bugün
- ak parti merkez yürütme kurulu toplantısı4
- gece sokakta koşarak 31 çeken kolsuz cüce görmek5
- habire1275
- habire12 adamdır37
- izmirli kızların verici olması34
- atatürk düşmanı it sürüsü3
- mutsuzluğun en büyük nedeni15
- sssilvermist22
- fil8
- kaplan7
- timsah5
- kartal6
- ben geldim naneler13
- insan kaynakları4
- zebra4
- aslan8
- iş bulamamak4
- claudian clouds kadındır12
- cilgincapkin13
- erkeklerin artık adım atmaktan korkması20
- sansürsüz tarih2
- aldığınız en ilginç iltifat3
- gaz fren debriyaja aynı anda basarsak ne olur16
- gammazların tarafsız olması gerekliliği26
- hakkımda bilmeniz gerekenler34
- anın görüntüsü18
- deccal'in sozluge gelmesi10
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları14
- arkadaşlar sizce bu takım elbise güzel mi15
- nickten isim tahmini yapmak25
- sözlük kızları bizim neyimizdir sorunsalı11
- messi'yi savunan adamla ahbaplık etmem5
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası19
- kafa dağıtmalık şarkı önerileri5
- yazarların almak istediği hediyeler4
- ben senin yerinde olsam5
- sözlük erkeklerinin 1 90 dan kısa olmaması10
- yorgun mermi13
- tas kafa traşlı hırt sorunu3
- sözlükteki kavganın amacı5
- yeni parti46
- arap gel oğlum5
- yarası olan gocudur5
- gece denize girmek12
- temmuz6
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- bir ay çaylak olmak4
- suca suruklenen cocuk7
- çilek reçeli vs vişne reçeli9
- burhaniye6
Neden Hamza Hamzaoğlu ile üç yıl devam mantıklı?
Büyük liglerde dev takımların başında başarılar kazanmış, en üst seviyede, dünyaca itibara sahip (ve emekliliği gelmemiş) hocalarla yaşanacak temel sorun; bunların isteyeceği bütçeleri ve kadroları kuramayacak olmamız. Mancini ile bunu daha yeni tecrübe ettik. Bu adamların o başarıları kazandıkları takımlar, herhangi bir mevkinin 3. adamının dahi milyonlar değerinde yıldızlar olduğu dev bütçeli takımlar. Ayrıca bu hocalar haklı olarak en üst düzeyde ve kalabalık ekipleriyle gelmek istiyorlar ki bu bile mevcut yapımızda altından kalkılması güç bir ekstra maddi yük. Kendi isteyecekleri paraya girmiyorum bile.
Bunun bir alt seviyesinde yabancı hocalara gelelim, bir kere olmazsa olmaz -uyum-problemi var karşımızda. Bu tarz 'yabancı' hocalar, geçmiş kariyerlerinde etkileyici başarılara sahip olanlar bile, tanımadıkları, huyunu-suyunu bilmedikleri bu tuhaf futbol ortamında bocalıyorlar. Olmaz mı, uyum sağlayan da olabilir elbette, ama hangi seçenek için böyle bir uyumun, doku tutmasının, bir olası başarının garantisi verilebilir ki? Çalışmadığımız, bilmediğimiz, ülkeyi, ortamı yeni tanıyacak hangi hoca için (bu Hamza'dan daha başarılı olur Avrupa'da veya Türkiye'de) diyebiliriz ki?
Prandelli ile yaşadığımız tecrübe malum. CL'deki en kötü performansımızı yaşadık. Belki kendince hasletleri olan bir hocaydı ama uyum olmadı işte.
Hamza'nın Maç sonu konuşmaları, sorulara verdiği yanıtları falan izleyin mesela. Gayet zeki, düzgün ifadeli, aklıbaşında bir adam. Sneijder'le ilgili olası sıkıntıyı da baştan itibaren çok zekice toparladı bence. Sneijder'in; Hamzaoğlu'nun teknik direktörlüğünü Mourinho'nunkine benzettiği söylenince (ki Terzi bunu haybeye, yağcılık olsun diye falan söylemez, adamın yapısında da kültüründe de böyle bir şey yok) verdiği yanıt da çok zekiceydi.
Bu yıl bizde görünen oydu ki, adam elindeki malzemeyi işleyebiliyor. geçmişinde de özetle şunlar var:
Kısa süren ve "bütün futbolcuların terkettiği, iflas etmiş Malatyaspor" tecrübesi var. Ardından, 2 puanla son sıradaki Eyüpsporun başına geçiyor ligin 5. haftasında. Ve son sırada aldığı takımı playoff finaline kadar taşıyor.
Ertesi yıl küme düşmüş ve krizde Denizli'nin başına geçiyor ve ilk yarıyı lider bitiriyor. ikinci yarının ikinci maçında kendi sahasında Gaziantep belediyeye 1-0 yenilince, yönetimle kimbilir neler yaşanıyor ki istifa ediyor. (Aslında gelin bu şartlarda düzgün hocalar yetişmesini bekleyin)
Ardından bitime 10 hafta kala; o anda düşme hattında ve -bir maç fazlası olmasına rağmen- en yakın rakibinden 4 puan geride Akhisar'ın başına geçiyor. Bu 10 haftada bir çeşit mucizeyi gerçekleştirerek Akhisar'ı 1. ligde tutmayı başarıyor. Ve hemen ertesi yıl Akhisar'ı bu gayya kuyusu 1. ligde şampiyon yapıyor ve takım tarihinde ilk defa süper lige çıkıyor.
Süper ligde 13-14 oyuncusunu bozmadan devam ediyor. Takım ligin en düşük bütçeli ve en az transfer yapan takımı (en fazla kazanan oyuncunun ücreti 300.000 Euro). Devre arasında yaptığı iki nokta transfer Gekas ve Bilal Kısa ve bunlardan aldığı çarpıcı katkı ile takımı bu şartlarda süper ligde tutmayı başarıyor. Gekas büyükleri bile imrendiren bir golcü olarak gıptayla izleniyor. Bilal Kısa'dan ise öyle bir performans alıyor ki, adını kimsenin doğru dürüst hatırlamadığı Bilal Kısa 7,5 yıl aradan sonra yeniden milli takıma çağrılıyor.
(Bakın bence en önemli hocalık meziyetlerinden biri, oyunculardan en üst seviyede performans almaktır. Bu adamın hem geçmişiyle hem bu yıl bizim takımdaki bir çok örnekle bunu çok iyi başarabildiği ortada)
Ertesi yıl Gekas'ı kaybeden kadroya, Senegal'den Oumar Niasse'ı buluyor Hamzaoğlu. Adam ülkesi dışında sadece Norveç liginde 3 maç oynamış ve sakatlanarak Senegal'e geri dönmüş. Niasse 350 bin Euro'luk ücret ile transfer olduğu ligimizde gol ve asistleriyle yıldızlaşıyor ve iki yılın sonunda 5.5 milyon Euro'ya Rus ekibi Lokomotif Moskova'ya transfer oluyor. Hamza o sezonda 4 büyüklerden en fazla puan alan teknik direktör ünvanını alıyor.
Bu yıl bizde gerçekleştirdiklerini tekrar gündeme getirmiyorum. Tecrübesiz mi, evet. Yaşayacak, yaşayacağız. Görecek, göreceğiz...
Bence bu şansı fazlasıyla haketti.
Büyük liglerde dev takımların başında başarılar kazanmış, en üst seviyede, dünyaca itibara sahip (ve emekliliği gelmemiş) hocalarla yaşanacak temel sorun; bunların isteyeceği bütçeleri ve kadroları kuramayacak olmamız. Mancini ile bunu daha yeni tecrübe ettik. Bu adamların o başarıları kazandıkları takımlar, herhangi bir mevkinin 3. adamının dahi milyonlar değerinde yıldızlar olduğu dev bütçeli takımlar. Ayrıca bu hocalar haklı olarak en üst düzeyde ve kalabalık ekipleriyle gelmek istiyorlar ki bu bile mevcut yapımızda altından kalkılması güç bir ekstra maddi yük. Kendi isteyecekleri paraya girmiyorum bile.
Bunun bir alt seviyesinde yabancı hocalara gelelim, bir kere olmazsa olmaz -uyum-problemi var karşımızda. Bu tarz 'yabancı' hocalar, geçmiş kariyerlerinde etkileyici başarılara sahip olanlar bile, tanımadıkları, huyunu-suyunu bilmedikleri bu tuhaf futbol ortamında bocalıyorlar. Olmaz mı, uyum sağlayan da olabilir elbette, ama hangi seçenek için böyle bir uyumun, doku tutmasının, bir olası başarının garantisi verilebilir ki? Çalışmadığımız, bilmediğimiz, ülkeyi, ortamı yeni tanıyacak hangi hoca için (bu Hamza'dan daha başarılı olur Avrupa'da veya Türkiye'de) diyebiliriz ki?
Prandelli ile yaşadığımız tecrübe malum. CL'deki en kötü performansımızı yaşadık. Belki kendince hasletleri olan bir hocaydı ama uyum olmadı işte.
Hamza'nın Maç sonu konuşmaları, sorulara verdiği yanıtları falan izleyin mesela. Gayet zeki, düzgün ifadeli, aklıbaşında bir adam. Sneijder'le ilgili olası sıkıntıyı da baştan itibaren çok zekice toparladı bence. Sneijder'in; Hamzaoğlu'nun teknik direktörlüğünü Mourinho'nunkine benzettiği söylenince (ki Terzi bunu haybeye, yağcılık olsun diye falan söylemez, adamın yapısında da kültüründe de böyle bir şey yok) verdiği yanıt da çok zekiceydi.
Bu yıl bizde görünen oydu ki, adam elindeki malzemeyi işleyebiliyor. geçmişinde de özetle şunlar var:
Kısa süren ve "bütün futbolcuların terkettiği, iflas etmiş Malatyaspor" tecrübesi var. Ardından, 2 puanla son sıradaki Eyüpsporun başına geçiyor ligin 5. haftasında. Ve son sırada aldığı takımı playoff finaline kadar taşıyor.
Ertesi yıl küme düşmüş ve krizde Denizli'nin başına geçiyor ve ilk yarıyı lider bitiriyor. ikinci yarının ikinci maçında kendi sahasında Gaziantep belediyeye 1-0 yenilince, yönetimle kimbilir neler yaşanıyor ki istifa ediyor. (Aslında gelin bu şartlarda düzgün hocalar yetişmesini bekleyin)
Ardından bitime 10 hafta kala; o anda düşme hattında ve -bir maç fazlası olmasına rağmen- en yakın rakibinden 4 puan geride Akhisar'ın başına geçiyor. Bu 10 haftada bir çeşit mucizeyi gerçekleştirerek Akhisar'ı 1. ligde tutmayı başarıyor. Ve hemen ertesi yıl Akhisar'ı bu gayya kuyusu 1. ligde şampiyon yapıyor ve takım tarihinde ilk defa süper lige çıkıyor.
Süper ligde 13-14 oyuncusunu bozmadan devam ediyor. Takım ligin en düşük bütçeli ve en az transfer yapan takımı (en fazla kazanan oyuncunun ücreti 300.000 Euro). Devre arasında yaptığı iki nokta transfer Gekas ve Bilal Kısa ve bunlardan aldığı çarpıcı katkı ile takımı bu şartlarda süper ligde tutmayı başarıyor. Gekas büyükleri bile imrendiren bir golcü olarak gıptayla izleniyor. Bilal Kısa'dan ise öyle bir performans alıyor ki, adını kimsenin doğru dürüst hatırlamadığı Bilal Kısa 7,5 yıl aradan sonra yeniden milli takıma çağrılıyor.
(Bakın bence en önemli hocalık meziyetlerinden biri, oyunculardan en üst seviyede performans almaktır. Bu adamın hem geçmişiyle hem bu yıl bizim takımdaki bir çok örnekle bunu çok iyi başarabildiği ortada)
Ertesi yıl Gekas'ı kaybeden kadroya, Senegal'den Oumar Niasse'ı buluyor Hamzaoğlu. Adam ülkesi dışında sadece Norveç liginde 3 maç oynamış ve sakatlanarak Senegal'e geri dönmüş. Niasse 350 bin Euro'luk ücret ile transfer olduğu ligimizde gol ve asistleriyle yıldızlaşıyor ve iki yılın sonunda 5.5 milyon Euro'ya Rus ekibi Lokomotif Moskova'ya transfer oluyor. Hamza o sezonda 4 büyüklerden en fazla puan alan teknik direktör ünvanını alıyor.
Bu yıl bizde gerçekleştirdiklerini tekrar gündeme getirmiyorum. Tecrübesiz mi, evet. Yaşayacak, yaşayacağız. Görecek, göreceğiz...
Bence bu şansı fazlasıyla haketti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar