bugün
- beyazsemsiyeliyabanci47
- sözlükte erkekleri istemiyoruz11
- günaydın şarkısı3
- türkçe'nin edebi bir dil olmadığı gerçeği5
- togg'a lpg taktırmak4
- 7 haziran 2026 aziz yıldırım'ın başkan seçilmesi5
- yorgun mermi26
- aziz yıldırım13
- bugün mükemmel bir gün olacak2
- fetöcü olduğunu beklemediğiniz kişiler3
- 7 haziran 2026 büyük sözlük ifşası32
- 7 haziran 2026 türkiye venezuela maçı2
- gammazlama yapmamak13
- monica bellucci ile 1 hafta vs 50 bin dolar5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle63
- hangi yazarla evlenmek isterdiniz10
- haysenin1212
- bebeksi bir hatunla sevgili olmak4
- gammaz beni çaylak yapmaz ki gammaz beni çsy9
- gina carano13
- aşık olmak9
- satranç haram yasaklansın7
- heyt bea3
- bu köyden olsam ne olacak8
- kızının düğününde oynayan baba5
- diamond bosphorus'un tüm sözlüğe yürümesi6
- taylor sands3
- güzel ayaklı bir kızla evlenebilirim4
- doktorlara saygının kalmamasının temel nedenleri7
- yapay zeka moderatörü15
- en gey özelliğiniz15
- anın görüntüsü21
- 8 haziran 20262
- mılli yazılım f-16 ların kabiliyetini artıracak9
- sözlük yazarlarının ölüme bakış açısı20
- sözlükteki deliler3
- sözlüğe messi trasfer olmuş5
- sevişmek istediğiniz kadın yazarlar7
- diamond bosphoruss denen yazar7
- katatespizartmasi15
- çağrı isimli yazar4
- uysaljakoben31
- sözlükteki vatan hainleri4
- kabalcı3
- uludağ sözlükteki sıcak ve samimi aile ortamı8
- vurdurmayan sözlük yazarları3
- omurgasız tekerlek5
- yaz geceleri4
- hatırlanan en eski reklam sloganı5
- buddy dude17
sadık yalsızuçanlar'ın hiç adlı kitabında yer alan öyküsü. sarsıcı bir metin. sen/ben ben kim olduğumu unuttum sen öyle ben. eylül/ben sen/eylül...
Seninle tanıyorum bu eylül sokağı, bu daha önce görmediğim patika, bu ağzı
kesik uçurtma,
bu babamın sakin, sarı cesedi...
Seninle görüyorum bu Ankara sonbaharında
inildikçe içimdeki kuytulara sızıyor. ilk kez yürüdüğümüz yalnız,
savrulan kuru yapraklar, caddelerde yanan adımlarıyla mutsuz, tedirgin
insanlar...Seninle biliyorum bu miladı yalnızlığımın, yalnızlığım bir ortaçağ
masalı. Ahir zaman alameti gibi saçaklarına eğilmiş, fettan...
Seninle oturuyorum
daha önce düşmediğim balkonlardan sarkıtarak sesimin hiç duyulmamış
cinlerini. Seninle bir cesedi diriltmek üzere yanarak arınan yüreğimle yediyorum
bahar diye yaşanılan küçük, kurnaz günahları. Seninle geziyorum,
küçülen küçültülen bir sinek gibi Firavun'un beynini, Nemrud'un sarayını
yıkıyorum bir karınca gibi seninle. Seninleyken kör ve çirkin bir ses gibi sokularak
yanlarına, bir abese düşürüyorum canevine. Ansızın siyah derisinden
körlenen ve asla geri gelmeyecek hacıleylek gibi uçuyor, kötürüm yolcuların,
şaşı kadınların ve üveyiklere diş bileyen kansız avcıların doluştuğu gemi gibi
batırıyorum siyahi yanımı sulara. Seninle açılıyorum açıldığımda yaratılan
dipsiz sulara. Seninle yüzüyor ve çıkıyorum kuşların kanatlarıyla derlediği
mavi kıyılara. Seninle tanıdığım eylül bu değildi. Orada ölüm en ciddi ve
ağır gizlerini değerli tutardı. Hep saklıydı sancısı. Büyüdükçe incelir, yeniden
tomurcuklanırdı, fışkırtırdı gürbüz filizlerini. En şiddetli filizkıranlardan asude
bir rüzgar olup eserdik seninle. Seninle aynı sırrı yiyen kardeşler gibi aynı
şafakta uyanır, ak alnımızı yere koyardık. Toprağı öperken duyardık ellerinin
ıslığını. Seninle doğrulur doğrulturduk saatlerimizi. Vakti gelince kızıl bir hülya
halinde şehrimizi, şehrin bize ait olmayan çehresini, giderek bize ait olduğunu
öğrendiğimiz yeryüzünün yüreğini kana boyardık. Bir güneş gibi batarken ne
solgun, ne sararmış, ne soylu sesimiz olurdu. Seninle çiğnediğimiz bu toprak,
şimdi gözlerini kılcal sözlerden de çekerek
ötedünyaya taşıdı. Seninle içtiğimiz suyun sesi paslandı, sindi dört unsurun
hakikati, sinik bir ses kaldı eylül sokağında kuru yapraklarda. Sensiz bu
sokağın adı yok, tadı kalmadı sensiz yeryüzünün. Sensizlik teneşirde suskun,
beyaz, kuru bedeni gibi babamın. Zaman zaman düşlerimize sokulan ve bizi
bir gülün kanadından geçirerek yatıştıran öfkeye benziyor şimdi hayat.
Seninle tanıyorum bu eylül sokağı, bu daha önce görmediğim patika, bu ağzı
kesik uçurtma,
bu babamın sakin, sarı cesedi...
Seninle görüyorum bu Ankara sonbaharında
inildikçe içimdeki kuytulara sızıyor. ilk kez yürüdüğümüz yalnız,
savrulan kuru yapraklar, caddelerde yanan adımlarıyla mutsuz, tedirgin
insanlar...Seninle biliyorum bu miladı yalnızlığımın, yalnızlığım bir ortaçağ
masalı. Ahir zaman alameti gibi saçaklarına eğilmiş, fettan...
Seninle oturuyorum
daha önce düşmediğim balkonlardan sarkıtarak sesimin hiç duyulmamış
cinlerini. Seninle bir cesedi diriltmek üzere yanarak arınan yüreğimle yediyorum
bahar diye yaşanılan küçük, kurnaz günahları. Seninle geziyorum,
küçülen küçültülen bir sinek gibi Firavun'un beynini, Nemrud'un sarayını
yıkıyorum bir karınca gibi seninle. Seninleyken kör ve çirkin bir ses gibi sokularak
yanlarına, bir abese düşürüyorum canevine. Ansızın siyah derisinden
körlenen ve asla geri gelmeyecek hacıleylek gibi uçuyor, kötürüm yolcuların,
şaşı kadınların ve üveyiklere diş bileyen kansız avcıların doluştuğu gemi gibi
batırıyorum siyahi yanımı sulara. Seninle açılıyorum açıldığımda yaratılan
dipsiz sulara. Seninle yüzüyor ve çıkıyorum kuşların kanatlarıyla derlediği
mavi kıyılara. Seninle tanıdığım eylül bu değildi. Orada ölüm en ciddi ve
ağır gizlerini değerli tutardı. Hep saklıydı sancısı. Büyüdükçe incelir, yeniden
tomurcuklanırdı, fışkırtırdı gürbüz filizlerini. En şiddetli filizkıranlardan asude
bir rüzgar olup eserdik seninle. Seninle aynı sırrı yiyen kardeşler gibi aynı
şafakta uyanır, ak alnımızı yere koyardık. Toprağı öperken duyardık ellerinin
ıslığını. Seninle doğrulur doğrulturduk saatlerimizi. Vakti gelince kızıl bir hülya
halinde şehrimizi, şehrin bize ait olmayan çehresini, giderek bize ait olduğunu
öğrendiğimiz yeryüzünün yüreğini kana boyardık. Bir güneş gibi batarken ne
solgun, ne sararmış, ne soylu sesimiz olurdu. Seninle çiğnediğimiz bu toprak,
şimdi gözlerini kılcal sözlerden de çekerek
ötedünyaya taşıdı. Seninle içtiğimiz suyun sesi paslandı, sindi dört unsurun
hakikati, sinik bir ses kaldı eylül sokağında kuru yapraklarda. Sensiz bu
sokağın adı yok, tadı kalmadı sensiz yeryüzünün. Sensizlik teneşirde suskun,
beyaz, kuru bedeni gibi babamın. Zaman zaman düşlerimize sokulan ve bizi
bir gülün kanadından geçirerek yatıştıran öfkeye benziyor şimdi hayat.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
