bugün
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey12
- akp'nin kemalistleşmesi4
- cenneti arzulayan örnek yaşam sürer5
- barbunya pilakisi seven bokkefali4
- samsak döveci9
- sözlüğün yeni tasarımı22
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar7
- memur olup sıradan bir hayatla geberip gitmek8
- sözlük yazarlarının su bardakları6
- keyif kaçıran şeyler3
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi10
- masterchef 20263
- tinto brass12
- aponun villası9
- opel vectra b4
- italyan arabaları3
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- galatasaray amed operasyonu4
- holocaust2
- pforzheim toplum mürşidi piizci ismed efendi2
- kimseye ihtiyaç duymamak5
- bik bik'in gerçek yüzü2
- rüyada hiç gitmediğin mekanı görmek4
- paranın mutluluk getirmemesi7
- uludede ile hacca gitmek3
- kötü bir insan mıyım ben5
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- konuşurken anladın mı deyip duran tip6
- hayal garip2
- sense and sensibility2
- atatürk denilince akla ilk gelen takım2
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri4
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- royal starla kuş pazarına gitmek2
- terhis oluyorum sözlük21
- belediye ruhsat birimi3
- şikayet et butonunun çalışmaması2
- sözlüğün en ılık yazarı3
- hababam sınıfı3
- küfürlü atasözleri4
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- açık beğen2
- kaçak akım rölesi3
- fatma betül sayan kaya28
- günaydın kızlar4
- kendi yanağından makas almak3
- kafayı kıran geliyor3
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- aşk16
kapital-izm. Bizi tarihin gördüğü zirzoplardan olmamaya, kimsenin adamı olmamış ve olmayacak olanlardan olmamıza engel olan bir izmdir. Komünizm, sosyalizm, hümanizm, faşizm.. gibi. Bizi bir takım davranış kalıplarına sokan, aile algımızı, dost arkadaş algımızı değiştiren bizi çağa uygun hale sokmaya çalışan bir izm. Çağa uygun hale getiremeyince de nevrozlu, anormal, sosyopat olarak dışlayan toplumsal dünyanın kendini uyuşturma silahı.
Bilmem kaç kanallı televizyonlar, 24 saat sıcak su, ellerimizden düşürmediğimiz cep telefonları, her birimizi sabahın köründe kaldıran eve ekmek götürmenin şerefini ta içimize işlemeyi başarmış olan geleneğin yozlaşmış hali.
Televizyonların içine gömülüp saf duygularımızı bir değişime tabii tutan, bizi saflıktan ayıran değiştiren geliştiren eksilten..
Sıcak bir yuvanın güzel bir eşin hayalleri dolaşır zihnimizde. Ailenin rolü o anaç, babacan koruyucu sahiplenici özellikleri. Çocukluğumuzda hep istediğimiz en havalı meslek, en güzel kadınla evlenmek, güzel arabalara sahip olmak. Eksik ya da fazla her birimiz isteriz bunları.
Ama gün gelip te hayallerimizde ki ne o yuvanın yuva, ne kadının kadın, ne arabaların yalnız binek aracı olmadığını anlamamız pek uzun sürmez.
içine girdiğimizde anlarız. Aslında hayalini kurduğumuz -bize ait olan- yuvamızın, hayallerimizdeki ardıl düşünceleri olmayan güzel kadının, bize zevk verdiğini yaparken mutlu olduğumuzu düşlediğimiz işin dünya tarafından değiştirildiğini. Aslında hayallerimizin gerçek olmaktan çok uzak kaldığını.
Gerçek dünyadaki ailede çocuklar ebevenylerine yalanlar söyler, anneler televizyon başından ayrılmazlar, can sıkıntısını giderebilmek için kendi içlerinde altın günü, kadınların özel sohbetlerini icat ederler. Çalışmayan annelerin işten yorgun argın gelen babanın yolunu gözleyip evi çekip çevirmekle görevli olduğunu. Ve anlarsın. Bunu yaparken biraz olsun rahatlayabilmek için o kadın programlarını izlediğini, en büyük keyiflerinin pazardan marketten alışveriş yapmak olduğunu, kader ortakları kadınlar ile bir araya gelip dedikodu yapmayı, fal bakmayı geliştirdiklerini. Mobilyalarının karşı komşunun mobilyalarından daha iyi olmasını dilediklerini, hatta ileri gidip kendi çocuklarının başarısını bir kıyaslama aracı olarak gördüklerini.
Çocukken hayalini kurduğun o güzel dünyanın aslında hiçte güzel olmadığını hiçte masum olmadığını fark ettiğin an büyürsün.
Babanın işten yorgun argın eve gelip televizyonun karşısında elinde kumanda ile uyuklamasını seyredersin. Haftanın 5 günü kanını ve terini nasıl sattığını görürsün. Bazen yozlaşma ve dönüştürme o kadar ileri gider ki, artık ne eski baba figürünü, ne de ailenin o eski halini görebilirsiniz.
Baba facebookundan güzel kadınları arattığında, hayalinizdeki o güzel kadının içine işlemiş o çirkef o artık ona ait olmuş sonradan eklemeleri fark ettiğinizde.
Sevgiliniz olur, anlık duygu değişimlerini o kadar hızlı bir şekilde yaşarsınız ki aşık olmadığınızı bildiğiniz halde aşk acısı çektiğinize yemin edebileceğiniz anlarınız olur. Dayatmayı o kadar benimsersiniz ki. Kıskançlık kaprislerini, tüm eski efsaneler kadar içinizde hissedersiniz.
Kapitalizm dünyanın başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir. Ve bu felaket herkesi içine almayı başarmış tufan özelliğini insanın içinde olanları ortaya çıkarmasına borçludur.
Kim ne derse desin hiç bir sistem hiç bir akım hiç bir ideoloji ya da düşünce taraftarları onu içselleştirmediği sürece gelişemez, ilerleyemez.
Kapital-izm ilerledi ve bu ilerlemesi hiç bir akımın olmadığı kadar hızlı oldu. Hiçbir sistemin yerleşmediği kadar yerleşti. Hiç bir düşüncenin bulmadığı kadar taraftar buldu. Çünkü içimize işlemeyi başardı.
içimize işlemeyi başardı çünkü içimizde olanları ortaya çıkardı. insanoğlunun o bütün kötü yanlarını çıkarabildi ortaya. Üstelik bunu yaparken bize değiştirerek yansıtmayı o kadar başardı ki bırakın şikayet etmeyi savunur hale getirdi.
öyle bir hale getirdi ki değişen, yozlaşan dünyada zaten anlamsız olan varoluşunuzu anlarsınız. Evet anlamsızlığı anlarsınız. Bu sistem olmasa da anlamsızlığın hep baki olduğunu, aslında tüm o değerleri, kuralları, kurumları bizim yarattığımızı. Şeref, namus, doğru, yanlış önermelerimizin, normlarımızın insan eliyle oluşturulmuş bir işleve mutlaka hizmet ettiğini anlarsınız.
Ama yine de merak ediyorum ben. Zaten anlamsız olan bu dünyanın bu anlamsızlığını tüm o görmemek için her gün aldığımız o uyuşturucuların aslında hiçliği yaşamamak için icat edildiğini ben zaten anlayacaktım. Ama belki bu siktiğim kapitalizmi olmasa daha geç anlardım. Belki tüm o uyuşmamızı sağlayanlar bu kadar yapmacık olmasaydı, tüm o ilişkiler bu kadar menfaatçi bu kadar çirkef olmasaydı.. Belki hayallerimle birazcık olsun örtüşebilseydi şu dünyanız. Belki o zaman daha geç anlardım, daha geç anlardım da en azından bir kaç yıl normal bir insan gibi yaşardım. Olmaz mıydı ?
Bilmem kaç kanallı televizyonlar, 24 saat sıcak su, ellerimizden düşürmediğimiz cep telefonları, her birimizi sabahın köründe kaldıran eve ekmek götürmenin şerefini ta içimize işlemeyi başarmış olan geleneğin yozlaşmış hali.
Televizyonların içine gömülüp saf duygularımızı bir değişime tabii tutan, bizi saflıktan ayıran değiştiren geliştiren eksilten..
Sıcak bir yuvanın güzel bir eşin hayalleri dolaşır zihnimizde. Ailenin rolü o anaç, babacan koruyucu sahiplenici özellikleri. Çocukluğumuzda hep istediğimiz en havalı meslek, en güzel kadınla evlenmek, güzel arabalara sahip olmak. Eksik ya da fazla her birimiz isteriz bunları.
Ama gün gelip te hayallerimizde ki ne o yuvanın yuva, ne kadının kadın, ne arabaların yalnız binek aracı olmadığını anlamamız pek uzun sürmez.
içine girdiğimizde anlarız. Aslında hayalini kurduğumuz -bize ait olan- yuvamızın, hayallerimizdeki ardıl düşünceleri olmayan güzel kadının, bize zevk verdiğini yaparken mutlu olduğumuzu düşlediğimiz işin dünya tarafından değiştirildiğini. Aslında hayallerimizin gerçek olmaktan çok uzak kaldığını.
Gerçek dünyadaki ailede çocuklar ebevenylerine yalanlar söyler, anneler televizyon başından ayrılmazlar, can sıkıntısını giderebilmek için kendi içlerinde altın günü, kadınların özel sohbetlerini icat ederler. Çalışmayan annelerin işten yorgun argın gelen babanın yolunu gözleyip evi çekip çevirmekle görevli olduğunu. Ve anlarsın. Bunu yaparken biraz olsun rahatlayabilmek için o kadın programlarını izlediğini, en büyük keyiflerinin pazardan marketten alışveriş yapmak olduğunu, kader ortakları kadınlar ile bir araya gelip dedikodu yapmayı, fal bakmayı geliştirdiklerini. Mobilyalarının karşı komşunun mobilyalarından daha iyi olmasını dilediklerini, hatta ileri gidip kendi çocuklarının başarısını bir kıyaslama aracı olarak gördüklerini.
Çocukken hayalini kurduğun o güzel dünyanın aslında hiçte güzel olmadığını hiçte masum olmadığını fark ettiğin an büyürsün.
Babanın işten yorgun argın eve gelip televizyonun karşısında elinde kumanda ile uyuklamasını seyredersin. Haftanın 5 günü kanını ve terini nasıl sattığını görürsün. Bazen yozlaşma ve dönüştürme o kadar ileri gider ki, artık ne eski baba figürünü, ne de ailenin o eski halini görebilirsiniz.
Baba facebookundan güzel kadınları arattığında, hayalinizdeki o güzel kadının içine işlemiş o çirkef o artık ona ait olmuş sonradan eklemeleri fark ettiğinizde.
Sevgiliniz olur, anlık duygu değişimlerini o kadar hızlı bir şekilde yaşarsınız ki aşık olmadığınızı bildiğiniz halde aşk acısı çektiğinize yemin edebileceğiniz anlarınız olur. Dayatmayı o kadar benimsersiniz ki. Kıskançlık kaprislerini, tüm eski efsaneler kadar içinizde hissedersiniz.
Kapitalizm dünyanın başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir. Ve bu felaket herkesi içine almayı başarmış tufan özelliğini insanın içinde olanları ortaya çıkarmasına borçludur.
Kim ne derse desin hiç bir sistem hiç bir akım hiç bir ideoloji ya da düşünce taraftarları onu içselleştirmediği sürece gelişemez, ilerleyemez.
Kapital-izm ilerledi ve bu ilerlemesi hiç bir akımın olmadığı kadar hızlı oldu. Hiçbir sistemin yerleşmediği kadar yerleşti. Hiç bir düşüncenin bulmadığı kadar taraftar buldu. Çünkü içimize işlemeyi başardı.
içimize işlemeyi başardı çünkü içimizde olanları ortaya çıkardı. insanoğlunun o bütün kötü yanlarını çıkarabildi ortaya. Üstelik bunu yaparken bize değiştirerek yansıtmayı o kadar başardı ki bırakın şikayet etmeyi savunur hale getirdi.
öyle bir hale getirdi ki değişen, yozlaşan dünyada zaten anlamsız olan varoluşunuzu anlarsınız. Evet anlamsızlığı anlarsınız. Bu sistem olmasa da anlamsızlığın hep baki olduğunu, aslında tüm o değerleri, kuralları, kurumları bizim yarattığımızı. Şeref, namus, doğru, yanlış önermelerimizin, normlarımızın insan eliyle oluşturulmuş bir işleve mutlaka hizmet ettiğini anlarsınız.
Ama yine de merak ediyorum ben. Zaten anlamsız olan bu dünyanın bu anlamsızlığını tüm o görmemek için her gün aldığımız o uyuşturucuların aslında hiçliği yaşamamak için icat edildiğini ben zaten anlayacaktım. Ama belki bu siktiğim kapitalizmi olmasa daha geç anlardım. Belki tüm o uyuşmamızı sağlayanlar bu kadar yapmacık olmasaydı, tüm o ilişkiler bu kadar menfaatçi bu kadar çirkef olmasaydı.. Belki hayallerimle birazcık olsun örtüşebilseydi şu dünyanız. Belki o zaman daha geç anlardım, daha geç anlardım da en azından bir kaç yıl normal bir insan gibi yaşardım. Olmaz mıydı ?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com