bugün
- mesih düşmanı cinli türk ateistleri26
- dilbigisisi en iyi olan yazar20
- gelecekteki sevgiliye söylenecek şeyler4
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz35
- gecenin şarkısı10
- yazarların buluşmak istediği yazar12
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri35
- chatgptyle dertleşmenin artık cidden yapılması4
- dahi anlamındaki de yi ayrı yazmayan sevgili14
- bir şeyler söyle2
- boyumun 2 cm kısalması28
- eski sevgiliyle bakkalda karşılaşmak10
- kızlar bakar mısınız13
- chatgpt ile dertleşmek7
- tutunamayanlar8
- sözlük yazarlarının ruh halini anlatan görsel11
- atatürk ün döneminde hiç üniversite kurulmaması15
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı21
- islamda namaz yoktur13
- gece açlığı6
- ölmek istemek ama ölememek5
- bol tereyağlı iskender5
- orta doğu da 4 tane ulus devlet var9
- insanlar değişmez4
- bende eksik olan ne diye düşünmek5
- uludağ sözlük en popüler yazarını seçiyor9
- flörtöz erkek iticiliği5
- anasonlu nargile4
- arkadaşlar hesabımı gizliyorum6
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü36
- chp'nin türkiye'ye yaptıkları6
- arkadaşlar sizce bu çocuk yakışıklı mı19
- 12 eylül 2026 suudi arabistanın vurulması8
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım12
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu25
- israil'e saldıran her ulus helaka uğrayacak6
- ayrılık sonrası herkesi benzetmek3
- sözlük yazarlarının mastürbasyon teknikleri6
- sözlük yazarlarını analiz eden yazar5
- her şeyin mizahı yapılmalı mı19
- nişantaşı nda 36 lı tuvalet kağıdıyla yürümek8
- gocu29
- istanbul da 2 ilçede denize girme yasağı4
- saat dokuzu beş geçe atam dolmabahçe de2
- vahiy kitabına göre kıyamet alametleri4
- yaşar dinleyen erkek10
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı74
- her ilde üniversite kurulması6
- kendi kendine nazar değdirmek3
- kiraz cicegi kolonyasi42
eğer yapınız melankoliyé yatkınsa psikosomatik belirtilerle kendini belli ettiğinde insanı daha da dibe götüren depresyon çeşididir.
kısaca anlatayım yaşadıklarımı. çocukken bile gereksiz bir ağırlık vardı üstümde. her çocuğun olabileceği kadar mutlu; bir çocuğun olamayacağı kadar mutsuzdum. lise çağlarında hep hüzünlü hep karanlık öyküler yazdım. kendimle hep içimde konuştum. hüzne alışkınım anlayacağınız. sonra üniversiteden mezun oldum üniversite yılları benim için zor bir süreçti. ama yine de yüzüm gülüyordu. okul bitince kafamdaki bazı sorularla yalnız kalmak beni derin bir karamsarlığa itti. zaten sinirime hakim olamıyordum iyice gergin memnuniyetsiz bir insana dönüştüm. geceleri uyuyamıyordum. yedigim yemeğin tadını almıyordum ki acıkayım. 10 kilo verdim. derken derken hafızamda problemler yaşamaya başladım. kalemi kağıdı unutmak gibi değil de uyandığımda odamı unutmak, toplama yapamamak, anıları unutmak, muhabbet ederken aynı soruları defalarca sormak gibi...
önce anlam veremedim bir süre sonra günlük hayatımın içine sıçmaya başladı. yavaş yavaş beynimde bir sorun olduğuna ya aptal ya da genç yaşta alzheimer olduğuma inanmaya başladım. doktora hem korkudan gidemiyordum hem alacağım sonucun kesin yanlış olacağına inanıyordum. insanlarla konuşamamaya telefonlara cevap vermemeye başladım. her yeni gün yeni bir umutsuzluktu. yaşamayı beceremediğime karar verdim. herkes bana iyi olmam gerektiğini söyleyip tavsiyeler veriyordu. bense onlarla konuşurken sadece mutsuzluk görüyordum.
bu süreç böyle devam ederken en son 36 saat uykusuz kalmaya falan başladım. ailemin zoruyla psikiyatrà gittim. nörolojik dediler çünkü hafıza problemlerim hesap ödememı bile zorlaştıracak seviyede. Ne beynimde ne hormonlarımda kanımda vs bir sorun çıkmadı ve antidepresana başladım.
antidepresan da yeterli olmadı ve şimdi terapiye başlayacağım. hayatı böyle yaşamanın ne kadar zor olduğundan bahsetmeyeceğim. ya da insanlara sürekli üzgün suratla bakmanın onları senden ne kadar uzaklaştırabileceğinden. kendini yürüyen bir üzüntü silüeti olarak insanların suratında görmenin utancından...
burası dipsiz bir kuyu, başımın içine her an binlerce iğne saplanıyor ve o an bütün iyilikler kötülükler hisler anılar üzerime yıkılıyor sanki.
kısaca dedim; uzatmış olabilirim. kısaca da anlatılmış zamanında:
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?.
kısaca anlatayım yaşadıklarımı. çocukken bile gereksiz bir ağırlık vardı üstümde. her çocuğun olabileceği kadar mutlu; bir çocuğun olamayacağı kadar mutsuzdum. lise çağlarında hep hüzünlü hep karanlık öyküler yazdım. kendimle hep içimde konuştum. hüzne alışkınım anlayacağınız. sonra üniversiteden mezun oldum üniversite yılları benim için zor bir süreçti. ama yine de yüzüm gülüyordu. okul bitince kafamdaki bazı sorularla yalnız kalmak beni derin bir karamsarlığa itti. zaten sinirime hakim olamıyordum iyice gergin memnuniyetsiz bir insana dönüştüm. geceleri uyuyamıyordum. yedigim yemeğin tadını almıyordum ki acıkayım. 10 kilo verdim. derken derken hafızamda problemler yaşamaya başladım. kalemi kağıdı unutmak gibi değil de uyandığımda odamı unutmak, toplama yapamamak, anıları unutmak, muhabbet ederken aynı soruları defalarca sormak gibi...
önce anlam veremedim bir süre sonra günlük hayatımın içine sıçmaya başladı. yavaş yavaş beynimde bir sorun olduğuna ya aptal ya da genç yaşta alzheimer olduğuma inanmaya başladım. doktora hem korkudan gidemiyordum hem alacağım sonucun kesin yanlış olacağına inanıyordum. insanlarla konuşamamaya telefonlara cevap vermemeye başladım. her yeni gün yeni bir umutsuzluktu. yaşamayı beceremediğime karar verdim. herkes bana iyi olmam gerektiğini söyleyip tavsiyeler veriyordu. bense onlarla konuşurken sadece mutsuzluk görüyordum.
bu süreç böyle devam ederken en son 36 saat uykusuz kalmaya falan başladım. ailemin zoruyla psikiyatrà gittim. nörolojik dediler çünkü hafıza problemlerim hesap ödememı bile zorlaştıracak seviyede. Ne beynimde ne hormonlarımda kanımda vs bir sorun çıkmadı ve antidepresana başladım.
antidepresan da yeterli olmadı ve şimdi terapiye başlayacağım. hayatı böyle yaşamanın ne kadar zor olduğundan bahsetmeyeceğim. ya da insanlara sürekli üzgün suratla bakmanın onları senden ne kadar uzaklaştırabileceğinden. kendini yürüyen bir üzüntü silüeti olarak insanların suratında görmenin utancından...
burası dipsiz bir kuyu, başımın içine her an binlerce iğne saplanıyor ve o an bütün iyilikler kötülükler hisler anılar üzerime yıkılıyor sanki.
kısaca dedim; uzatmış olabilirim. kısaca da anlatılmış zamanında:
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar