bugün
- cinlerin insanlarla ilişkiye girmesi7
- tai lung43
- türk kızları keko erkek mi seviyor12
- büyü yaparken etik kurallar nelerdir5
- kendini eleştirebilen insan7
- salça yapan sözlük kızı10
- en fazla cinsel suçun işlendiği ülkeler18
- victor osimhen9
- sözlüğün en taşaklı kadını4
- büyü yapan sözlük yazarları7
- sözlükte en az sevdiğiniz yazar3
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı15
- enayimiknatisii21
- başakşehir'in galatasaray'a hep yatması4
- melih gökçek16
- askerde yaşanılan zorluklar5
- sözlüğe kombin atan erkeğin asıl amacı12
- hangi yazar hangi yazara4
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi29
- kinoa çorbası4
- domates konservesi2
- sibel can'ın kilo alıp verdiği dönem3
- dinlerin uydurma olduğu gerçeği13
- manipülasyoncu kişilik bozukluğu3
- izmirbeyefendisi6
- başakşehir gs den puan alsın eşek gibi anırırım2
- sözlükte galiba kavga olmuş hissi4
- lise mezunu olup ateist olan tip8
- sevgilim var8
- şeytan'ın ağır işsiz olması2
- durduramazsınız ak parti geliyor9
- sözlük erkeklerinin kombinleri9
- anın görüntüsü22
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak11
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- sarapci koala55
- bacha bazi3
- seri eksicinin parfümü2
- allah beni cennete alacak mı diye endişelenmek5
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- keçiboynuzu5
- bu dünya hayatının ebedi olması4
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- tebliğciler3
- adana demirspor5
- gemi2
- israiliyat2
- melih gökçek'in şüpheli sıfatıyla ifade vermesi2
- sevgilinin erkek kadın kuaförüne gitmesi2
- guendouzi ve greenwooda uefa disiplin süreci10
Şehirleşmeyle birlikte bizlerden yitip giden şeylerden biri de samimiyet oldu.
Her birimiz maskelerle dolaşıyoruz yüzümüzde, başka başkayız. Ailemize başka, iş arkadaşımıza başka, hayat arkadaşımıza başka…
Yok öyle gülümseyerek dolaşmak sokakta, yok öyle kucaklamak mahallenin delisini.
Gerçi mahallenin delisi de kalmadı artık, eskiden Anadolu’dan bahsedildiğinde mahallesi delisiz düşünülemezdi.
Şimdi olduğu gibi biri delirdiğinde onun deliliğine değil, acısına bakardı Anadolu insanı.
Belki de o yüzdendi sahip çıkışı, kol kanat gerişi, mazur görüşü…
Bizim mahallenin de bir delisi vardı mesela, hani sevdiği kız başkasıyla evlendiği için aklına mukayyet olamayanlardandı o da.
Yusuf’tu adı… Deli Yusuf…
Ne zaman dışarı çıksam sokağın bir yerlerinde çıkardı karşıma mutlaka, iri cüssesine rağmen yüzündeki gülümseme küçücük bir çocuğa çevirirdi onu.
Sakalı örtse de yüzünün büyük bir kısmını, kapatamazdı o tebessümü asla.
Yaz kış yeşil bir palto giyerdi, hiç çıkarmak istemezdi üzerinden ve bazen lacivert bir kasket taktığına denk gelirdim.
Ayakkabısının topuklarına basardı, yırtılan çorapları acıtırdı içimi.
Gözleri hep pırıl pırıldı, bir deliye(!) ait olamayacak kadar pırıl pırıl…
Çok konuşurdu Yusuf, durmadan soru sorardı gördüklerine.
Eğer okula giden bir çocuksa çantanı taşıyabiliyor musun derdi, genç bir kızsa saçlarını boyuyor musun?
Yaşlı biriyse eğer gördüğü, ölüp ölmeyeceğini sorardı, meğer helvada kalırmış aklı…
Ben büyüdüm, Yusuf yaşlandı, mahalle silindi gitti, yerine koca koca apartmanlar geldi.
Bir gün de Deli Yusuf öldü dediler, haberi geldi…
Mahalle samimiyeti ölünce ölmüştü zaten Yusuf, kalmamıştı tadı, çıkmaz olmuştu evinden.
insanların, deliliğine karşı olan acımasızlığı eve kapatmıştı Yusuf’u…
Saf bal almaya çalışıyoruz, saf buğday, saf zeytinyağı, saf süt vs…
Her şeyin safını baş tacı ediyor da, insanın safını maskara ediyor bu devir.
Bu devir öyle bir devir ki, bir bayram sabahı samimiyetini bile çok görüyor insana.
Bana kalırsa havaalanları, bayram ziyareti yapılan evlerden çok daha samimi sarılmalara tanık oluyor.
Hastaneler, camilerden daha çok inanan barındırıyor içerisinde.
Kimse hiçbir şeyi samimi duygularla yapmıyor çünkü, kendince çıkarları için kıpırdatıyor küçük parmağını bile.
Kimse, kimse için üzülmüyor, kimsenin acısına ağlamıyor, kimsenin sevincine ortak olmuyor.
Sadece ‘-mış gibi’ yapıyor.
Yahu bu devir öyle bir devir ki, aşık bile olmuyor insan, aşıkmış gibi yapıyor.
Bir sepet elma çalamıyor ki kimsenin kalbini, yanında lüle taşından bir gerdanlık olmadıktan sonra.
Bu devirde aşık olabilmek için bile önce sigortalı bir işe girmek gerekiyor…
Her birimiz maskelerle dolaşıyoruz yüzümüzde, başka başkayız. Ailemize başka, iş arkadaşımıza başka, hayat arkadaşımıza başka…
Yok öyle gülümseyerek dolaşmak sokakta, yok öyle kucaklamak mahallenin delisini.
Gerçi mahallenin delisi de kalmadı artık, eskiden Anadolu’dan bahsedildiğinde mahallesi delisiz düşünülemezdi.
Şimdi olduğu gibi biri delirdiğinde onun deliliğine değil, acısına bakardı Anadolu insanı.
Belki de o yüzdendi sahip çıkışı, kol kanat gerişi, mazur görüşü…
Bizim mahallenin de bir delisi vardı mesela, hani sevdiği kız başkasıyla evlendiği için aklına mukayyet olamayanlardandı o da.
Yusuf’tu adı… Deli Yusuf…
Ne zaman dışarı çıksam sokağın bir yerlerinde çıkardı karşıma mutlaka, iri cüssesine rağmen yüzündeki gülümseme küçücük bir çocuğa çevirirdi onu.
Sakalı örtse de yüzünün büyük bir kısmını, kapatamazdı o tebessümü asla.
Yaz kış yeşil bir palto giyerdi, hiç çıkarmak istemezdi üzerinden ve bazen lacivert bir kasket taktığına denk gelirdim.
Ayakkabısının topuklarına basardı, yırtılan çorapları acıtırdı içimi.
Gözleri hep pırıl pırıldı, bir deliye(!) ait olamayacak kadar pırıl pırıl…
Çok konuşurdu Yusuf, durmadan soru sorardı gördüklerine.
Eğer okula giden bir çocuksa çantanı taşıyabiliyor musun derdi, genç bir kızsa saçlarını boyuyor musun?
Yaşlı biriyse eğer gördüğü, ölüp ölmeyeceğini sorardı, meğer helvada kalırmış aklı…
Ben büyüdüm, Yusuf yaşlandı, mahalle silindi gitti, yerine koca koca apartmanlar geldi.
Bir gün de Deli Yusuf öldü dediler, haberi geldi…
Mahalle samimiyeti ölünce ölmüştü zaten Yusuf, kalmamıştı tadı, çıkmaz olmuştu evinden.
insanların, deliliğine karşı olan acımasızlığı eve kapatmıştı Yusuf’u…
Saf bal almaya çalışıyoruz, saf buğday, saf zeytinyağı, saf süt vs…
Her şeyin safını baş tacı ediyor da, insanın safını maskara ediyor bu devir.
Bu devir öyle bir devir ki, bir bayram sabahı samimiyetini bile çok görüyor insana.
Bana kalırsa havaalanları, bayram ziyareti yapılan evlerden çok daha samimi sarılmalara tanık oluyor.
Hastaneler, camilerden daha çok inanan barındırıyor içerisinde.
Kimse hiçbir şeyi samimi duygularla yapmıyor çünkü, kendince çıkarları için kıpırdatıyor küçük parmağını bile.
Kimse, kimse için üzülmüyor, kimsenin acısına ağlamıyor, kimsenin sevincine ortak olmuyor.
Sadece ‘-mış gibi’ yapıyor.
Yahu bu devir öyle bir devir ki, aşık bile olmuyor insan, aşıkmış gibi yapıyor.
Bir sepet elma çalamıyor ki kimsenin kalbini, yanında lüle taşından bir gerdanlık olmadıktan sonra.
Bu devirde aşık olabilmek için bile önce sigortalı bir işe girmek gerekiyor…
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar