bugün
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri53
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı31
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile4
- turkanime tv2
- osimhensiz galatasaray4
- istanbul'dan izmit'e yürümek2
- yüz milyonluk ülke on milyona karşı3
- futbolun barbarca bir oyun olması2
- iltica16
- 19 eylül 2026 başakşehir gençlerbirliği maçı2
- sanat2
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı2
- pazar sabahı 08 00 da uyanmak2
- claudian clouds33
- rafael leao4
- enerji bakanı alparslan bayraktar portresi3
- 0 0 711
- okan buruk8
- barça bu galatasaray'a kaç atar2
- salah ne koydu ama2
- izmir2
- kuçukuçuokanınçükü2
- sözlük kızlarının kekleri24
- insan ne ister6
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı4
- ilkay ve goollllll ts 4 gs 52
- kadınlar8
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru3
- anne4
- yaşanmamışların yası6
- önyargı3
- galatahahahahahaha4
- kuran3
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız7
- cok da abartmaya gerek uok6
- anın görüntüsü25
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- yazarların akşam yemekleri6
- buzdolabının kapağını açıp boş boş bakmak5
- islamda namaz yoktur30
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- meriç dükalığı8
- fusya semsiyeli yabanci22
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- doktor2
- dantelli sütyen takan erkek12
- ölümden korkuyor musunuz17
- sevdiğiniz yazarlar8
- kürdistan10
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği6
kapital-izm. Bizi tarihin gördüğü zirzoplardan olmamaya, kimsenin adamı olmamış ve olmayacak olanlardan olmamıza engel olan bir izmdir. Komünizm, sosyalizm, hümanizm, faşizm.. gibi. Bizi bir takım davranış kalıplarına sokan, aile algımızı, dost arkadaş algımızı değiştiren bizi çağa uygun hale sokmaya çalışan bir izm. Çağa uygun hale getiremeyince de nevrozlu, anormal, sosyopat olarak dışlayan toplumsal dünyanın kendini uyuşturma silahı.
Bilmem kaç kanallı televizyonlar, 24 saat sıcak su, ellerimizden düşürmediğimiz cep telefonları, her birimizi sabahın köründe kaldıran eve ekmek götürmenin şerefini ta içimize işlemeyi başarmış olan geleneğin yozlaşmış hali.
Televizyonların içine gömülüp saf duygularımızı bir değişime tabii tutan, bizi saflıktan ayıran değiştiren geliştiren eksilten..
Sıcak bir yuvanın güzel bir eşin hayalleri dolaşır zihnimizde. Ailenin rolü o anaç, babacan koruyucu sahiplenici özellikleri. Çocukluğumuzda hep istediğimiz en havalı meslek, en güzel kadınla evlenmek, güzel arabalara sahip olmak. Eksik ya da fazla her birimiz isteriz bunları.
Ama gün gelip te hayallerimizde ki ne o yuvanın yuva, ne kadının kadın, ne arabaların yalnız binek aracı olmadığını anlamamız pek uzun sürmez.
içine girdiğimizde anlarız. Aslında hayalini kurduğumuz -bize ait olan- yuvamızın, hayallerimizdeki ardıl düşünceleri olmayan güzel kadının, bize zevk verdiğini yaparken mutlu olduğumuzu düşlediğimiz işin dünya tarafından değiştirildiğini. Aslında hayallerimizin gerçek olmaktan çok uzak kaldığını.
Gerçek dünyadaki ailede çocuklar ebevenylerine yalanlar söyler, anneler televizyon başından ayrılmazlar, can sıkıntısını giderebilmek için kendi içlerinde altın günü, kadınların özel sohbetlerini icat ederler. Çalışmayan annelerin işten yorgun argın gelen babanın yolunu gözleyip evi çekip çevirmekle görevli olduğunu. Ve anlarsın. Bunu yaparken biraz olsun rahatlayabilmek için o kadın programlarını izlediğini, en büyük keyiflerinin pazardan marketten alışveriş yapmak olduğunu, kader ortakları kadınlar ile bir araya gelip dedikodu yapmayı, fal bakmayı geliştirdiklerini. Mobilyalarının karşı komşunun mobilyalarından daha iyi olmasını dilediklerini, hatta ileri gidip kendi çocuklarının başarısını bir kıyaslama aracı olarak gördüklerini.
Çocukken hayalini kurduğun o güzel dünyanın aslında hiçte güzel olmadığını hiçte masum olmadığını fark ettiğin an büyürsün.
Babanın işten yorgun argın eve gelip televizyonun karşısında elinde kumanda ile uyuklamasını seyredersin. Haftanın 5 günü kanını ve terini nasıl sattığını görürsün. Bazen yozlaşma ve dönüştürme o kadar ileri gider ki, artık ne eski baba figürünü, ne de ailenin o eski halini görebilirsiniz.
Baba facebookundan güzel kadınları arattığında, hayalinizdeki o güzel kadının içine işlemiş o çirkef o artık ona ait olmuş sonradan eklemeleri fark ettiğinizde.
Sevgiliniz olur, anlık duygu değişimlerini o kadar hızlı bir şekilde yaşarsınız ki aşık olmadığınızı bildiğiniz halde aşk acısı çektiğinize yemin edebileceğiniz anlarınız olur. Dayatmayı o kadar benimsersiniz ki. Kıskançlık kaprislerini, tüm eski efsaneler kadar içinizde hissedersiniz.
Kapitalizm dünyanın başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir. Ve bu felaket herkesi içine almayı başarmış tufan özelliğini insanın içinde olanları ortaya çıkarmasına borçludur.
Kim ne derse desin hiç bir sistem hiç bir akım hiç bir ideoloji ya da düşünce taraftarları onu içselleştirmediği sürece gelişemez, ilerleyemez.
Kapital-izm ilerledi ve bu ilerlemesi hiç bir akımın olmadığı kadar hızlı oldu. Hiçbir sistemin yerleşmediği kadar yerleşti. Hiç bir düşüncenin bulmadığı kadar taraftar buldu. Çünkü içimize işlemeyi başardı.
içimize işlemeyi başardı çünkü içimizde olanları ortaya çıkardı. insanoğlunun o bütün kötü yanlarını çıkarabildi ortaya. Üstelik bunu yaparken bize değiştirerek yansıtmayı o kadar başardı ki bırakın şikayet etmeyi savunur hale getirdi.
öyle bir hale getirdi ki değişen, yozlaşan dünyada zaten anlamsız olan varoluşunuzu anlarsınız. Evet anlamsızlığı anlarsınız. Bu sistem olmasa da anlamsızlığın hep baki olduğunu, aslında tüm o değerleri, kuralları, kurumları bizim yarattığımızı. Şeref, namus, doğru, yanlış önermelerimizin, normlarımızın insan eliyle oluşturulmuş bir işleve mutlaka hizmet ettiğini anlarsınız.
Ama yine de merak ediyorum ben. Zaten anlamsız olan bu dünyanın bu anlamsızlığını tüm o görmemek için her gün aldığımız o uyuşturucuların aslında hiçliği yaşamamak için icat edildiğini ben zaten anlayacaktım. Ama belki bu siktiğim kapitalizmi olmasa daha geç anlardım. Belki tüm o uyuşmamızı sağlayanlar bu kadar yapmacık olmasaydı, tüm o ilişkiler bu kadar menfaatçi bu kadar çirkef olmasaydı.. Belki hayallerimle birazcık olsun örtüşebilseydi şu dünyanız. Belki o zaman daha geç anlardım, daha geç anlardım da en azından bir kaç yıl normal bir insan gibi yaşardım. Olmaz mıydı ?
Bilmem kaç kanallı televizyonlar, 24 saat sıcak su, ellerimizden düşürmediğimiz cep telefonları, her birimizi sabahın köründe kaldıran eve ekmek götürmenin şerefini ta içimize işlemeyi başarmış olan geleneğin yozlaşmış hali.
Televizyonların içine gömülüp saf duygularımızı bir değişime tabii tutan, bizi saflıktan ayıran değiştiren geliştiren eksilten..
Sıcak bir yuvanın güzel bir eşin hayalleri dolaşır zihnimizde. Ailenin rolü o anaç, babacan koruyucu sahiplenici özellikleri. Çocukluğumuzda hep istediğimiz en havalı meslek, en güzel kadınla evlenmek, güzel arabalara sahip olmak. Eksik ya da fazla her birimiz isteriz bunları.
Ama gün gelip te hayallerimizde ki ne o yuvanın yuva, ne kadının kadın, ne arabaların yalnız binek aracı olmadığını anlamamız pek uzun sürmez.
içine girdiğimizde anlarız. Aslında hayalini kurduğumuz -bize ait olan- yuvamızın, hayallerimizdeki ardıl düşünceleri olmayan güzel kadının, bize zevk verdiğini yaparken mutlu olduğumuzu düşlediğimiz işin dünya tarafından değiştirildiğini. Aslında hayallerimizin gerçek olmaktan çok uzak kaldığını.
Gerçek dünyadaki ailede çocuklar ebevenylerine yalanlar söyler, anneler televizyon başından ayrılmazlar, can sıkıntısını giderebilmek için kendi içlerinde altın günü, kadınların özel sohbetlerini icat ederler. Çalışmayan annelerin işten yorgun argın gelen babanın yolunu gözleyip evi çekip çevirmekle görevli olduğunu. Ve anlarsın. Bunu yaparken biraz olsun rahatlayabilmek için o kadın programlarını izlediğini, en büyük keyiflerinin pazardan marketten alışveriş yapmak olduğunu, kader ortakları kadınlar ile bir araya gelip dedikodu yapmayı, fal bakmayı geliştirdiklerini. Mobilyalarının karşı komşunun mobilyalarından daha iyi olmasını dilediklerini, hatta ileri gidip kendi çocuklarının başarısını bir kıyaslama aracı olarak gördüklerini.
Çocukken hayalini kurduğun o güzel dünyanın aslında hiçte güzel olmadığını hiçte masum olmadığını fark ettiğin an büyürsün.
Babanın işten yorgun argın eve gelip televizyonun karşısında elinde kumanda ile uyuklamasını seyredersin. Haftanın 5 günü kanını ve terini nasıl sattığını görürsün. Bazen yozlaşma ve dönüştürme o kadar ileri gider ki, artık ne eski baba figürünü, ne de ailenin o eski halini görebilirsiniz.
Baba facebookundan güzel kadınları arattığında, hayalinizdeki o güzel kadının içine işlemiş o çirkef o artık ona ait olmuş sonradan eklemeleri fark ettiğinizde.
Sevgiliniz olur, anlık duygu değişimlerini o kadar hızlı bir şekilde yaşarsınız ki aşık olmadığınızı bildiğiniz halde aşk acısı çektiğinize yemin edebileceğiniz anlarınız olur. Dayatmayı o kadar benimsersiniz ki. Kıskançlık kaprislerini, tüm eski efsaneler kadar içinizde hissedersiniz.
Kapitalizm dünyanın başına gelmiş en büyük felaketlerden biridir. Ve bu felaket herkesi içine almayı başarmış tufan özelliğini insanın içinde olanları ortaya çıkarmasına borçludur.
Kim ne derse desin hiç bir sistem hiç bir akım hiç bir ideoloji ya da düşünce taraftarları onu içselleştirmediği sürece gelişemez, ilerleyemez.
Kapital-izm ilerledi ve bu ilerlemesi hiç bir akımın olmadığı kadar hızlı oldu. Hiçbir sistemin yerleşmediği kadar yerleşti. Hiç bir düşüncenin bulmadığı kadar taraftar buldu. Çünkü içimize işlemeyi başardı.
içimize işlemeyi başardı çünkü içimizde olanları ortaya çıkardı. insanoğlunun o bütün kötü yanlarını çıkarabildi ortaya. Üstelik bunu yaparken bize değiştirerek yansıtmayı o kadar başardı ki bırakın şikayet etmeyi savunur hale getirdi.
öyle bir hale getirdi ki değişen, yozlaşan dünyada zaten anlamsız olan varoluşunuzu anlarsınız. Evet anlamsızlığı anlarsınız. Bu sistem olmasa da anlamsızlığın hep baki olduğunu, aslında tüm o değerleri, kuralları, kurumları bizim yarattığımızı. Şeref, namus, doğru, yanlış önermelerimizin, normlarımızın insan eliyle oluşturulmuş bir işleve mutlaka hizmet ettiğini anlarsınız.
Ama yine de merak ediyorum ben. Zaten anlamsız olan bu dünyanın bu anlamsızlığını tüm o görmemek için her gün aldığımız o uyuşturucuların aslında hiçliği yaşamamak için icat edildiğini ben zaten anlayacaktım. Ama belki bu siktiğim kapitalizmi olmasa daha geç anlardım. Belki tüm o uyuşmamızı sağlayanlar bu kadar yapmacık olmasaydı, tüm o ilişkiler bu kadar menfaatçi bu kadar çirkef olmasaydı.. Belki hayallerimle birazcık olsun örtüşebilseydi şu dünyanız. Belki o zaman daha geç anlardım, daha geç anlardım da en azından bir kaç yıl normal bir insan gibi yaşardım. Olmaz mıydı ?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar