bugün
- akepe dönemi11
- beyninizi satılığa çıkarsanız ilana yazılacak şey19
- hastane acil bölümü6
- hoparlör mü hoporlör mü höpörlör mü aporlor mu10
- öyle bir dünya yok5
- ben geldim naneler8
- gürcü ile kürtçü5
- uludağ sözlük te çok karı kız var diyorlar6
- felsefe ile ilgileneceğine kadın programı izlemek8
- nasılsınız8
- migros ta satılan 1 alana 1 bedava rotring kalem3
- nerede ne yenir7
- eski sevgilinin bıraktığı iz15
- evli olduğunu gizleyen yazarlar17
- saçı sıfıra vurup bıyıkları ve sakalları kesmek4
- engineer2820
- fransa da yağmalanan apple mağazası8
- la loba21
- kuşbaşılı kaşarlı pide2
- 21 ekim 2026 lille galatasaray maçı57
- endüstriyel futbol2
- eski yazarlar geri gelsin12
- nickin yanında yaş da yazsın16
- nervio'nun ayakları17
- sabitlenmiş tweet2
- duvarı nem yiğidi gam öldürürmüş3
- eskiden futbol2
- 22 ekim 2026 beşiktaş crystal palace maçı2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz12
- enflasyonun çocukluk arkadaşımız gibi olması11
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı24
- anın görüntüsü27
- üzüntüsünü kimseye anlatmayan insan12
- insan2
- menemen yiyen erkek13
- kanuni sultan süleyman4
- mekke anlaşması'nın komisyonda görüşülmesi2
- karma doğru çalışıyor mu2
- migros ta etleri yiyen kedi5
- uzak mesafe ilişki5
- recep tayyip erdoğan13
- ajdar grup kursa muhtemel diğer üyeler9
- yazarların stres ve sıkıntı ile başa çıkma yolları12
- didem arslan yılmaz'ın programındaki 3 karakter4
- galatasaray lille'i yenemesin tanga giyerim7
- akp liler2
- lille osc6
- dörtlü yakınca her yer otopark sanan zihniyet6
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması7
- hesabını gizleyen erkek yazar22
bir nazım hikmet şiiri.
Mektup
Veli oğlu Ahmet
General Klarkın piyade eri
Kore
Bugün Çarşamba, Kasımın biri.
Bu gün beş bin yıllık Çin bastı dört yaşına.
Pekinde geçilmiyor türkü sesinden.
Yollara döküldü millet
yediden yetmişine,
hepsin de mavi işbaşı elbiseli.
Pekinde fağfur kulelerde güneş
kırmızı sütunlarında ak güvercinler.
Li-Çan-Çen'le konuştum, Ahmet,
Hunan köylülerinden.
Uzun aksakallı tel tel,
alnı Çin yazısı gibi kırışık.
Dedi ki bana:
toprağım yoktu,
var.
öküzüm yoktu,
var.
insandan sayılmazdım,
insanım artık.
Daha da güzel günler göreceğiz, diyorlar,
yalan değil.
göreceğiz.
işte ben
Li-Çan-Çen
yoklar geri dönmesin
varlar yok olmasın
daha da güzel günler görelim diye
oğlumun birini okula yolladım
öbürünü Kore'ye...
Li-Çan-Çenin oğlu bu yüzden orda,
ya sen?
Pekin günlük güneşlik,
Korede yağmur mu yağıyor Ahmet?
Yüzükoyun sürünüyor musun çamurda
peşince namlunun?
Elâ gözlerin dumanlı,
kabarmış damarları alnının
kimi öldürmeğe gidiyorsun?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
hane halkıyla beraber.
Onlar bu yıl vermedi vergiyi.
öldü sarı öküz,
dayı oğluna göründü gurbet
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
Köy halkıyla beraber.
Onlar bu yıl toprak istedi Ali bey çiftliğinden.
Dövüşüldü candarmalarla.
Dursun vuruldu,
yaralandı koca anan,
hapise düştü millet.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Şu ellerine bak,
sapanın sapından koparılan ellerine.
Akşamları sofrada, çıra ışığında
bazlamayı bölen onlardı.
Sarı öküzün ve Ayşe kızın yüzünü
onlar aynı şefkatle okşardı,
ve ağanın karşısında çaresizlikten, öfkeden,
enseni kaşırlardı.
Köy kıyısından geçen yolculara
kaç kere yol gösterip su verdiler
ve en kederli.
en yorgun
en tembel günlerinde senin
senden ayrı yaşayıp düşünmekte devam ederdiler.
Onlar,
ellerin
şimdi kan içinde bileklerine kadar,
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Başka bir orduyu da gördü bu memleket.
Büyük Kuzeydendiler.
Japon zulmünü yendiler.
Diktiler yemiş fideleri gibi bu toprağa
bahtiyarlığın imkanlarını,
hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden.
Sonra dönerken evlerine
şu sözlerle uğurlandılar:
"- Bağışlayın bizi kardeşler
dilediğimiz kadar
kılamıyorsak âşikâr
minnetimizi sözlerimizde.
Yaşayacak hâtıranız, kardeşler,
fabrikalarımızın tüten bacalarında,
sırmalı dağlarında ekinimizin
ve içi gülen gözlerimizde.
Hani bahar sabahları vardır, Ahmet,
çıkarsın evden
karşında bir müjde gibidir dünya.
işte böyle bir dünyaydı artık Kuzey Koreli için
her sabah
her akşam
her gece memleket.
Söz hürriyetindi.
Toprağı bölüşmüştüler.
Demiryolları
altın,
gümüş,
kömür,
ovada yağmur,
dağda rüzgâr,
deniz
bulut,
güneş,
çocuk bahçeleri, hastaneler, okullar
ve fabrikalar milletindi.
Bahtiyardılar.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?
Korede yağmur mu yağıyor?
Evini yaktığınız çocuk
anasının ölüsüne kapanarak
haykırıyor mu altında yağmurun?
Yoksa onu görmüyor musun bile?
Yoksa artık kanıksadın mı?
Yoksa, Amerikan askeri Sin-Şana girdiğinde
sen de beraber miydin?
Gördün mü insanların çırılçıplak soyulup
benzinle yakıldığını?
Sen de Japon palasıyla kelle kestin mi?
Belki de Samvandaydın?
Ağaçlara saçlarından asılan insanlara
nişan aldın mı sen de?
Gebe kadınların ırzına geçip
sonra dövdün mü öldürene kadar?
Biliyorum,
San-Sen Ri'de gözlerini oydukları çocuğun
fotoğrafını çektiler
hâtıra diye.
Bu hâtıranın sende de bir kopyası var mı?
Biliyorum.
Vu-Mal-Şoyu alnından mıhladılar duvara,
bir kâatla beraber.
işçiydi, on bir çocuk babasıydı.
Ve geniş alnıyla birlikte mıhlanan kaat
emek kahramanlığı diplomasıydı.
Bilmiyen var mı?
Yaktınız ekinleri,
şehirleri uçurdunuz.
Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin, Ahmet,
vebalı farelerinden de ucuz.
Kore'de yağmur mu yağıyor?
Dinecek.
Ya defolup gideceksiniz,
ya denize dökecekler sizi.
Ne halt edeyim? deme Ahmet,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü,
memleketini seviyorsan şu kadarcık,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü
memleketini,
seni, celebe satanlara
söylenecek bir çift sözün varsa Ahmet,
teslim ol.
Yitirmedinse insanlığını
çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda,
teslim ol.
Biz Türkler yiğitizdir.
Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende,
teslim ol.
Teslim ol ananın başı için,
teslim ol Türk halkı adına,
Ahmet, kardeşim,
kardeşlerine teslim ol.
1952
Mektup
Veli oğlu Ahmet
General Klarkın piyade eri
Kore
Bugün Çarşamba, Kasımın biri.
Bu gün beş bin yıllık Çin bastı dört yaşına.
Pekinde geçilmiyor türkü sesinden.
Yollara döküldü millet
yediden yetmişine,
hepsin de mavi işbaşı elbiseli.
Pekinde fağfur kulelerde güneş
kırmızı sütunlarında ak güvercinler.
Li-Çan-Çen'le konuştum, Ahmet,
Hunan köylülerinden.
Uzun aksakallı tel tel,
alnı Çin yazısı gibi kırışık.
Dedi ki bana:
toprağım yoktu,
var.
öküzüm yoktu,
var.
insandan sayılmazdım,
insanım artık.
Daha da güzel günler göreceğiz, diyorlar,
yalan değil.
göreceğiz.
işte ben
Li-Çan-Çen
yoklar geri dönmesin
varlar yok olmasın
daha da güzel günler görelim diye
oğlumun birini okula yolladım
öbürünü Kore'ye...
Li-Çan-Çenin oğlu bu yüzden orda,
ya sen?
Pekin günlük güneşlik,
Korede yağmur mu yağıyor Ahmet?
Yüzükoyun sürünüyor musun çamurda
peşince namlunun?
Elâ gözlerin dumanlı,
kabarmış damarları alnının
kimi öldürmeğe gidiyorsun?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
hane halkıyla beraber.
Onlar bu yıl vermedi vergiyi.
öldü sarı öküz,
dayı oğluna göründü gurbet
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Yedi deniz ardında kaldı Anadol
Köy halkıyla beraber.
Onlar bu yıl toprak istedi Ali bey çiftliğinden.
Dövüşüldü candarmalarla.
Dursun vuruldu,
yaralandı koca anan,
hapise düştü millet.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Şu ellerine bak,
sapanın sapından koparılan ellerine.
Akşamları sofrada, çıra ışığında
bazlamayı bölen onlardı.
Sarı öküzün ve Ayşe kızın yüzünü
onlar aynı şefkatle okşardı,
ve ağanın karşısında çaresizlikten, öfkeden,
enseni kaşırlardı.
Köy kıyısından geçen yolculara
kaç kere yol gösterip su verdiler
ve en kederli.
en yorgun
en tembel günlerinde senin
senden ayrı yaşayıp düşünmekte devam ederdiler.
Onlar,
ellerin
şimdi kan içinde bileklerine kadar,
kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Başka bir orduyu da gördü bu memleket.
Büyük Kuzeydendiler.
Japon zulmünü yendiler.
Diktiler yemiş fideleri gibi bu toprağa
bahtiyarlığın imkanlarını,
hem de karşılığında hiçbir şey beklemeden.
Sonra dönerken evlerine
şu sözlerle uğurlandılar:
"- Bağışlayın bizi kardeşler
dilediğimiz kadar
kılamıyorsak âşikâr
minnetimizi sözlerimizde.
Yaşayacak hâtıranız, kardeşler,
fabrikalarımızın tüten bacalarında,
sırmalı dağlarında ekinimizin
ve içi gülen gözlerimizde.
Hani bahar sabahları vardır, Ahmet,
çıkarsın evden
karşında bir müjde gibidir dünya.
işte böyle bir dünyaydı artık Kuzey Koreli için
her sabah
her akşam
her gece memleket.
Söz hürriyetindi.
Toprağı bölüşmüştüler.
Demiryolları
altın,
gümüş,
kömür,
ovada yağmur,
dağda rüzgâr,
deniz
bulut,
güneş,
çocuk bahçeleri, hastaneler, okullar
ve fabrikalar milletindi.
Bahtiyardılar.
Kimi öldürmeğe gidiyorsun Ahmet?
Bu toprakta gerçekleşen kendi hasretini mi?
Korede yağmur mu yağıyor?
Evini yaktığınız çocuk
anasının ölüsüne kapanarak
haykırıyor mu altında yağmurun?
Yoksa onu görmüyor musun bile?
Yoksa artık kanıksadın mı?
Yoksa, Amerikan askeri Sin-Şana girdiğinde
sen de beraber miydin?
Gördün mü insanların çırılçıplak soyulup
benzinle yakıldığını?
Sen de Japon palasıyla kelle kestin mi?
Belki de Samvandaydın?
Ağaçlara saçlarından asılan insanlara
nişan aldın mı sen de?
Gebe kadınların ırzına geçip
sonra dövdün mü öldürene kadar?
Biliyorum,
San-Sen Ri'de gözlerini oydukları çocuğun
fotoğrafını çektiler
hâtıra diye.
Bu hâtıranın sende de bir kopyası var mı?
Biliyorum.
Vu-Mal-Şoyu alnından mıhladılar duvara,
bir kâatla beraber.
işçiydi, on bir çocuk babasıydı.
Ve geniş alnıyla birlikte mıhlanan kaat
emek kahramanlığı diplomasıydı.
Bilmiyen var mı?
Yaktınız ekinleri,
şehirleri uçurdunuz.
Ve onların en ucuz ölüm aleti sendin, Ahmet,
vebalı farelerinden de ucuz.
Kore'de yağmur mu yağıyor?
Dinecek.
Ya defolup gideceksiniz,
ya denize dökecekler sizi.
Ne halt edeyim? deme Ahmet,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü,
memleketini seviyorsan şu kadarcık,
teslim ol.
Hâneni,
köyünü
memleketini,
seni, celebe satanlara
söylenecek bir çift sözün varsa Ahmet,
teslim ol.
Yitirmedinse insanlığını
çoluk çocuk naşıyla dolu bir çukurda,
teslim ol.
Biz Türkler yiğitizdir.
Yiğitliğin zerresi kaldıysa sende,
teslim ol.
Teslim ol ananın başı için,
teslim ol Türk halkı adına,
Ahmet, kardeşim,
kardeşlerine teslim ol.
1952
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar