bugün
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi20
- futbola aykırı bir fikrini yaz8
- ortada bir yolsuzluk olmaması26
- stoacılığın kişisel gelişim endüstrisine satılması4
- cem yılmaz vs deniz göktaş3
- albea var mı abi düşük kilometreli10
- 28 eylül dünya kuduz günü2
- koca aramiyorum ki3
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- erdoğan'ın wüst'ü kabulü3
- sözlük erkeklerinin duygusal olması3
- sözlükte olgun insan var mı2
- melih gökçek soruşturması ne oldu21
- koca arayan sozlukçü3
- 2003 model seymbol alınır mı3
- kolesterol6
- hasım olan mafya liderlerini kim barıştırır4
- romanya53
- bir şey söyle13
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- akp nin arzu ettiği muhalif tipi6
- yağmurdan nefret etmek9
- tassagi mengeneye sıkıştıran kocaoglan2
- meme yalarken düşünülen şeyler8
- sevgiliden duyulan en acı cümle3
- uğurcan çakır4
- yağmuru romantik bulan tip5
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları23
- jaguar2
- silvermist'in bininci entrysini kutluyoruz2
- fatma betülleri doyurmak5
- netanyahu'ya vatana ihanet suçlaması3
- adam yine kazanacak5
- neye en çok ne kadar sustunuz2
- diyabet3
- hapiste kalanlardan kira bedeli alınması3
- sözlükçe aç kalsak birbirimizi yer miyiz3
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz24
- sözlüğün meme platformuna dönmesi8
- fatma betül sayan kaya39
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur34
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis9
- toplum baskısı yüzünden entry girememek2
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı5
- 28 eylül 2026 deniz göktaş'ın ilk duruşması5
- dünya61
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi15
- konya misafirperverliği2
- almanya25
- heyt bey'nin fon olayından para kazanmış olması7
Söyleyen ne güzel söylemiş: “Her kemâlin bir zevâli, her zevâlin bir kemâli var!”
Hayat dediğimiz bu tek yönlü mecburi yolculukta, vaktimizin çoğunu, doğrudan veya dolaylı olarak insanlarla iletişim kurarak geçiriyoruz. Hem de doğumumuzdan ölümümüze kadar.
Fakat toplumsal değer yargıları, ailemizden aldığımız kültür değerleri, yaşadığımız çevre ve arkadaş bildiklerimizin baskıları; insani ilişkilerimizin bir çok ön kabule bağlı olmasına sebep oluyor.
Her gün, “Aman onun zaten babası şöyle bir insan”, “Aman o zaten fakir” , “Aman o zaten işsiz” gibi yüzlerce stigmayla işaretlenen insanlarla karşılaşmıyor muyuz hepimiz?
Kişilerin özüne inmeden, kişiliklerine bile sıra gelmeden, en acımasız eleştirileri veya en yanlış yüceltmeleri konduranlar bizler değil miyiz?
Bir insanı, işsiz, başarısız, suratsız, çirkin vs şekilde aşağılamak veya zengin, başarılı, mutlu, güzel olmalarına bakarak yüceltmek, aynı hastalıklı önyargılarımızın tezahürü değil mi?
Bugün işsiz olanın yarın milyarder, bugün asık suratlı olanın yarın neşeli, bugün çirkin sanılanın zamanla güzel olmayacağından, hangi temellere dayanarak emin olabiliyoruz?
Hem bunlara dayanarak insani ilişkilerini düzenleyenlerin, ani değişimlerde nasıl da şapşallaştıklarını, bireysel iletişimlerini bir çizgiye oturtamadıkları için nasıl sevimsiz görüldüklerini bile bile; nasıl oluyor da ön yargılarımızın boyunduruğundan sıyrılamıyoruz?
Herhalde bütün bunlar, kendimizi olduğumuzdan çok daha yukarılarda görmemize sebep olan büyüklenme arzumuzun sonucu.
Hiçbir şeyi tayin etme, yönetme, yok etme gücümüzün olmadığı bir dünyada, bu külhanbeyi tavırlarımızın başka bir anlamı olabilir mi?
Bugünün işsizi yarının patronu, bugünün mutsuzu yarının en mutlusu, bugünün aşağılananı yarının el üstünde tutulanı olacak.
Yani, “Her kemâlin bir zevâli, her zevâlin bir kemâli var.”
Yarın, bugün başkalarına yaptıklarınızdan utanmak istemiyorsanız; bugün utanılacak iş yapmayacaksınız.
Sıradan insanlar gibi yok olmak istemiyorsanız, sıradan insanlar gibi davranmayacaksınız.
Yarın ağlamak istemiyorsanız, hiç kusura bakmayın, bugün kimseyi ağlatmayacaksınız.
Hayat dediğimiz bu tek yönlü mecburi yolculukta, vaktimizin çoğunu, doğrudan veya dolaylı olarak insanlarla iletişim kurarak geçiriyoruz. Hem de doğumumuzdan ölümümüze kadar.
Fakat toplumsal değer yargıları, ailemizden aldığımız kültür değerleri, yaşadığımız çevre ve arkadaş bildiklerimizin baskıları; insani ilişkilerimizin bir çok ön kabule bağlı olmasına sebep oluyor.
Her gün, “Aman onun zaten babası şöyle bir insan”, “Aman o zaten fakir” , “Aman o zaten işsiz” gibi yüzlerce stigmayla işaretlenen insanlarla karşılaşmıyor muyuz hepimiz?
Kişilerin özüne inmeden, kişiliklerine bile sıra gelmeden, en acımasız eleştirileri veya en yanlış yüceltmeleri konduranlar bizler değil miyiz?
Bir insanı, işsiz, başarısız, suratsız, çirkin vs şekilde aşağılamak veya zengin, başarılı, mutlu, güzel olmalarına bakarak yüceltmek, aynı hastalıklı önyargılarımızın tezahürü değil mi?
Bugün işsiz olanın yarın milyarder, bugün asık suratlı olanın yarın neşeli, bugün çirkin sanılanın zamanla güzel olmayacağından, hangi temellere dayanarak emin olabiliyoruz?
Hem bunlara dayanarak insani ilişkilerini düzenleyenlerin, ani değişimlerde nasıl da şapşallaştıklarını, bireysel iletişimlerini bir çizgiye oturtamadıkları için nasıl sevimsiz görüldüklerini bile bile; nasıl oluyor da ön yargılarımızın boyunduruğundan sıyrılamıyoruz?
Herhalde bütün bunlar, kendimizi olduğumuzdan çok daha yukarılarda görmemize sebep olan büyüklenme arzumuzun sonucu.
Hiçbir şeyi tayin etme, yönetme, yok etme gücümüzün olmadığı bir dünyada, bu külhanbeyi tavırlarımızın başka bir anlamı olabilir mi?
Bugünün işsizi yarının patronu, bugünün mutsuzu yarının en mutlusu, bugünün aşağılananı yarının el üstünde tutulanı olacak.
Yani, “Her kemâlin bir zevâli, her zevâlin bir kemâli var.”
Yarın, bugün başkalarına yaptıklarınızdan utanmak istemiyorsanız; bugün utanılacak iş yapmayacaksınız.
Sıradan insanlar gibi yok olmak istemiyorsanız, sıradan insanlar gibi davranmayacaksınız.
Yarın ağlamak istemiyorsanız, hiç kusura bakmayın, bugün kimseyi ağlatmayacaksınız.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar