bugün
- katatespizartmasi17
- yalnizca deli yalnizca sair20
- nickinde k harfi olan yazara olan aşkım8
- altı ok'a ihanet edip mührü başka yere vurmak16
- yeni seçimde akp halka ne vaadedebilir sorunsalı6
- evlenip boşanmış erkeklerin değerinin düşmesi9
- şehre inen domuzları besleyen kadın6
- sinirli kadını sakinleştirmek4
- ordu3
- şimdi herkes su içsin9
- üsküdar da martıya eziyet3
- recep tayyip erdoğan9
- perşembenin haftanın en uzun günü olması2
- iyi insan olmak4
- bırakın kavgayı maç başlıyor2
- sözlükteki tipsiz erkekler3
- sapık entryler giren insanımsılar3
- değişim partisi4
- arkadaşlar buraya bakın2
- iran da 120 çocuğun öldüğü okul saldırısı4
- uçak bile beni görünce kalkar diyen kız2
- ağzına verilmek istenen kızın ağzına almaması18
- 500 ve 1000 tl lik banknotların çıkmama nedeni6
- sabah bi kalktın kadınsın napardın20
- 23 temmuz 20262
- 40 yaş üzeri insanlar mesajlaşıyor mu sorunsalı5
- velvet47
- arkadaşlar sizce bu etek nasıl17
- özgür özel ve şaibeli ekibinin yeni partisi2
- kız arkadaşa gökyüzünü hediye etmek14
- 22 temmuz 2026 tatilbudur mağduriyeti2
- kasiyer kıza nasıl açılırım11
- erleg han2
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması13
- yanlış anlaşılmaktan yorulup hiç anlatmamak2
- true'nin hiç sevgilisi olmasın mı12
- tusaş fabrikasında yangın2
- habire1238
- en kibirli yuzır10
- sizleri seviyorum çiçeklerim2
- yaşlı kadın yuzırlar8
- yeni parti25
- sinagog tavanına çiğ köfte yapıştırmak7
- kadına sahip olmak2
- en merak ettiğin ulu yazarı12
- karşısından gelen güzel kıza bakmayan erkek10
- gaylik alametleri7
- yunanda sıcaktan motor kurye ve inşaatların yasağı4
- nervio19
- diyetteyiz uludağ sözlük12
sadık yalsızuçanlar'ın hiç adlı kitabında yer alan öyküsü. sarsıcı bir metin. sen/ben ben kim olduğumu unuttum sen öyle ben. eylül/ben sen/eylül...
Seninle tanıyorum bu eylül sokağı, bu daha önce görmediğim patika, bu ağzı
kesik uçurtma,
bu babamın sakin, sarı cesedi...
Seninle görüyorum bu Ankara sonbaharında
inildikçe içimdeki kuytulara sızıyor. ilk kez yürüdüğümüz yalnız,
savrulan kuru yapraklar, caddelerde yanan adımlarıyla mutsuz, tedirgin
insanlar...Seninle biliyorum bu miladı yalnızlığımın, yalnızlığım bir ortaçağ
masalı. Ahir zaman alameti gibi saçaklarına eğilmiş, fettan...
Seninle oturuyorum
daha önce düşmediğim balkonlardan sarkıtarak sesimin hiç duyulmamış
cinlerini. Seninle bir cesedi diriltmek üzere yanarak arınan yüreğimle yediyorum
bahar diye yaşanılan küçük, kurnaz günahları. Seninle geziyorum,
küçülen küçültülen bir sinek gibi Firavun'un beynini, Nemrud'un sarayını
yıkıyorum bir karınca gibi seninle. Seninleyken kör ve çirkin bir ses gibi sokularak
yanlarına, bir abese düşürüyorum canevine. Ansızın siyah derisinden
körlenen ve asla geri gelmeyecek hacıleylek gibi uçuyor, kötürüm yolcuların,
şaşı kadınların ve üveyiklere diş bileyen kansız avcıların doluştuğu gemi gibi
batırıyorum siyahi yanımı sulara. Seninle açılıyorum açıldığımda yaratılan
dipsiz sulara. Seninle yüzüyor ve çıkıyorum kuşların kanatlarıyla derlediği
mavi kıyılara. Seninle tanıdığım eylül bu değildi. Orada ölüm en ciddi ve
ağır gizlerini değerli tutardı. Hep saklıydı sancısı. Büyüdükçe incelir, yeniden
tomurcuklanırdı, fışkırtırdı gürbüz filizlerini. En şiddetli filizkıranlardan asude
bir rüzgar olup eserdik seninle. Seninle aynı sırrı yiyen kardeşler gibi aynı
şafakta uyanır, ak alnımızı yere koyardık. Toprağı öperken duyardık ellerinin
ıslığını. Seninle doğrulur doğrulturduk saatlerimizi. Vakti gelince kızıl bir hülya
halinde şehrimizi, şehrin bize ait olmayan çehresini, giderek bize ait olduğunu
öğrendiğimiz yeryüzünün yüreğini kana boyardık. Bir güneş gibi batarken ne
solgun, ne sararmış, ne soylu sesimiz olurdu. Seninle çiğnediğimiz bu toprak,
şimdi gözlerini kılcal sözlerden de çekerek
ötedünyaya taşıdı. Seninle içtiğimiz suyun sesi paslandı, sindi dört unsurun
hakikati, sinik bir ses kaldı eylül sokağında kuru yapraklarda. Sensiz bu
sokağın adı yok, tadı kalmadı sensiz yeryüzünün. Sensizlik teneşirde suskun,
beyaz, kuru bedeni gibi babamın. Zaman zaman düşlerimize sokulan ve bizi
bir gülün kanadından geçirerek yatıştıran öfkeye benziyor şimdi hayat.
Seninle tanıyorum bu eylül sokağı, bu daha önce görmediğim patika, bu ağzı
kesik uçurtma,
bu babamın sakin, sarı cesedi...
Seninle görüyorum bu Ankara sonbaharında
inildikçe içimdeki kuytulara sızıyor. ilk kez yürüdüğümüz yalnız,
savrulan kuru yapraklar, caddelerde yanan adımlarıyla mutsuz, tedirgin
insanlar...Seninle biliyorum bu miladı yalnızlığımın, yalnızlığım bir ortaçağ
masalı. Ahir zaman alameti gibi saçaklarına eğilmiş, fettan...
Seninle oturuyorum
daha önce düşmediğim balkonlardan sarkıtarak sesimin hiç duyulmamış
cinlerini. Seninle bir cesedi diriltmek üzere yanarak arınan yüreğimle yediyorum
bahar diye yaşanılan küçük, kurnaz günahları. Seninle geziyorum,
küçülen küçültülen bir sinek gibi Firavun'un beynini, Nemrud'un sarayını
yıkıyorum bir karınca gibi seninle. Seninleyken kör ve çirkin bir ses gibi sokularak
yanlarına, bir abese düşürüyorum canevine. Ansızın siyah derisinden
körlenen ve asla geri gelmeyecek hacıleylek gibi uçuyor, kötürüm yolcuların,
şaşı kadınların ve üveyiklere diş bileyen kansız avcıların doluştuğu gemi gibi
batırıyorum siyahi yanımı sulara. Seninle açılıyorum açıldığımda yaratılan
dipsiz sulara. Seninle yüzüyor ve çıkıyorum kuşların kanatlarıyla derlediği
mavi kıyılara. Seninle tanıdığım eylül bu değildi. Orada ölüm en ciddi ve
ağır gizlerini değerli tutardı. Hep saklıydı sancısı. Büyüdükçe incelir, yeniden
tomurcuklanırdı, fışkırtırdı gürbüz filizlerini. En şiddetli filizkıranlardan asude
bir rüzgar olup eserdik seninle. Seninle aynı sırrı yiyen kardeşler gibi aynı
şafakta uyanır, ak alnımızı yere koyardık. Toprağı öperken duyardık ellerinin
ıslığını. Seninle doğrulur doğrulturduk saatlerimizi. Vakti gelince kızıl bir hülya
halinde şehrimizi, şehrin bize ait olmayan çehresini, giderek bize ait olduğunu
öğrendiğimiz yeryüzünün yüreğini kana boyardık. Bir güneş gibi batarken ne
solgun, ne sararmış, ne soylu sesimiz olurdu. Seninle çiğnediğimiz bu toprak,
şimdi gözlerini kılcal sözlerden de çekerek
ötedünyaya taşıdı. Seninle içtiğimiz suyun sesi paslandı, sindi dört unsurun
hakikati, sinik bir ses kaldı eylül sokağında kuru yapraklarda. Sensiz bu
sokağın adı yok, tadı kalmadı sensiz yeryüzünün. Sensizlik teneşirde suskun,
beyaz, kuru bedeni gibi babamın. Zaman zaman düşlerimize sokulan ve bizi
bir gülün kanadından geçirerek yatıştıran öfkeye benziyor şimdi hayat.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar