bugün

askin bilimi

national geographic'ten üç bölümlük belgesel. henüz daha iki bölümünü seyrettim ama üstüne yazacak pek çok done verdi bile.

aşkın bilimsel olarak açıklamasının yapılması -schopenhauer bu işin miladı sayılırsa- daha o kadar geçmişi olan bi şey değil. yine de aşkın evrimsel güdülenmeler ve neslin sağlıklı devamı için beynin ona uygun elektriksel uyarımı olduğuna dair genel bi görüş şimdiden oluştu bile. hatta bu belgeselin ikinci bölümünde üç arkadaşı ve sevgilisinin fotoğrafları gösterilen bi kızın beyin mr'ı çekilerek, sevgilisinin resmini gördüğünde beyninin hangi kısımlarına daha fazla kan akışı olduğu izlenerek işin beyin kısmını çözme çalışmalarına dair güzel bi örnek var. bu deneyin sonunda beyindeki dört küçük bölgenin aktif hale geldiğini görüp senelerce insanları pençesine alan bu hissiyatın ufak tefek dört kısımdan ibaret olması ne ironik diyorlar -arka planda truvalı helen için çıkan savaş gösterilirken..

yine de belgeselin ilk bölümünde aşkın tek temelinin beyin olmadığı, kalbin de sürece dahil olduğunu iddia eden bi bilimadamı da vardı. hatta bu iddiayı temel alarak asla aşık olabilecek bi yapay zeka icat edilemeyeceğini söylüyordu. bakalım zaman gösterecek haklı olup olmadığını..

belgeselin ilk bölümünde karşılıksız aşkla ilgili yine genel bi görüşten bahsediliyordu ki bahsedenlerine iki tokat aşketme ihtiyacı hissetmemek mümkün değildi. çünkü karşılıksız aşkın hep karşılık bulan bi aşkı yaşamaya cesaret edemeyen insanların yaşadıkları olay olduğundan, bu sayede kişinin hem aşkı tecrübe edip hem de aşkın yanında getirdiği külfetlerden kaçındığından bahsediyorlardı ama karşılıklı bi aşk yaşamak istediği halde aşkı karşılık bulmayan insanlardan bahsetme gereği duymamaları bence belgeselin çok büyük bi eksikliğiydi. evet, karşılıksız aşk yaşayanlara hep "sen aslında bunu istiyorsun" denir bunu duymadık değil, ama kardeşim bunun hiç mi istisnası yok.. var ulan işte var, delirtmeyin adamı, var diyorsam vardır..
© copyright 2005 - 2026