günün şiiri

Güçlü bir el silkeledi beni sonra 
Sanırım Tanrı’nın eliydi. 
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan. 
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi, 
Çok şey görmüşüm gibi, 
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan, 
Ah...dedim sonra 
Ah! 

iç ses, diye söylendim 
Çocukken şöyle dua ederdim Tanrı’ya: 
Tanrım bana hiç erimeyen, 
Kırmızı bir bonbon şekeri yolla. 
Eski tül perdelerden gelinlik biçerdik 
Kardeşimle kendimize durmadan, 
Olmayan çayları, 
Olmayan fincanlardan içerdik. 
Olmayan kapıları açardık, 
Olmayan ziller çaldığında. 
Siyah papyonlu olurdu mutlaka 
Resim defterimizdeki damat. 
Yedi günde yarattığımız dünya 
Mutlu olurduk pastel koksa. 

Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya: 
Olanlar oldu tanrım 
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla! 

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar 
Kapının arkasında yokum demiştim 
Ve divanın altında da. 
Bulamazsınız ki artık beni, 
Hayatın ortasında. 
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar 
Beni kimse bulamazdı 
Tanrı’nın arkasına saklansam. 
O Kocamandı, en kocamandı o. 
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar. 

Bir zamanlar kendimi 
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım. 
Kaç metredir benim yokluğum? 
Benden daha çok var sanmıştım. 
Benim yokluğumdan dünyaya 
Bir elbise çıkar sanmıştım. 
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan 
Sonunda ben de alıştım. 
Ah...dedim sonra, 
Ah! 

Güzin Ablası kitaplar olan bir kızdım, 
içim sıkılmasa o kadar 
Tek bir satır bile okumazdım. 
Taş bebeğim ters çevrilince ağlardı 
Bir derdi var derdim. 
Derdimi demeyi ben taşbebeğimden öğrendim. 
Ninni derdim, ninni bebeğim! 
Cam gözlerini kapardı, naylon kirpiklerini. 
Plastik gözkapaklarının ardında, 
Bilirdim rüyaları yoktu bebeğimin, 
Gözyaşları da. 
Ağladıkça tükürüğümden sürerdim gözaltlarına. 
Bu kadar kolay harcamazdım rüyalarımı, 
Kırmızı çantamda bayram harçlıklarım olmasa. 

insan çıtır ekmeği ısırdığında, 
Kırıklar dolar kucağına, 
işte orası umudun tarlasıdır. 
Ve orada başaklar ağırlaştığında, 
Sayısız ah dökülür toprağa. 

iç ses, diye söylendim 
Ve ah dedim sonra, 
Böyle ah demeyi beli bükük bir ahlat ağacından öğrendim

Didem Madak.
© copyright 2005 - 2026