bugün
- fatma betül sayan kaya35
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir13
- güne bir nostaljik şarkı bırak ulen9
- dünya59
- romanya9
- furkan bölükbaşı'nın açlık feryadı6
- ne yapsam iyi olur9
- melih gökçek soruşturması ne oldu4
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur28
- başka ülkelre vatandşlk başvrsu yapn milltvekilri8
- haluk levent vs fatma betül sayan kaya3
- apo'ya villa yapılması5
- türkiye'nin husi çatışmasına dahil olma eğilimi4
- anın görüntüsü31
- rusya4
- pazar günü akşama kadar uyumak2
- pazar günü bile çalışan ezik5
- tip'in dem gibi akp den taraf olması3
- pazar günü gezmesine takım elbise ile çıkmak3
- binyamin netanyahu3
- mahir çayan deniz gezmiş ölmeseydi olabilecekler3
- furkan bölükbaşı2
- bana onu sormayin diamond bey birader midir3
- türkçe vs fransızca4
- filtre kahve2
- rambo ariel ortega4
- gürcistan3
- xvala bere4
- tiktok4
- günümüz türk muziğinin çöp olması3
- arapça3
- sadece kuran ile salat namaz olamaz3
- obradovic ten sonra fenerbahçe basket'in bitmesi2
- sarapci koala hatayi10
- kosova2
- filistin2
- zengin akpli kızların çok daha güzel olması17
- koklayarak öpmek16
- hem sırrı süreyyacı hem atatürkçü olmak5
- arkadaşlar ben uyusam ayıp olur mu4
- somali2
- ferrarili trbaünlı2
- dört ayda yüzde yirmi bin kazanmak3
- ellerim boş gönlüm hos2
- belçika5
- beni yeterince sevseydiniz daha çok eksilerdiniz2
- türkiye7
- sözlükteki anlık online sayısı4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- sabahları sevilen şeyler6
Neden Hamza Hamzaoğlu ile üç yıl devam mantıklı?
Büyük liglerde dev takımların başında başarılar kazanmış, en üst seviyede, dünyaca itibara sahip (ve emekliliği gelmemiş) hocalarla yaşanacak temel sorun; bunların isteyeceği bütçeleri ve kadroları kuramayacak olmamız. Mancini ile bunu daha yeni tecrübe ettik. Bu adamların o başarıları kazandıkları takımlar, herhangi bir mevkinin 3. adamının dahi milyonlar değerinde yıldızlar olduğu dev bütçeli takımlar. Ayrıca bu hocalar haklı olarak en üst düzeyde ve kalabalık ekipleriyle gelmek istiyorlar ki bu bile mevcut yapımızda altından kalkılması güç bir ekstra maddi yük. Kendi isteyecekleri paraya girmiyorum bile.
Bunun bir alt seviyesinde yabancı hocalara gelelim, bir kere olmazsa olmaz -uyum-problemi var karşımızda. Bu tarz 'yabancı' hocalar, geçmiş kariyerlerinde etkileyici başarılara sahip olanlar bile, tanımadıkları, huyunu-suyunu bilmedikleri bu tuhaf futbol ortamında bocalıyorlar. Olmaz mı, uyum sağlayan da olabilir elbette, ama hangi seçenek için böyle bir uyumun, doku tutmasının, bir olası başarının garantisi verilebilir ki? Çalışmadığımız, bilmediğimiz, ülkeyi, ortamı yeni tanıyacak hangi hoca için (bu Hamza'dan daha başarılı olur Avrupa'da veya Türkiye'de) diyebiliriz ki?
Prandelli ile yaşadığımız tecrübe malum. CL'deki en kötü performansımızı yaşadık. Belki kendince hasletleri olan bir hocaydı ama uyum olmadı işte.
Hamza'nın Maç sonu konuşmaları, sorulara verdiği yanıtları falan izleyin mesela. Gayet zeki, düzgün ifadeli, aklıbaşında bir adam. Sneijder'le ilgili olası sıkıntıyı da baştan itibaren çok zekice toparladı bence. Sneijder'in; Hamzaoğlu'nun teknik direktörlüğünü Mourinho'nunkine benzettiği söylenince (ki Terzi bunu haybeye, yağcılık olsun diye falan söylemez, adamın yapısında da kültüründe de böyle bir şey yok) verdiği yanıt da çok zekiceydi.
Bu yıl bizde görünen oydu ki, adam elindeki malzemeyi işleyebiliyor. geçmişinde de özetle şunlar var:
Kısa süren ve "bütün futbolcuların terkettiği, iflas etmiş Malatyaspor" tecrübesi var. Ardından, 2 puanla son sıradaki Eyüpsporun başına geçiyor ligin 5. haftasında. Ve son sırada aldığı takımı playoff finaline kadar taşıyor.
Ertesi yıl küme düşmüş ve krizde Denizli'nin başına geçiyor ve ilk yarıyı lider bitiriyor. ikinci yarının ikinci maçında kendi sahasında Gaziantep belediyeye 1-0 yenilince, yönetimle kimbilir neler yaşanıyor ki istifa ediyor. (Aslında gelin bu şartlarda düzgün hocalar yetişmesini bekleyin)
Ardından bitime 10 hafta kala; o anda düşme hattında ve -bir maç fazlası olmasına rağmen- en yakın rakibinden 4 puan geride Akhisar'ın başına geçiyor. Bu 10 haftada bir çeşit mucizeyi gerçekleştirerek Akhisar'ı 1. ligde tutmayı başarıyor. Ve hemen ertesi yıl Akhisar'ı bu gayya kuyusu 1. ligde şampiyon yapıyor ve takım tarihinde ilk defa süper lige çıkıyor.
Süper ligde 13-14 oyuncusunu bozmadan devam ediyor. Takım ligin en düşük bütçeli ve en az transfer yapan takımı (en fazla kazanan oyuncunun ücreti 300.000 Euro). Devre arasında yaptığı iki nokta transfer Gekas ve Bilal Kısa ve bunlardan aldığı çarpıcı katkı ile takımı bu şartlarda süper ligde tutmayı başarıyor. Gekas büyükleri bile imrendiren bir golcü olarak gıptayla izleniyor. Bilal Kısa'dan ise öyle bir performans alıyor ki, adını kimsenin doğru dürüst hatırlamadığı Bilal Kısa 7,5 yıl aradan sonra yeniden milli takıma çağrılıyor.
(Bakın bence en önemli hocalık meziyetlerinden biri, oyunculardan en üst seviyede performans almaktır. Bu adamın hem geçmişiyle hem bu yıl bizim takımdaki bir çok örnekle bunu çok iyi başarabildiği ortada)
Ertesi yıl Gekas'ı kaybeden kadroya, Senegal'den Oumar Niasse'ı buluyor Hamzaoğlu. Adam ülkesi dışında sadece Norveç liginde 3 maç oynamış ve sakatlanarak Senegal'e geri dönmüş. Niasse 350 bin Euro'luk ücret ile transfer olduğu ligimizde gol ve asistleriyle yıldızlaşıyor ve iki yılın sonunda 5.5 milyon Euro'ya Rus ekibi Lokomotif Moskova'ya transfer oluyor. Hamza o sezonda 4 büyüklerden en fazla puan alan teknik direktör ünvanını alıyor.
Bu yıl bizde gerçekleştirdiklerini tekrar gündeme getirmiyorum. Tecrübesiz mi, evet. Yaşayacak, yaşayacağız. Görecek, göreceğiz...
Bence bu şansı fazlasıyla haketti.
Büyük liglerde dev takımların başında başarılar kazanmış, en üst seviyede, dünyaca itibara sahip (ve emekliliği gelmemiş) hocalarla yaşanacak temel sorun; bunların isteyeceği bütçeleri ve kadroları kuramayacak olmamız. Mancini ile bunu daha yeni tecrübe ettik. Bu adamların o başarıları kazandıkları takımlar, herhangi bir mevkinin 3. adamının dahi milyonlar değerinde yıldızlar olduğu dev bütçeli takımlar. Ayrıca bu hocalar haklı olarak en üst düzeyde ve kalabalık ekipleriyle gelmek istiyorlar ki bu bile mevcut yapımızda altından kalkılması güç bir ekstra maddi yük. Kendi isteyecekleri paraya girmiyorum bile.
Bunun bir alt seviyesinde yabancı hocalara gelelim, bir kere olmazsa olmaz -uyum-problemi var karşımızda. Bu tarz 'yabancı' hocalar, geçmiş kariyerlerinde etkileyici başarılara sahip olanlar bile, tanımadıkları, huyunu-suyunu bilmedikleri bu tuhaf futbol ortamında bocalıyorlar. Olmaz mı, uyum sağlayan da olabilir elbette, ama hangi seçenek için böyle bir uyumun, doku tutmasının, bir olası başarının garantisi verilebilir ki? Çalışmadığımız, bilmediğimiz, ülkeyi, ortamı yeni tanıyacak hangi hoca için (bu Hamza'dan daha başarılı olur Avrupa'da veya Türkiye'de) diyebiliriz ki?
Prandelli ile yaşadığımız tecrübe malum. CL'deki en kötü performansımızı yaşadık. Belki kendince hasletleri olan bir hocaydı ama uyum olmadı işte.
Hamza'nın Maç sonu konuşmaları, sorulara verdiği yanıtları falan izleyin mesela. Gayet zeki, düzgün ifadeli, aklıbaşında bir adam. Sneijder'le ilgili olası sıkıntıyı da baştan itibaren çok zekice toparladı bence. Sneijder'in; Hamzaoğlu'nun teknik direktörlüğünü Mourinho'nunkine benzettiği söylenince (ki Terzi bunu haybeye, yağcılık olsun diye falan söylemez, adamın yapısında da kültüründe de böyle bir şey yok) verdiği yanıt da çok zekiceydi.
Bu yıl bizde görünen oydu ki, adam elindeki malzemeyi işleyebiliyor. geçmişinde de özetle şunlar var:
Kısa süren ve "bütün futbolcuların terkettiği, iflas etmiş Malatyaspor" tecrübesi var. Ardından, 2 puanla son sıradaki Eyüpsporun başına geçiyor ligin 5. haftasında. Ve son sırada aldığı takımı playoff finaline kadar taşıyor.
Ertesi yıl küme düşmüş ve krizde Denizli'nin başına geçiyor ve ilk yarıyı lider bitiriyor. ikinci yarının ikinci maçında kendi sahasında Gaziantep belediyeye 1-0 yenilince, yönetimle kimbilir neler yaşanıyor ki istifa ediyor. (Aslında gelin bu şartlarda düzgün hocalar yetişmesini bekleyin)
Ardından bitime 10 hafta kala; o anda düşme hattında ve -bir maç fazlası olmasına rağmen- en yakın rakibinden 4 puan geride Akhisar'ın başına geçiyor. Bu 10 haftada bir çeşit mucizeyi gerçekleştirerek Akhisar'ı 1. ligde tutmayı başarıyor. Ve hemen ertesi yıl Akhisar'ı bu gayya kuyusu 1. ligde şampiyon yapıyor ve takım tarihinde ilk defa süper lige çıkıyor.
Süper ligde 13-14 oyuncusunu bozmadan devam ediyor. Takım ligin en düşük bütçeli ve en az transfer yapan takımı (en fazla kazanan oyuncunun ücreti 300.000 Euro). Devre arasında yaptığı iki nokta transfer Gekas ve Bilal Kısa ve bunlardan aldığı çarpıcı katkı ile takımı bu şartlarda süper ligde tutmayı başarıyor. Gekas büyükleri bile imrendiren bir golcü olarak gıptayla izleniyor. Bilal Kısa'dan ise öyle bir performans alıyor ki, adını kimsenin doğru dürüst hatırlamadığı Bilal Kısa 7,5 yıl aradan sonra yeniden milli takıma çağrılıyor.
(Bakın bence en önemli hocalık meziyetlerinden biri, oyunculardan en üst seviyede performans almaktır. Bu adamın hem geçmişiyle hem bu yıl bizim takımdaki bir çok örnekle bunu çok iyi başarabildiği ortada)
Ertesi yıl Gekas'ı kaybeden kadroya, Senegal'den Oumar Niasse'ı buluyor Hamzaoğlu. Adam ülkesi dışında sadece Norveç liginde 3 maç oynamış ve sakatlanarak Senegal'e geri dönmüş. Niasse 350 bin Euro'luk ücret ile transfer olduğu ligimizde gol ve asistleriyle yıldızlaşıyor ve iki yılın sonunda 5.5 milyon Euro'ya Rus ekibi Lokomotif Moskova'ya transfer oluyor. Hamza o sezonda 4 büyüklerden en fazla puan alan teknik direktör ünvanını alıyor.
Bu yıl bizde gerçekleştirdiklerini tekrar gündeme getirmiyorum. Tecrübesiz mi, evet. Yaşayacak, yaşayacağız. Görecek, göreceğiz...
Bence bu şansı fazlasıyla haketti.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar