bugün
- velvet57
- yargıya güvenen varsa yazsın5
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı7
- insan olmaya ceyrek kala14
- 2026 ekonomik krizi16
- hurdacıya gidiyorum7
- kadınları aşağılamanın moda olması6
- aleksey batrakov27
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak2
- sigara içmeyi bırakmak istememek4
- hayattaki en değerli şeyler3
- ioçk silik yesin kampanyası6
- yalnızlıkla sevişmek2
- migros'a sorulacak tek soru23
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- enayimiknatisii6
- tombul efes2
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry6
- ioçk'un arto'ya benzemesi5
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- osuruktan şiirler60
- victor osimhen19
- bilinçaltı algılama4
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- kainatta her şey insanların iyiliği için yürüyor3
- g i l d e d l i l y16
- üniversiteli escort kızlar3
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi6
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar3
- the odyssey5
- güneş gözlüğüyle bir kafeye oturup dergi okumak3
- tostumu yaptım11
- ilk buluşmada bavyera halk ezgileri söyleyen kezo6
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- ona bir şey söyle6
- arkadaşlar veto ne demek8
- 1 euro 56 25 tl6
- arkadaşlar kilo aldım4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı2
- ekmek yiyip su içmeyi seven yuzır3
- avanos şu an 30 derece2
- düşünmeden eyleme geçmek3
- işedikten sonra elini yıkamayan erkek3
- hurdacıdan aldığım taklacı araba2
- herzevekil'in götçü oluşu3
- sıfırladım babacığım5
- 16 ekim 20262
- clemence baptista3
6.sınıfta iş eğitimi dersindeyiz. ayıptır söylemesi benim hiç el becerim yoktur. sınıf arkadaşlarım o derste çeyizlerini düzerlerdi, ben aldığım malzemeleri masanın üzerine bırakır ders bitene kadar onları izlerdim. her neyse, o gün dedim ki ' hadi bu derse girmeyelim, zaten okulun bitmesine 2-3 hafta kalmış, bi' şey olmaz. sağolsun arkadaşlarım hiç sorgulamadan 'haaaddiii' dedi. bir de o zamanlar sınıfımıza yeni gelen bi' arkadaşımız vardı, adı RAMAZAN. ben de geleyim mi?, dedi.bu, yeni gelen insanlarda bir gruba dahil olma çabası geleneğinden olsa gerek. ' tamam dedik, sen de gel.' biz tabi ilk kez okuldan kaçtığımız için okuldan çıktıktan sonra nereye gidilir bilmediğimizden okulun bahçesine kaçtık.(!)' vay be nasıl kaçtık' diye birbirimizi gazlıyoruz. bir arkadaşımız dedi ki sohbet böyle kuru kuru gitmez, gideyim ben bişeyler alayım, aklımızca alem yapacağız.
15 dakika sonra sınıftan bir arkadaşımız yanımıza geldi. hoca doğadaki malzemelerden neler yapabiliriz' i göstermek için sınıfı bahçeye çıkartıyor, kaçın dedi. al işte, bir idealist hoca, hiç sevmem.( hayatımın her döneminde hep böyle hocalar vardı. müzik hocamız bize ritim sınavı yapardı, dizlerimize vurarak 'düm tek tek' ' düm teke tek tek' diye ritim tutturup sınav notu verirdi. bütün müzik terimlerini bilirim, allegro, andante, alejandro(!) hepsi bende. keşke herkesin dediği ' ya bizim bir hocamız vardı, ders mers anlatmazdı, gelip gazete okuyup giderdi.' gibi bir hocamız olsaydı, belki gazete okuma alışkanlığı kazanırdık.) neyse, biz okulun duvarından atlamaya başladık. en sona bir ben, bir de hafif(!) toplu bir arkadaşım kaldı, ben atladım o da tek ayağını attı duvarın üstünde kertenkele gibi kaldı. beni tut çek dedi, onu çektim. ben çamura saplandım, o da üstüme düştü.
Biz artık gerçekten de okuldan kaçmış olduk. bir diğer arkadaşım ' kırmızı kalemi olan yok mu, ödev yapıcam ben.'dedi. dedim, bizden bir bok olmaz, böyle okuldan kaçma mı olur?neyse, biz tam dışarda otururken, müdür yardımcısının arabası ufukta gözüktü, geldi önümüzde durdu. siz niye dışardasınız, ben okula geçiyorum, siz de benim arkamdan odama gelin, dedi. aha, sıçtık, dedik. yolda bahane uydurmaya çalışıyoruz, o zamanlar dershane sınavları vardı, kırtasiye ihtiyaçlarımızı ordan karşılıyorduk defter, kalem, klasör vs. biz de sınav sonuçlarını almaya gittik, derse geç kaldık deriz, dedik. girdik müdür yardımcısının odasına. tam anlattık, hoca inandı çıkıp gidiyoruz. bir arkadaşım döndü dedi ki '' hocam biz dershaneden sınav sonucu almaya gitmedik, okuldan kaçtık.' dedi. allah belanı versin ahmet, dürüstlüğün mü tuttu?
Müdür yardımcısı ' size bir kere soracağım, doğru düzgün anlatın bana' dedi. tuğba yürek yemiş olacak ki, ' hocam biz zaten iş eğitimi hocasını sevmiyoruz, o da bizi sevmiyor, dersi de sevmiyoruz, o yüzden kaçtık' dedi. Müdür yardımcısının içinden bir hayvan çıkarak bize bağırmaya başladı. sizi disiplin kruluna(!) sevk ediyorum, dedi. (ayy götüm, ağızlara bak. üzerinden 9- 10 sene geçtikten sonra bunu söyleyebiliyorum, o zaman bunu duyduğum zaman, sümüğümü koluma silmiştim.) bak, bir ayrıntıyı atlıyordum, bu bir şeyler alalım diyen arkadaşım da bizim müdür yardımcısına yakalandığımızı duymuş, o da geldi içeri. o da salak, kaç git behlül ne işin var, hepiniz peygamber misiniz? bu ne dürüstük?
Çıktık müdür yardımcısının odasından, ama herkes nasıl ağlıyor, gittttiii kariyerimiz gititiititi, diye. ulan şimdi o çocuğa gülüyorum. her neyse, çok uzun oldu kısaltarak anlatayım artık. sınıf öğretmenimizin yanına gittik, hocam kurtarırsanız bizi siz kurtarırsınız, dedik. ben halledicem, dedi biraz rahatladık.
Akşam oldu artık, evlerimize geldik. 20:00- 20:30 gibi bir telefon geldi, babam telefonu açtı. evet hocam, ben babasıyım dedi. ben selamı okumaya başladım. (hocam, böyle mi halledilir ya, gözünüzü seveyim, filistin askısına assaydınız daha iyiydi.) telefonu kapattı, burasını anlatmayayım, dört duvar arasında olan dört duvar arasında kalır. yok yok, babam bir daha yapma, kalk bana bir çay koy dedi, kapandı konu.
Ertesi gün oldu, aynı hocanın resim dersi var, geldi sınıfa ilk bizim olduğumuz tarafa baktı. bir şeyler söyledi, hocam, yargısız infaz yapıyorsunuz, bir sorun niye okuldan kaçtık dedim, gerçekten de sordu. neden? hocam dedim, herkes sınırlı alanda aynı şeyleri bulucaktı, biz de keşif yapmak için dışarı çıktık, dedim. ( benim yüzsüzlüğümü napacağız?) hoca görüşeceğiz seninle der gibi bir bakış attı.
son artık bitiriyorum. 2 hafta sonra karne günü geldi, her zamanki gibi takdir belgesi bekliyorum. hoca başladı takdirleri saymaya, ben yokum. dedim heralde en son bana verecek, sınıf birincisi oldum heralde. sonra teşekkürleri saydı, sonra düz geçenlerin karnesini vermeye başladı. benim ismimi söyledi, dedik hocam yanlışlık var galiba. baktım, 5 5 5 5 5 4 iş eğitimi 1.
O gün anladım ki, son sözü hep hoca söylermiş...
15 dakika sonra sınıftan bir arkadaşımız yanımıza geldi. hoca doğadaki malzemelerden neler yapabiliriz' i göstermek için sınıfı bahçeye çıkartıyor, kaçın dedi. al işte, bir idealist hoca, hiç sevmem.( hayatımın her döneminde hep böyle hocalar vardı. müzik hocamız bize ritim sınavı yapardı, dizlerimize vurarak 'düm tek tek' ' düm teke tek tek' diye ritim tutturup sınav notu verirdi. bütün müzik terimlerini bilirim, allegro, andante, alejandro(!) hepsi bende. keşke herkesin dediği ' ya bizim bir hocamız vardı, ders mers anlatmazdı, gelip gazete okuyup giderdi.' gibi bir hocamız olsaydı, belki gazete okuma alışkanlığı kazanırdık.) neyse, biz okulun duvarından atlamaya başladık. en sona bir ben, bir de hafif(!) toplu bir arkadaşım kaldı, ben atladım o da tek ayağını attı duvarın üstünde kertenkele gibi kaldı. beni tut çek dedi, onu çektim. ben çamura saplandım, o da üstüme düştü.
Biz artık gerçekten de okuldan kaçmış olduk. bir diğer arkadaşım ' kırmızı kalemi olan yok mu, ödev yapıcam ben.'dedi. dedim, bizden bir bok olmaz, böyle okuldan kaçma mı olur?neyse, biz tam dışarda otururken, müdür yardımcısının arabası ufukta gözüktü, geldi önümüzde durdu. siz niye dışardasınız, ben okula geçiyorum, siz de benim arkamdan odama gelin, dedi. aha, sıçtık, dedik. yolda bahane uydurmaya çalışıyoruz, o zamanlar dershane sınavları vardı, kırtasiye ihtiyaçlarımızı ordan karşılıyorduk defter, kalem, klasör vs. biz de sınav sonuçlarını almaya gittik, derse geç kaldık deriz, dedik. girdik müdür yardımcısının odasına. tam anlattık, hoca inandı çıkıp gidiyoruz. bir arkadaşım döndü dedi ki '' hocam biz dershaneden sınav sonucu almaya gitmedik, okuldan kaçtık.' dedi. allah belanı versin ahmet, dürüstlüğün mü tuttu?
Müdür yardımcısı ' size bir kere soracağım, doğru düzgün anlatın bana' dedi. tuğba yürek yemiş olacak ki, ' hocam biz zaten iş eğitimi hocasını sevmiyoruz, o da bizi sevmiyor, dersi de sevmiyoruz, o yüzden kaçtık' dedi. Müdür yardımcısının içinden bir hayvan çıkarak bize bağırmaya başladı. sizi disiplin kruluna(!) sevk ediyorum, dedi. (ayy götüm, ağızlara bak. üzerinden 9- 10 sene geçtikten sonra bunu söyleyebiliyorum, o zaman bunu duyduğum zaman, sümüğümü koluma silmiştim.) bak, bir ayrıntıyı atlıyordum, bu bir şeyler alalım diyen arkadaşım da bizim müdür yardımcısına yakalandığımızı duymuş, o da geldi içeri. o da salak, kaç git behlül ne işin var, hepiniz peygamber misiniz? bu ne dürüstük?
Çıktık müdür yardımcısının odasından, ama herkes nasıl ağlıyor, gittttiii kariyerimiz gititiititi, diye. ulan şimdi o çocuğa gülüyorum. her neyse, çok uzun oldu kısaltarak anlatayım artık. sınıf öğretmenimizin yanına gittik, hocam kurtarırsanız bizi siz kurtarırsınız, dedik. ben halledicem, dedi biraz rahatladık.
Akşam oldu artık, evlerimize geldik. 20:00- 20:30 gibi bir telefon geldi, babam telefonu açtı. evet hocam, ben babasıyım dedi. ben selamı okumaya başladım. (hocam, böyle mi halledilir ya, gözünüzü seveyim, filistin askısına assaydınız daha iyiydi.) telefonu kapattı, burasını anlatmayayım, dört duvar arasında olan dört duvar arasında kalır. yok yok, babam bir daha yapma, kalk bana bir çay koy dedi, kapandı konu.
Ertesi gün oldu, aynı hocanın resim dersi var, geldi sınıfa ilk bizim olduğumuz tarafa baktı. bir şeyler söyledi, hocam, yargısız infaz yapıyorsunuz, bir sorun niye okuldan kaçtık dedim, gerçekten de sordu. neden? hocam dedim, herkes sınırlı alanda aynı şeyleri bulucaktı, biz de keşif yapmak için dışarı çıktık, dedim. ( benim yüzsüzlüğümü napacağız?) hoca görüşeceğiz seninle der gibi bir bakış attı.
son artık bitiriyorum. 2 hafta sonra karne günü geldi, her zamanki gibi takdir belgesi bekliyorum. hoca başladı takdirleri saymaya, ben yokum. dedim heralde en son bana verecek, sınıf birincisi oldum heralde. sonra teşekkürleri saydı, sonra düz geçenlerin karnesini vermeye başladı. benim ismimi söyledi, dedik hocam yanlışlık var galiba. baktım, 5 5 5 5 5 4 iş eğitimi 1.
O gün anladım ki, son sözü hep hoca söylermiş...
Gündemdeki Haberler