bugün
- sabah bi kalktın kadınsın napardın18
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek14
- kasiyer kıza nasıl açılırım10
- yaşlı kadın yuzırlar10
- gaylik alametleri6
- arkadaşlar sizce bu etek nasıl18
- true'nin hiç sevgilisi olmasın mı12
- sözlük abilerinden genç yazarlara tavsiyeler6
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması11
- en kibirli yuzır11
- ormanda gezerken baygın bir bayanla karşılaşmak4
- sabah gece yazdıklarından utanmak5
- muslettin amca ile sinagoga gidiyoruz zirvesi3
- 50 yıllık yuzır5
- ormanda giderken gizemli kulübe bulmalı film3
- uludağ sözlük magazin servisi5
- friedrich hegel la bi cay icek10
- kezonova4
- duvara işeyerek sevgilinin ismini yazmak3
- hırsızların evdeki altını bulamamasını sağlamak8
- karşısından gelen güzel kıza bakmayan erkek12
- uysaljakoben11
- uludağ sözlük kadın yazar savaşları2
- ruh hastası sapık yazarlar5
- sinagog tavanına çiğ köfte yapıştırmak2
- kezoyu delirtmek5
- kazanovayı silkmişler3
- velvet vs nervio24
- an itibariyle dile dolanan şarkı sözleri4
- anadolu insanının anlatıldığı kadar saf olmaması5
- velvet47
- türklerden nefret etme nedenleri6
- gulmekicinyaratilmis'in aşık olmadığı erkek3
- hamburger kırmızı çizgimiz10
- en merak ettiğin ulu yazarı12
- kaderinden kaçamazsın2
- adam olamamak3
- bir sabah erkek olarak uyanmak4
- hayat pahalılığı2
- martıyı sakat bırakan falçatalı şahıs3
- diyetteyiz uludağ sözlük12
- nervio19
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması15
- merak ediyorsan yaz7
- kibirden kimse kaçamaz4
- habire1239
- fahişelerin en fazla para kazandığı ülke4
- yeni parti25
- sinek ilaçlama arabasının arkasında uçan sinekler2
- ciddi ciddi mehdi gelecek diyen insan10
bir nazım hikmet şiiri.
Mektup
Veli oğlu Ahmet
General Klarkın piyade eri
Kore
Bugün Çarşamba, Kasımın biri.
Bu gün beş bin yıllık Çin bastı dört yaşına.
Pekinde geçilmiyor türkü sesinden.
Yollara döküldü millet
yediden yetmişine,
hepsin de mavi işbaşı elbiseli.
Pekinde fağfur kulelerde güneş
kırmızı sütunlarında ak güvercinler.
Li-Çan-Çen'le konuştum, Ahmet,
Hunan köylülerinden.
Uzun aksakallı tel tel,
alnı Çin yazısı gibi kırışık.
Dedi ki bana:
toprağım yoktu,
var.
öküzüm yoktu,
var.
insandan sayılmazdım,
insanım artık.
Daha da güzel günler göreceğiz, diyorlar,
yalan değil.
göreceğiz.
işte ben
Li-Çan-Çen
yoklar geri dönmesin
varlar yok olmasın
daha da güzel günler görelim diye
oğlumun birini okula yolladım
öbürünü Kore'ye...
Li-Çan-Çenin oğlu bu yüzden orda,
ya sen?
Pekin günlük güneşlik,
Korede yağmur mu yağıyor Ahmet?
Yüzükoyun sürünüyor musun çamurda
peşince namlunun?
Elâ gözlerin dumanlı,
kabarmış damarları alnının
kimi öldürmeğe gidiyorsun?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
hane halkıyla beraber.
Onlar bu yıl vermedi vergiyi.
öldü sarı öküz,
dayı oğluna göründü gurbet
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
Köy halkıyla beraber.
Onlar bu yıl toprak istedi Ali bey çiftliğinden.
Dövüşüldü candarmalarla.
Dursun vuruldu,
yaralandı koca anan,
hapise düştü millet.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Şu ellerine bak,
sapanın sapından koparılan ellerine.
Akşamları sofrada, çıra ışığında
bazlamayı bölen onlardı.
Sarı öküzün ve Ayşe kızın yüzünü
onlar aynı şefkatle okşardı,
ve ağanın karşısında çaresizlikten, öfkeden,
enseni kaşırlardı.
Köy kıyısından geçen yolculara
kaç kere yol gösterip su verdiler
ve en kederli.
en yorgun
en tembel günlerinde senin
senden ayrı yaşayıp düşünmekte devam ederdiler.
Onlar,
ellerin
şimdi kan içinde bileklerine kadar,
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Başka bir orduyu da gördü bu memleket.
Büyük Kuzeydendiler.
Japon zulmünü yendiler.
Diktiler yemiş fideleri gibi bu toprağa
bahtiyarlığın imkanlarını,
hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden.
Sonra dönerken evlerine
şu sözlerle uğurlandılar:
"- Bağışlayın bizi kardeşler
dilediğimiz kadar
kılamıyorsak âşikâr
minnetimizi sözlerimizde.
Yaşayacak hâtıranız, kardeşler,
fabrikalarımızın tüten bacalarında,
sırmalı dağlarında ekinimizin
ve içi gülen gözlerimizde.
Hani bahar sabahları vardır, Ahmet,
çıkarsın evden
karşında bir müjde gibidir dünya.
işte böyle bir dünyaydı artık Kuzey Koreli için
her sabah
her akşam
her gece memleket.
Söz hürriyetindi.
Toprağı bölüşmüştüler.
Demiryolları
altın,
gümüş,
kömür,
ovada yağmur,
dağda rüzgâr,
deniz
bulut,
güneş,
çocuk bahçeleri, hastaneler, okullar
ve fabrikalar milletindi.
Bahtiyardılar.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?
Korede yağmur mu yağıyor?
Evini yaktığınız çocuk
anasının ölüsüne kapanarak
haykırıyor mu altında yağmurun?
Yoksa onu görmüyor musun bile?
Yoksa artık kanıksadın mı?
Yoksa, Amerikan askeri Sin-Şana girdiğinde
sen de beraber miydin?
Gördün mü insanların çırılçıplak soyulup
benzinle yakıldığını?
Sen de Japon palasıyla kelle kestin mi?
Belki de Samvandaydın?
Ağaçlara saçlarından asılan insanlara
nişan aldın mı sen de?
Gebe kadınların ırzına geçip
sonra dövdün mü öldürene kadar?
Biliyorum,
San-Sen Ri'de gözlerini oydukları çocuğun
fotoğrafını çektiler
hâtıra diye.
Bu hâtıranın sende de bir kopyası var mı?
Biliyorum.
Vu-Mal-Şoyu alnından mıhladılar duvara,
bir kâatla beraber.
işçiydi, on bir çocuk babasıydı.
Ve geniş alnıyla birlikte mıhlanan kaat
emek kahramanlığı diplomasıydı.
Bilmiyen var mı?
Yaktınız ekinleri,
şehirleri uçurdunuz.
Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin, Ahmet,
vebalı farelerinden de ucuz.
Kore'de yağmur mu yağıyor?
Dinecek.
Ya defolup gideceksiniz,
ya denize dökecekler sizi.
Ne halt edeyim? deme Ahmet,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü,
memleketini seviyorsan şu kadarcık,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü
memleketini,
seni, celebe satanlara
söylenecek bir çift sözün varsa Ahmet,
teslim ol.
Yitirmedinse insanlığını
çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda,
teslim ol.
Biz Türkler yiğitizdir.
Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende,
teslim ol.
Teslim ol ananın başı için,
teslim ol Türk halkı adına,
Ahmet, kardeşim,
kardeşlerine teslim ol.
1952
Mektup
Veli oğlu Ahmet
General Klarkın piyade eri
Kore
Bugün Çarşamba, Kasımın biri.
Bu gün beş bin yıllık Çin bastı dört yaşına.
Pekinde geçilmiyor türkü sesinden.
Yollara döküldü millet
yediden yetmişine,
hepsin de mavi işbaşı elbiseli.
Pekinde fağfur kulelerde güneş
kırmızı sütunlarında ak güvercinler.
Li-Çan-Çen'le konuştum, Ahmet,
Hunan köylülerinden.
Uzun aksakallı tel tel,
alnı Çin yazısı gibi kırışık.
Dedi ki bana:
toprağım yoktu,
var.
öküzüm yoktu,
var.
insandan sayılmazdım,
insanım artık.
Daha da güzel günler göreceğiz, diyorlar,
yalan değil.
göreceğiz.
işte ben
Li-Çan-Çen
yoklar geri dönmesin
varlar yok olmasın
daha da güzel günler görelim diye
oğlumun birini okula yolladım
öbürünü Kore'ye...
Li-Çan-Çenin oğlu bu yüzden orda,
ya sen?
Pekin günlük güneşlik,
Korede yağmur mu yağıyor Ahmet?
Yüzükoyun sürünüyor musun çamurda
peşince namlunun?
Elâ gözlerin dumanlı,
kabarmış damarları alnının
kimi öldürmeğe gidiyorsun?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
hane halkıyla beraber.
Onlar bu yıl vermedi vergiyi.
öldü sarı öküz,
dayı oğluna göründü gurbet
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
Köy halkıyla beraber.
Onlar bu yıl toprak istedi Ali bey çiftliğinden.
Dövüşüldü candarmalarla.
Dursun vuruldu,
yaralandı koca anan,
hapise düştü millet.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Şu ellerine bak,
sapanın sapından koparılan ellerine.
Akşamları sofrada, çıra ışığında
bazlamayı bölen onlardı.
Sarı öküzün ve Ayşe kızın yüzünü
onlar aynı şefkatle okşardı,
ve ağanın karşısında çaresizlikten, öfkeden,
enseni kaşırlardı.
Köy kıyısından geçen yolculara
kaç kere yol gösterip su verdiler
ve en kederli.
en yorgun
en tembel günlerinde senin
senden ayrı yaşayıp düşünmekte devam ederdiler.
Onlar,
ellerin
şimdi kan içinde bileklerine kadar,
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Başka bir orduyu da gördü bu memleket.
Büyük Kuzeydendiler.
Japon zulmünü yendiler.
Diktiler yemiş fideleri gibi bu toprağa
bahtiyarlığın imkanlarını,
hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden.
Sonra dönerken evlerine
şu sözlerle uğurlandılar:
"- Bağışlayın bizi kardeşler
dilediğimiz kadar
kılamıyorsak âşikâr
minnetimizi sözlerimizde.
Yaşayacak hâtıranız, kardeşler,
fabrikalarımızın tüten bacalarında,
sırmalı dağlarında ekinimizin
ve içi gülen gözlerimizde.
Hani bahar sabahları vardır, Ahmet,
çıkarsın evden
karşında bir müjde gibidir dünya.
işte böyle bir dünyaydı artık Kuzey Koreli için
her sabah
her akşam
her gece memleket.
Söz hürriyetindi.
Toprağı bölüşmüştüler.
Demiryolları
altın,
gümüş,
kömür,
ovada yağmur,
dağda rüzgâr,
deniz
bulut,
güneş,
çocuk bahçeleri, hastaneler, okullar
ve fabrikalar milletindi.
Bahtiyardılar.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?
Korede yağmur mu yağıyor?
Evini yaktığınız çocuk
anasının ölüsüne kapanarak
haykırıyor mu altında yağmurun?
Yoksa onu görmüyor musun bile?
Yoksa artık kanıksadın mı?
Yoksa, Amerikan askeri Sin-Şana girdiğinde
sen de beraber miydin?
Gördün mü insanların çırılçıplak soyulup
benzinle yakıldığını?
Sen de Japon palasıyla kelle kestin mi?
Belki de Samvandaydın?
Ağaçlara saçlarından asılan insanlara
nişan aldın mı sen de?
Gebe kadınların ırzına geçip
sonra dövdün mü öldürene kadar?
Biliyorum,
San-Sen Ri'de gözlerini oydukları çocuğun
fotoğrafını çektiler
hâtıra diye.
Bu hâtıranın sende de bir kopyası var mı?
Biliyorum.
Vu-Mal-Şoyu alnından mıhladılar duvara,
bir kâatla beraber.
işçiydi, on bir çocuk babasıydı.
Ve geniş alnıyla birlikte mıhlanan kaat
emek kahramanlığı diplomasıydı.
Bilmiyen var mı?
Yaktınız ekinleri,
şehirleri uçurdunuz.
Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin, Ahmet,
vebalı farelerinden de ucuz.
Kore'de yağmur mu yağıyor?
Dinecek.
Ya defolup gideceksiniz,
ya denize dökecekler sizi.
Ne halt edeyim? deme Ahmet,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü,
memleketini seviyorsan şu kadarcık,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü
memleketini,
seni, celebe satanlara
söylenecek bir çift sözün varsa Ahmet,
teslim ol.
Yitirmedinse insanlığını
çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda,
teslim ol.
Biz Türkler yiğitizdir.
Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende,
teslim ol.
Teslim ol ananın başı için,
teslim ol Türk halkı adına,
Ahmet, kardeşim,
kardeşlerine teslim ol.
1952
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar