bugün
- gocu35
- karı kıza para yedirir misiniz6
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun9
- fakir ekeği annesi sevsin5
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü5
- tek ayak üstünde durabilen kadın3
- galatasaray'ın sporting maçı kamp kadrosu4
- bu daha büyümüyor mu diyen kız6
- uludağ sözlük size ne kattı25
- yedekte feyk hesap tutmak5
- askerde starbucks bardağıyla komutana selam vermek4
- ismettinho el gurbuzottidini de la biraderritino2
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i15
- usualsuspect'e uma thurman'ı atıp kaçmak3
- s'i l v'e r m'i s t35
- diyor google2
- geceyedir küsmelerim2
- 8 eylül 20262
- sözlük yazarlarına tavsiye2
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- veli toplantisi2
- yazarların benzedikleri ünlüler5
- nasıl birisiniz7
- çamurun yürüyen konuşan haliyiz2
- dünya çirkin diyenler yunanistana gitsin2
- günlük 935 lira2
- kız düşürmenin kısa yolu16
- çomar sürüsü3
- her gördüğü yeşillikte mangal yakan insan3
- sürekli geçmişe dönmek isteyen insan5
- true koş3
- annenin sizi ayıplaması2
- vanlı kara haydar2
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması14
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak6
- kuşburnu marmelatı3
- muslettin amca10
- mavi kart2
- enayimiknatisii34
- bugünkü halinden memnun olan insan3
- yörük kızı15
- serhat kılıç24
- her şeyi hatırlayan insan4
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz2
- al bundy2
- dün fetöcu olanlar bugün bize fetöcü diyor2
- anın görüntüsü24
- bir anda gelen temizlik perileri2
- novus magister2
- lan birak ayak yapmayi2
Perihan Mağden Reha Muhtar'ı eliştiren şöyle bir bir yazı yazmıştır*...
Televizyon yazarları neyi kapıyor?
Hayatımızın yeterince televizyonlaşmış olmadığını mı düşünmekteler; ya da gazetelerimizin (genel kanının aksine) 'ağır' 'başlı' kaçtığını mı? Böyle bir 'dışardan aşılamayla' reyting patlaması yaşanacağını mı?
Ama Papyon Adam Reha Muhtar'a, kamu arazisi boyutlarında bir köşe azmanı açıverdiler. Ve fakat Muhtar, nasıl kabiliyetsiz çıktı köşe kapmacılık konusunda değil de, içini doldurma konusunda -anlatamam.
Hıncal Uluç'un sittin sene alıntılamalara doyamadığı 'Tavuk Çorbası' filan bile; Muhtar'ın muhtemelen internette dokuz bin tur atarak anca bulabildiği 'Çocuk Kalbi', 'Polyanna'yı Ben de Sevmiştim', 'Primitif Bir Zihin için Bernard Shaw dahi Heidegger Ağırlğındadır: Fazla Kaçar' vari sitelerden alıntıladığı zırvaduyguboşulumcukların karşısında, 'uzuneser' filan kaçar-
Neyse, köşe çekmeye başladı. Yine de Muhtar, kendi muhayyilesinden en hoş yaşanmışlıklar olarak bulup çıkardığı 'Kızım Ayşe Nazlı' anılarını bile bir türlü dolduramayıp illa bir 'ağlayan palyaço aslında kaderinden utanıyor' 'çocuğun aradığı elmas, meğer tavuk kümesinde gizliymiş' tarzı demodelikte bir inci internet hikâyelemesiyle ancak şişirip şişirip yine de tamamına erdiremiyor!
Ekranda belki de alameti farikası olarak kanıksadığımız Türkçe bozuklukları ve mantık düşüklükleri, basılı kağıdın üstünde bas bas bas bağırıyor. 'Bırak beni! Bırak beni! imza: Köşe.'
Bu arada Megalo Muhtar'ın yaptığı 'anlaşılamamış, boş yere eleştirilmiş dâhilerden' alıntılar, artıkça artıyorlar'. Beethoven'le de özdeşleşirim, Einstein'la da: imza: Reha.'
Türkiye sanırım harca harca harcanamayan değerlerin, emekliye bir türlü ayrılamayan egoların diyarı. Güner Ümit dışında ıskartaya çıkarmaya muvaffak olabildiğimiz kimse; olabildi mi?
Hürriyet'te köşecilikte epeyce denenmiş bulunan Cem Özer'in, çene şovculuğunun son zamanlarında nasıl da otobiyografik soslarla bezenmiş 'Fukara oğlanın babası, aslında o gece kahrından ölen palyaçoydu' hikâyelemelerine abandıkça battığını da hatırlayın bir. (Battı da, şimdilerde fırlaması yakındır. Hacıyatmaz, Çakaralmazlar Diyarı.)
Hoş (olumlu senaryo) elinin kalem tutmazlığına başkaları da uyanmış olmalı ki; müstesna beyinlerin katılımıyla 'Kadın dırdırı var mıdır?' üstüne bir Ateş Hattı düzenledi Muhtar. Ve köşe topaçlamacılığına kıyasla pırlanta gibi parlamaktaydı münazara şişesi: Epeyce eğlendirici ve sürükleyiciydi esasında var olmayan bir tartışma olaraktan.
Ahmet Hakan Coşkun'un oldukça başarılı ve kıta TC üstündeki hemen her şeye alabildiğine heveskâr köşeciliğine geçişinin verdiği baş dönme hissi de 'Haydi televizyon şöhretlerinden birer de yazıcı çıkaralım' ruh haline yol vermiş olabilir. Gazetelerin fevkalade tıkanmış bir vaziyette oldukları ortada.
Ama muhabirlere önem ve değer vererek, sansürsüz haberciliğin önünü açmak yerine, zaten köşeci bolluğundan boğulmasına ramak kalmış gazeteciliğimize verilen bu televizyon öpücüklerini-
Bakın magazin ilaveleri başka hikâye. Armağan Çağlayan hakikaten üstün yeteneksizliğiyle yarışmacılara çımkırdığı kadar şişman, detone ve sözleri unutulmuş şarkıcılık muadili yazı(r)lamalarıyla) Kelebek'e oldu mu? Bence oldu. Orda yani başka ne olsundu?
Günaydın'ında da Sabah'ın, yeni bir kalemin hem-en farkına vardım. Ayşe Özyılmazel (Neco'nun Kızı?) bir kere tıkıs tıkıs yazmıyor; şu gibi akıp gidiyor yazıları. (Ki bu Allah vergisi bir yetenektir.) Türkçesi bir dolu zorlamanınki gibi ıksırıp tıksırmıyor. Bu Hiçlik/Magazincilik Gençliği'nin kendine mahsus diliyle ve üstelik komik de (bu da yine ya vardır, ya yoktur: öyle tepinmeyle edinilmez) yazıyor. Yazabiliyor.
Peki de, Hıncal Bey'in köşesinde bir zamandır izlediğimiz Sevgi'nin Bahçesi'yle bu hanım kızımız aynı kişi değil mi? Eğer iki ayrı yazar söz konusuysa, diğeri hakkında yapmış olduğumuz 'Avrupa Yakası'nın Selin'inin köşe yazarı olmuş hali' benzetmemizi bu ikisi (ya da biri) için (yeniden) yapabiliriz. Böyle konuşup dolaşıp yaşayan Tiki kızlar var ve ben onların deli saçması mevzularını ve alabildiğine light bakış açılarını izlemeyi, son derece matrak buluyorum.
Ama gazeteciliğin çıkış yönünü gösteren ok, itilip kakılan/sansüre uğrayan/adam yerine konmayan/hiçbir konuda görüşü alınmayan/inisiyatifini geliştirip kullanmasına izin verilmeyen muhabirlere yeniden önem ve değer vererek: Daha MiT'iyle, itiyle, Yargıtay'ıyla, satılmışıyla, mafyasıyla, vurguncusuyla, adaletsizcisiyle, yerel yönetimsiziyle, muhalefetsizliğiyle, şunuyla bunuyla bu naçar ülkenin gözlerimizin önünde hallaç pamuğu gibi atılıp TEMiZE ÇEKiLMESiNE vesile olunmasında, olunabilmesinde yatıyor.
Gerisi süstür. Püstür. Olsa da çeşit katar; olmasa da olabilir. Gazetelerin de bu nedenle, her geçen gün çekmesidir. Ufalıp daralıp giderek yok olmasıdır. imha etmesidir. Kendi. Kendini.
Perihan Mağden
Radikal
Televizyon yazarları neyi kapıyor?
Hayatımızın yeterince televizyonlaşmış olmadığını mı düşünmekteler; ya da gazetelerimizin (genel kanının aksine) 'ağır' 'başlı' kaçtığını mı? Böyle bir 'dışardan aşılamayla' reyting patlaması yaşanacağını mı?
Ama Papyon Adam Reha Muhtar'a, kamu arazisi boyutlarında bir köşe azmanı açıverdiler. Ve fakat Muhtar, nasıl kabiliyetsiz çıktı köşe kapmacılık konusunda değil de, içini doldurma konusunda -anlatamam.
Hıncal Uluç'un sittin sene alıntılamalara doyamadığı 'Tavuk Çorbası' filan bile; Muhtar'ın muhtemelen internette dokuz bin tur atarak anca bulabildiği 'Çocuk Kalbi', 'Polyanna'yı Ben de Sevmiştim', 'Primitif Bir Zihin için Bernard Shaw dahi Heidegger Ağırlğındadır: Fazla Kaçar' vari sitelerden alıntıladığı zırvaduyguboşulumcukların karşısında, 'uzuneser' filan kaçar-
Neyse, köşe çekmeye başladı. Yine de Muhtar, kendi muhayyilesinden en hoş yaşanmışlıklar olarak bulup çıkardığı 'Kızım Ayşe Nazlı' anılarını bile bir türlü dolduramayıp illa bir 'ağlayan palyaço aslında kaderinden utanıyor' 'çocuğun aradığı elmas, meğer tavuk kümesinde gizliymiş' tarzı demodelikte bir inci internet hikâyelemesiyle ancak şişirip şişirip yine de tamamına erdiremiyor!
Ekranda belki de alameti farikası olarak kanıksadığımız Türkçe bozuklukları ve mantık düşüklükleri, basılı kağıdın üstünde bas bas bas bağırıyor. 'Bırak beni! Bırak beni! imza: Köşe.'
Bu arada Megalo Muhtar'ın yaptığı 'anlaşılamamış, boş yere eleştirilmiş dâhilerden' alıntılar, artıkça artıyorlar'. Beethoven'le de özdeşleşirim, Einstein'la da: imza: Reha.'
Türkiye sanırım harca harca harcanamayan değerlerin, emekliye bir türlü ayrılamayan egoların diyarı. Güner Ümit dışında ıskartaya çıkarmaya muvaffak olabildiğimiz kimse; olabildi mi?
Hürriyet'te köşecilikte epeyce denenmiş bulunan Cem Özer'in, çene şovculuğunun son zamanlarında nasıl da otobiyografik soslarla bezenmiş 'Fukara oğlanın babası, aslında o gece kahrından ölen palyaçoydu' hikâyelemelerine abandıkça battığını da hatırlayın bir. (Battı da, şimdilerde fırlaması yakındır. Hacıyatmaz, Çakaralmazlar Diyarı.)
Hoş (olumlu senaryo) elinin kalem tutmazlığına başkaları da uyanmış olmalı ki; müstesna beyinlerin katılımıyla 'Kadın dırdırı var mıdır?' üstüne bir Ateş Hattı düzenledi Muhtar. Ve köşe topaçlamacılığına kıyasla pırlanta gibi parlamaktaydı münazara şişesi: Epeyce eğlendirici ve sürükleyiciydi esasında var olmayan bir tartışma olaraktan.
Ahmet Hakan Coşkun'un oldukça başarılı ve kıta TC üstündeki hemen her şeye alabildiğine heveskâr köşeciliğine geçişinin verdiği baş dönme hissi de 'Haydi televizyon şöhretlerinden birer de yazıcı çıkaralım' ruh haline yol vermiş olabilir. Gazetelerin fevkalade tıkanmış bir vaziyette oldukları ortada.
Ama muhabirlere önem ve değer vererek, sansürsüz haberciliğin önünü açmak yerine, zaten köşeci bolluğundan boğulmasına ramak kalmış gazeteciliğimize verilen bu televizyon öpücüklerini-
Bakın magazin ilaveleri başka hikâye. Armağan Çağlayan hakikaten üstün yeteneksizliğiyle yarışmacılara çımkırdığı kadar şişman, detone ve sözleri unutulmuş şarkıcılık muadili yazı(r)lamalarıyla) Kelebek'e oldu mu? Bence oldu. Orda yani başka ne olsundu?
Günaydın'ında da Sabah'ın, yeni bir kalemin hem-en farkına vardım. Ayşe Özyılmazel (Neco'nun Kızı?) bir kere tıkıs tıkıs yazmıyor; şu gibi akıp gidiyor yazıları. (Ki bu Allah vergisi bir yetenektir.) Türkçesi bir dolu zorlamanınki gibi ıksırıp tıksırmıyor. Bu Hiçlik/Magazincilik Gençliği'nin kendine mahsus diliyle ve üstelik komik de (bu da yine ya vardır, ya yoktur: öyle tepinmeyle edinilmez) yazıyor. Yazabiliyor.
Peki de, Hıncal Bey'in köşesinde bir zamandır izlediğimiz Sevgi'nin Bahçesi'yle bu hanım kızımız aynı kişi değil mi? Eğer iki ayrı yazar söz konusuysa, diğeri hakkında yapmış olduğumuz 'Avrupa Yakası'nın Selin'inin köşe yazarı olmuş hali' benzetmemizi bu ikisi (ya da biri) için (yeniden) yapabiliriz. Böyle konuşup dolaşıp yaşayan Tiki kızlar var ve ben onların deli saçması mevzularını ve alabildiğine light bakış açılarını izlemeyi, son derece matrak buluyorum.
Ama gazeteciliğin çıkış yönünü gösteren ok, itilip kakılan/sansüre uğrayan/adam yerine konmayan/hiçbir konuda görüşü alınmayan/inisiyatifini geliştirip kullanmasına izin verilmeyen muhabirlere yeniden önem ve değer vererek: Daha MiT'iyle, itiyle, Yargıtay'ıyla, satılmışıyla, mafyasıyla, vurguncusuyla, adaletsizcisiyle, yerel yönetimsiziyle, muhalefetsizliğiyle, şunuyla bunuyla bu naçar ülkenin gözlerimizin önünde hallaç pamuğu gibi atılıp TEMiZE ÇEKiLMESiNE vesile olunmasında, olunabilmesinde yatıyor.
Gerisi süstür. Püstür. Olsa da çeşit katar; olmasa da olabilir. Gazetelerin de bu nedenle, her geçen gün çekmesidir. Ufalıp daralıp giderek yok olmasıdır. imha etmesidir. Kendi. Kendini.
Perihan Mağden
Radikal
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar