bugün
- arkadan yanaşıp selektör yapan it11
- insanlar nasıl birbirine güvenip evleniyor11
- online yazarlar neden yazmıyor8
- sözlük yazarlarının çayları9
- dün gece sözlükte yaşanan o rezil olay5
- arabayı yavaş süren tipler5
- sevgiliyle yapmayı en çok sevdiğiniz aktivite10
- parmak patates vs elma dilim patates10
- velvet56
- şaka maka yakışıklıyım lan sahiden4
- kavga ediyor numarası yapan yazarlar3
- ilgi isteyen kız4
- havanın buz gibi olması6
- bize hizmet edenlerin listesini allaha bildiriyorz3
- psikopat erkek seven kızlar7
- aloo napıyon yaaa diyen taksici2
- kih kih birader mokv falan hepsi aynı kişi6
- güvenilir yazar5
- yazarların sözlükle ilgili kehanetleri2
- ilk fırsatta fahri trafik müfettişi olacağım3
- mercimek çorbası6
- sürekli güler yüzle dolaşan tip9
- sözlük kezoları8
- sen yapamazsın beceremezsin diyen arkadaş tipi4
- havanın kapalı olması3
- aranızda doktor var mı3
- sözlük kızlarına nazar değmesi3
- göbeği açık bırakıp göbek piercingi takmak6
- erkeklerin biraz şey olması8
- iştahın kapanması8
- kızların hızlı araba süren erkeklerden hoşlanması2
- öbür sözlük4
- zam var diye gece benzinciye gitmek2
- acil doktorunun anıları2
- anksiyete2
- soğan salatası7
- sözlüğü gerenler3
- gece gece akla düşen o yiyecek15
- katatespizartmasi18
- kadınlardan ilgi göremeyince erkeklere yönelmek4
- 35 yaş altı yazarlar2
- johannes kepler2
- uludağ itiraf6
- yaşlandıkça güzelleşmek3
- yeni parti37
- çin3
- atom bombası patlamasından koşarak kaçmak2
- meczup olmanın kötü sanılması2
- tası tarağı toplayıp gidip arsaya kaçak ev yapmak2
- odanın içine baykuş girmesi9
Yahya Kemal için istanbul neyse benim için de göksun'un ondan aşağı kalır yanı yoktur. Hangi sokağında geçen hangi anımı anlatsam bilemiyorum. Göksun çoçukluğum, ilk gençliğim, saflığım... ömrüm boyunca burada geçirdiğim günleri özleyeceğim; malesef bir daha o günlere dönüş yok.
Hastanenin çarşıya bakan tarafındaki banklarında aylak aylak oturmayı özleyeceğim.
Tepebaşı'na ulu cami'nin yanındaki yokuştan bisikletle çıkarken kan ter içinde kalıp, inerken ise yüzümü yalayan o rüzgârın beni ferahlatışını hiç unutmayacağım.
Rüyam, köşem, divan ve manolya pastanelerinden hangisinin dondurmasının daha güzel olduğunu tartıştığımız o yaz gecelerini unutmayacağım(Son gittiğimde rüyam pastanesi yoktu, yıllar olmuş kaldırılalı, yerinde yeller esiyordu, yazık olmuş çoçukluğum gitmiş gibi üzüldüm).
istiklal ilkokulu'nda okurken okulun karşısındaki atatürk parkının duvarlarına oturup meybuz somurmayı hiç unutmayacağım.
Babamla birlikte küçükken öğretmenevine traş olmak için her geldiğimde okey, tavla ve iskambil kartlarını keşfedişimi ve onlarla oynayan insanlara tekrar ber tekrar şaşırışlarımı unutmayacağım. o insanların bize(benim gibi öğrencilere) ders vermeye gelen "hocalar" olduğunu zihnimde tekrarladıkça öğretmenlerden beklentilerimin azalışını unutmayacağım.
köşem pastanesinin yanındaki köşem markete çoçukluk aklıyla bir heves edip hırsızlık yapmak için girişimizi de unutmayacağım. ellerim terleyerek etrafa bakmış ne çalacağımı bilememiştim. En sonunda hırsızlık yapmazsam cesaretimin olmadığını arkadaşlarım düşünür diye bir tane sakız çalmıştım. geçen senelerde gittiğimde marketin sahibine yaptığım o hırsızlıktan bahsedip helallik istemiştim diye hatırlıyorum.
babam bisiklet aldıktan sonra anadolu lisesinin arka taraflarındaki asfaltta bisikletle saçma sapan zikzaklar çizmemi unutmayacağım. Hatta her gidişimde bisiklet bulup tekrar oraya gidip o saçma zikzaklar çizişimi bir ritüel gibi yapmaya çalışıyorum.
buradaki en çok sevdiğim ve en çok nefret ettiğim yere gelecek olursam: orası tabiki ilçe otogarı. 13-14 yaşımda oradan ayrılırken otogardan çıkar çıkmaz ağlamaya başlamıştım. Dağları, santralin girişini, halı sahayı, yürüyerek gidip geldiğimiz o mehmetbey yolunu gördükçe kendimi hiç tutamadım. O gün o ayrılığın aslında ömürlük olduğunu anlamıştım. Pınarbaşı'na gelene kadar aralıklarla ağlamıştım... pınarbaşı'ndan sonra kendime geldim yavaş yavaş...
aradan geçen onca seneye rağmen hâlâ oraya her gittiğimde dönerken gözyaşlarımı tutamıyorum. Giderken ise pınarbaşı'ndan sonra zaman geçmek bilmiyor. Sanki göksun bir sevgili gibi cisimleşiyor da ben ona kavuşmanın heyecanıyla doluveriyorum. Otobüs rampayı aşıp kireç dağı görününce benim heyecanım kat kat artıyor. Şu an bunları göksun'a ithafen 1000 kilometre öteden yazarken bile heyecanlanıyorum. inşallah bir kaç gün de olsa bu yaz da gidebilirim memleketime...
Hastanenin çarşıya bakan tarafındaki banklarında aylak aylak oturmayı özleyeceğim.
Tepebaşı'na ulu cami'nin yanındaki yokuştan bisikletle çıkarken kan ter içinde kalıp, inerken ise yüzümü yalayan o rüzgârın beni ferahlatışını hiç unutmayacağım.
Rüyam, köşem, divan ve manolya pastanelerinden hangisinin dondurmasının daha güzel olduğunu tartıştığımız o yaz gecelerini unutmayacağım(Son gittiğimde rüyam pastanesi yoktu, yıllar olmuş kaldırılalı, yerinde yeller esiyordu, yazık olmuş çoçukluğum gitmiş gibi üzüldüm).
istiklal ilkokulu'nda okurken okulun karşısındaki atatürk parkının duvarlarına oturup meybuz somurmayı hiç unutmayacağım.
Babamla birlikte küçükken öğretmenevine traş olmak için her geldiğimde okey, tavla ve iskambil kartlarını keşfedişimi ve onlarla oynayan insanlara tekrar ber tekrar şaşırışlarımı unutmayacağım. o insanların bize(benim gibi öğrencilere) ders vermeye gelen "hocalar" olduğunu zihnimde tekrarladıkça öğretmenlerden beklentilerimin azalışını unutmayacağım.
köşem pastanesinin yanındaki köşem markete çoçukluk aklıyla bir heves edip hırsızlık yapmak için girişimizi de unutmayacağım. ellerim terleyerek etrafa bakmış ne çalacağımı bilememiştim. En sonunda hırsızlık yapmazsam cesaretimin olmadığını arkadaşlarım düşünür diye bir tane sakız çalmıştım. geçen senelerde gittiğimde marketin sahibine yaptığım o hırsızlıktan bahsedip helallik istemiştim diye hatırlıyorum.
babam bisiklet aldıktan sonra anadolu lisesinin arka taraflarındaki asfaltta bisikletle saçma sapan zikzaklar çizmemi unutmayacağım. Hatta her gidişimde bisiklet bulup tekrar oraya gidip o saçma zikzaklar çizişimi bir ritüel gibi yapmaya çalışıyorum.
buradaki en çok sevdiğim ve en çok nefret ettiğim yere gelecek olursam: orası tabiki ilçe otogarı. 13-14 yaşımda oradan ayrılırken otogardan çıkar çıkmaz ağlamaya başlamıştım. Dağları, santralin girişini, halı sahayı, yürüyerek gidip geldiğimiz o mehmetbey yolunu gördükçe kendimi hiç tutamadım. O gün o ayrılığın aslında ömürlük olduğunu anlamıştım. Pınarbaşı'na gelene kadar aralıklarla ağlamıştım... pınarbaşı'ndan sonra kendime geldim yavaş yavaş...
aradan geçen onca seneye rağmen hâlâ oraya her gittiğimde dönerken gözyaşlarımı tutamıyorum. Giderken ise pınarbaşı'ndan sonra zaman geçmek bilmiyor. Sanki göksun bir sevgili gibi cisimleşiyor da ben ona kavuşmanın heyecanıyla doluveriyorum. Otobüs rampayı aşıp kireç dağı görününce benim heyecanım kat kat artıyor. Şu an bunları göksun'a ithafen 1000 kilometre öteden yazarken bile heyecanlanıyorum. inşallah bir kaç gün de olsa bu yaz da gidebilirim memleketime...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar