bugün
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması6
- 0 0 716
- nabersiniz geçler2
- zorunlu nöbetin felsefi temelsizliği3
- devletin bekası4
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- demagoji yaparak üste çıktığını sanan mallar2
- acı gerçekler16
- güne başlarken3
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi5
- 24 eylül 2026 norveç danimarka maçı2
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı7
- rte denince akla gelen seyler3
- kale3112'deki kale hangi kale10
- arda güler7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- buz gibi bira8
- sabah alarm çaldığı anda hissedilenler2
- demir çelik5
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- en lezzetli balık24
- en iyi pizza içeriği10
- sözlükte flört etmemek9
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- bursa6
- cedidacer3
- karşı cinsteki en itici özellik16
- sabahları nefret edilen şeyler7
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- sıcak şarap4
- köy9
- arkadaşlar lütfen4
- ecevit denince akla gelen şeyler2
- anın görüntüsü22
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- gece vardiyası3
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- gammazlar göreve8
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- sözlükte aile kurmak8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği37
- hünkar beğendi vs alinazik9
- ağlamak7
- paradox interactive3
- true nickli yazar24
son günlerde yatalak dede başlıkları ayyuka çıkınca yazayım dedim.
benim de bir dedem vardı. yatalak değildi. aksine sapasağlam bir eksi topraktı. bileği kuvvetliydi. boylu poslu heybetliydi. 70'ine merdiven dayamıştı ama dış görünümüne hâlâ önem verirdi. pos bıyığına gerekli önemi gösterir, evde otururken bile takım elbisesi her zaman üzerinde olurdu. çok eskiden kalma ve parmağından çıkarmadığı taş kısmı büyükçe, taşın ortasında kırmızı zümrüt olan altın bir yüzük vardı. sigara elinden düşmez, çayını her daim demli içerdi. gençliğinden bir namı vardı dedemin. bir nevi kabadayıymış dönemin. güçsüzlere, çaresizlere, fakire fukaraya yardımı eksik etmezmiş. zehir gibi de kuvvetliymiş. hürmet görürmüş herkesten.
her neyse işte ben dedemi ayrı severdim. torunlarına düşkündü kendisi ama benim yerim ayrıydı onda. en çok beni severdi. zaten kendisi babaannemle birlikte memleketten istanbul'a geldiğinde hep bizde kalırdı. bir gün, yıllardan 2009. kışa yakın yine istanbul'a, bize gelmişlerdi. ama bu sefer dedemde bir değişiklik vardı. benzi biraz soluktu. zayıflamıştı da. daha sonraki günlerde de karnı sık sık ağrımaya başlamıştı. gündüzleri biz çalıştığımız için annem götürmüştü dedemi doktora. akşam oldu ben geldim. tüm aile fertleri evdeydi. neyse yemek faslı vs bittikten sonra annem beni odama çağırdı. aha dedim, kesin bi terso var. girdim odama. dedem kansermiş. akciğer kanseri. son evresindeymiş ve yapılabilecek hiçbir şey yokmuş. sigaranın dedeme armağanı. maksimum 3 ay zaman biçmişler. 3 ay amk. rahmetli kemal sunal'ın korkusuz korkak filminde doktora ''hadi 7 ay olsun doktor idare et açıktan bi binlik çalışır'' diye pazarlık yaptığı sahnedeki diyalogları içimden tekrarlamaya başladım. en azından birkaç yıl olsaydı, 3 ay nedir diye içimden kendimle tartışma yaşadım. dedeme söylemedik. tüm eş dost akraba öğrendi. kimse belli etmemeye çalıştı. herkes, ne kadar tanıdığı varsa ziyarete geliyordu kendisini her hafta. güya hastalanmış geçmiş olsuna. dedem hariç herkes biliyordu öleceğini oysa. hoş gerçi dedem de son zamanlarında anladı. bize hergün zehir zemberek gibi geçiyordu. ama asıl acıyı dedem yaşıyordu. ağrıları şiddetlendi önce. sonra geceleri uyuyamaz oldu. odanın içinde volta atardı uyuyamadığı için. sigara içerdi balkonda. zaten olan olmuştu, biz de içmemesi için bir şey demiyorduk artık. daha sonra yemekten iştahtan kesildi. ayakta duramaz oldu. evet, ''yatalak dede'' oldu kendisi. içindeki yara büyüdüğü için hiçbir yiyecek kabul etmiyordu midesi. doktor ona özel besin maddesi içeren mama yazdı. dağ gibi adam, artık yatalaktı ve mama ile beslenmeye başlamıştı. o kadar zayıflamıştı ki, kalın ve bükülmez bileği incecik kalmıştı. bıyıklarına çok önem verirdi. neyse ki saçları ve bıyıkları dökülmemişti. ve doktorların dediği gibi tam 3 ay sonra, şubat 2010'da bir gece son sigarasını da içtikten sonra yatağında son nefesini verdi. öldüğü vakit yanında annem, halam ve babaannem varmış. ölmeden önce de bir süre sohbet etmişler. sonra hemen babama haber vermişler can verdiği sırada. ben ise öldükten birkaç dakika sonra haberim oldu. o geceyi, hissettiklerimizi, evin birden cenaze evi kalabalığına bürünüşünü, dedemi bir çarşafa sarıp aşağı indirmelerini unutamam. hepsi hâlâ gözümün önünde.
siz troller de yatalak dede başlıkları açıp trollemeye devam. size de bu yakışır zaten.
benim de bir dedem vardı. yatalak değildi. aksine sapasağlam bir eksi topraktı. bileği kuvvetliydi. boylu poslu heybetliydi. 70'ine merdiven dayamıştı ama dış görünümüne hâlâ önem verirdi. pos bıyığına gerekli önemi gösterir, evde otururken bile takım elbisesi her zaman üzerinde olurdu. çok eskiden kalma ve parmağından çıkarmadığı taş kısmı büyükçe, taşın ortasında kırmızı zümrüt olan altın bir yüzük vardı. sigara elinden düşmez, çayını her daim demli içerdi. gençliğinden bir namı vardı dedemin. bir nevi kabadayıymış dönemin. güçsüzlere, çaresizlere, fakire fukaraya yardımı eksik etmezmiş. zehir gibi de kuvvetliymiş. hürmet görürmüş herkesten.
her neyse işte ben dedemi ayrı severdim. torunlarına düşkündü kendisi ama benim yerim ayrıydı onda. en çok beni severdi. zaten kendisi babaannemle birlikte memleketten istanbul'a geldiğinde hep bizde kalırdı. bir gün, yıllardan 2009. kışa yakın yine istanbul'a, bize gelmişlerdi. ama bu sefer dedemde bir değişiklik vardı. benzi biraz soluktu. zayıflamıştı da. daha sonraki günlerde de karnı sık sık ağrımaya başlamıştı. gündüzleri biz çalıştığımız için annem götürmüştü dedemi doktora. akşam oldu ben geldim. tüm aile fertleri evdeydi. neyse yemek faslı vs bittikten sonra annem beni odama çağırdı. aha dedim, kesin bi terso var. girdim odama. dedem kansermiş. akciğer kanseri. son evresindeymiş ve yapılabilecek hiçbir şey yokmuş. sigaranın dedeme armağanı. maksimum 3 ay zaman biçmişler. 3 ay amk. rahmetli kemal sunal'ın korkusuz korkak filminde doktora ''hadi 7 ay olsun doktor idare et açıktan bi binlik çalışır'' diye pazarlık yaptığı sahnedeki diyalogları içimden tekrarlamaya başladım. en azından birkaç yıl olsaydı, 3 ay nedir diye içimden kendimle tartışma yaşadım. dedeme söylemedik. tüm eş dost akraba öğrendi. kimse belli etmemeye çalıştı. herkes, ne kadar tanıdığı varsa ziyarete geliyordu kendisini her hafta. güya hastalanmış geçmiş olsuna. dedem hariç herkes biliyordu öleceğini oysa. hoş gerçi dedem de son zamanlarında anladı. bize hergün zehir zemberek gibi geçiyordu. ama asıl acıyı dedem yaşıyordu. ağrıları şiddetlendi önce. sonra geceleri uyuyamaz oldu. odanın içinde volta atardı uyuyamadığı için. sigara içerdi balkonda. zaten olan olmuştu, biz de içmemesi için bir şey demiyorduk artık. daha sonra yemekten iştahtan kesildi. ayakta duramaz oldu. evet, ''yatalak dede'' oldu kendisi. içindeki yara büyüdüğü için hiçbir yiyecek kabul etmiyordu midesi. doktor ona özel besin maddesi içeren mama yazdı. dağ gibi adam, artık yatalaktı ve mama ile beslenmeye başlamıştı. o kadar zayıflamıştı ki, kalın ve bükülmez bileği incecik kalmıştı. bıyıklarına çok önem verirdi. neyse ki saçları ve bıyıkları dökülmemişti. ve doktorların dediği gibi tam 3 ay sonra, şubat 2010'da bir gece son sigarasını da içtikten sonra yatağında son nefesini verdi. öldüğü vakit yanında annem, halam ve babaannem varmış. ölmeden önce de bir süre sohbet etmişler. sonra hemen babama haber vermişler can verdiği sırada. ben ise öldükten birkaç dakika sonra haberim oldu. o geceyi, hissettiklerimizi, evin birden cenaze evi kalabalığına bürünüşünü, dedemi bir çarşafa sarıp aşağı indirmelerini unutamam. hepsi hâlâ gözümün önünde.
siz troller de yatalak dede başlıkları açıp trollemeye devam. size de bu yakışır zaten.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar