ben, tam kalabilmek için dışarıya adım atmıyorken, beni içeride bulup, benim kendime sakladığım, biraz olsun korumaya çalıştığım şeyleri neden harcıyorlar? ne varsa kalan, gözyaşlarımla birlikte fışkırıyor dışarı. bunu o kadar mesafeye rağmen nasıl yapıyor insanlar? bana dokunma,elleme, benim beynime girme. yüzeysel ol. sonra gitmen benim için sıkıntı olmaz.
ama sen gelip, benim benliğimin en karanlık yerlerine inen merdivenlerde bana meşalenle eşlip edip, sonra geri kaçarsan en başında bahsettiğim o korku ve güvensizlikle boğuşmak zorunda kalmaz mıyım? neden bunu yapıyorsun? bırak,kendi kendime öleyim.
Gündemdeki Haberler