bugün
- queen ravennadan mesaj var9
- kız düşürmenin kısa yolu19
- 3 yaşındaki elif'i göz göre göre ezen kadın sürücü9
- fakir ekeği annesi sevsin8
- 10 eylül 2026 fenerbahçe roma maçı7
- gocu35
- günlük 935 lira6
- dünya her alanda ilerleyecek5
- uludağ sözlük size ne kattı27
- sözlük çeteleri3
- entry girerken kendini frenlemek3
- al sözlükteki bütün amlar senin olsun9
- tek ayak üstünde durabilen kadın5
- karı kıza para yedirir misiniz6
- özlem gürses'in gta 6 yorumu3
- manifestten hangi kızla sevişirdin2
- kademeli emeklilik sistemi3
- veli toplantisi4
- star trek günü2
- tatlı yapmaya karar vermek2
- bu daha büyümüyor mu diyen kız6
- true askerliğini nerede yaptı sorunsalı3
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı19
- yedekte feyk hesap tutmak5
- istanbul da yasa dışı bahis operasyonu4
- galatasaray'ın sporting maçı kamp kadrosu4
- biraderler birader biraderlerdir3
- ismettinho el gurbuzottidini de la biraderritino3
- s'i l v'e r m'i s t35
- bir kadının bam teline dokunmak2
- seksenlerde nasıl görünürdüm trend i15
- askerde starbucks bardağıyla komutana selam vermek4
- insansı ev robotları2
- yeralti edebiyatcisi3
- türkçe 25000 kelimeden oluşan kısıtlı bir dildir10
- queen ravenna adlı yuzır2
- ben bu yazıyı sana yazdım2
- yuhanna2
- nasıl birisiniz7
- usualsuspect'e uma thurman'ı atıp kaçmak3
- vahiy kitabı2
- yazarların benzedikleri ünlüler5
- biraderlik hedesi2
- sürekli geçmişe dönmek isteyen insan5
- sözlük kızlarının entrylerinin hep artılanması14
- diyor google2
- doğru kişiyle yanlış zamanda karşılaşmak6
- geceyedir küsmelerim2
- 8 eylül 20262
- çomar sürüsü3
Filmi duygusal komedi olarak izlerseniz sizi eğlendirir ve yer yer de duygulandırır. Ama fazla bir şey bulamazsınız.
Filmi sanatsal olarak seyrederseniz göze batmayan ama çok da iğreti durmayan oyunculuklarıyla yine fazla bir şey bulamazsınız.
Filmi bir kaç defa seyrettim. Ama ilk kez dün gece başka bir gözle seyrettik. Kültürel bakış açısı farklılıklarıyla. Ve utanarak söylemeliyim ki batı dünyası ile aramızda kolay kolay aşılamayacak koskaca bir yarık olduğunu fark ettim. Bizim kültürümüzde hayvana bakış açısıyla batı dünyasının genelinin bir hayvana bakış açısı arasında o kadar çok fark var ki. Biz de eve alınan hayvan sadece bir hayvan olarak yaşamını sürdürüyor. Elbette yine seviliyor, yine değer görüyor ama yaptığı bir yaramazlık ya da hoş karşılanmayacak doğal bir davranışı onlar da çok farklı. Batı dünyasında eve giren bir hayvan artık o evin bir bireyi oluyor. ister etrafı kırsın döksün, ister pislesin. O artık evin gözardı edilemeyecek bir bireyi oluyor. Ebeveynlere göre çocuklarından en yaramazı, en laftan anlamayan; çocuklar içinse bir kardeş. Bu yüzden onlarda hayvanlar belediyeler tarafından telef edilmiyor, koltuğu kemirdi diye sokağa atılmıyor, bu yüzden onların sokaklarında başı boş dolaşan sokak köpeklerine rastlanılmıyor. Filmi bir kere bu gözle izlemeye başladığınızda bambaşka bir bakış açısına sahip oluyor, bir hayvanla aynı evi paylaşma deneyimine sahipseniz inanın utanıyorsunuz.
Filmi burnumuzu çeke çeke bitirdikten sonra bu açılardan irdeleyerek konuştuk eşimle biraz. Hayvan sevgisinden, hayvana karşı bakış açılarımızdan, hayvana karşı sorumluluklarımızdan bahsettik. Aslında eve hayvan kalmanın çocukları nasıl gerçek hayata ve onun sorumluluklarına hazırlamak anlamına geldiğini uzun uzun konuştuk. Sadece çocuklara değil her insana karşı karşılıksız ve insansı gözlemlere ve çıkarlara dayanmayacak bir sevgi paylaşımından ibaret olduğundan bahsettik. Çocuklara bir sorumluluk bilinci vermekte nasıl önemli bir rol oynadığını, nasıl hoşgörülü davranabileceğimizi bizlere öğreteceğine de değindik. Sonra "aslında eve bir hayvan almalı" konusuna geldik. Şöyle iyi olur falan derken eşim birden "Ben de çocuklar da kakasını temizlemem ama, çocukların köpek kakası temizlemesini istemiyorum" deyiverdi. Ve bir kez daha anladım ki biz konuşmamış sadece bir yokuşa karşı tırmanmaya çalışmışız, bu konuyla vuruşmaya gidiyoruz derken meğer kendimizle vuruşmuşuz. Ve her iki toplum kültürü arasında gerçekten kolay kolay aşılamayacak bir derin uçurum var.
Filmi seyretmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Ne sevimli bir köpeğin maceraları olarak, ne de duygusal bir olarak değil de sosyolojik olarak izleyin ve irdeleyin ama. Filmi seyrederken kendinizi Owen Wilson veya Jennifer Aniston'un yerine koyarak hangi olaydan sonra köpeği evden kovacağınızı samimi bir şekilde düşünün. O an sizin sadece tahammül sınırınızı değil insani bakış açınızla birlikte medeniyet seviyenizin de belirleyicisi olacak.
"Bir köpek için sizin zengin olup olmadığınızın önemi yoktur, eğitim durumunuzun önemi yoktur, zeki olup olmadığınızın da... Siz ona kalbinizi verirsiniz o da size kendininki...(filmden)"
Filmi sanatsal olarak seyrederseniz göze batmayan ama çok da iğreti durmayan oyunculuklarıyla yine fazla bir şey bulamazsınız.
Filmi bir kaç defa seyrettim. Ama ilk kez dün gece başka bir gözle seyrettik. Kültürel bakış açısı farklılıklarıyla. Ve utanarak söylemeliyim ki batı dünyası ile aramızda kolay kolay aşılamayacak koskaca bir yarık olduğunu fark ettim. Bizim kültürümüzde hayvana bakış açısıyla batı dünyasının genelinin bir hayvana bakış açısı arasında o kadar çok fark var ki. Biz de eve alınan hayvan sadece bir hayvan olarak yaşamını sürdürüyor. Elbette yine seviliyor, yine değer görüyor ama yaptığı bir yaramazlık ya da hoş karşılanmayacak doğal bir davranışı onlar da çok farklı. Batı dünyasında eve giren bir hayvan artık o evin bir bireyi oluyor. ister etrafı kırsın döksün, ister pislesin. O artık evin gözardı edilemeyecek bir bireyi oluyor. Ebeveynlere göre çocuklarından en yaramazı, en laftan anlamayan; çocuklar içinse bir kardeş. Bu yüzden onlarda hayvanlar belediyeler tarafından telef edilmiyor, koltuğu kemirdi diye sokağa atılmıyor, bu yüzden onların sokaklarında başı boş dolaşan sokak köpeklerine rastlanılmıyor. Filmi bir kere bu gözle izlemeye başladığınızda bambaşka bir bakış açısına sahip oluyor, bir hayvanla aynı evi paylaşma deneyimine sahipseniz inanın utanıyorsunuz.
Filmi burnumuzu çeke çeke bitirdikten sonra bu açılardan irdeleyerek konuştuk eşimle biraz. Hayvan sevgisinden, hayvana karşı bakış açılarımızdan, hayvana karşı sorumluluklarımızdan bahsettik. Aslında eve hayvan kalmanın çocukları nasıl gerçek hayata ve onun sorumluluklarına hazırlamak anlamına geldiğini uzun uzun konuştuk. Sadece çocuklara değil her insana karşı karşılıksız ve insansı gözlemlere ve çıkarlara dayanmayacak bir sevgi paylaşımından ibaret olduğundan bahsettik. Çocuklara bir sorumluluk bilinci vermekte nasıl önemli bir rol oynadığını, nasıl hoşgörülü davranabileceğimizi bizlere öğreteceğine de değindik. Sonra "aslında eve bir hayvan almalı" konusuna geldik. Şöyle iyi olur falan derken eşim birden "Ben de çocuklar da kakasını temizlemem ama, çocukların köpek kakası temizlemesini istemiyorum" deyiverdi. Ve bir kez daha anladım ki biz konuşmamış sadece bir yokuşa karşı tırmanmaya çalışmışız, bu konuyla vuruşmaya gidiyoruz derken meğer kendimizle vuruşmuşuz. Ve her iki toplum kültürü arasında gerçekten kolay kolay aşılamayacak bir derin uçurum var.
Filmi seyretmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Ne sevimli bir köpeğin maceraları olarak, ne de duygusal bir olarak değil de sosyolojik olarak izleyin ve irdeleyin ama. Filmi seyrederken kendinizi Owen Wilson veya Jennifer Aniston'un yerine koyarak hangi olaydan sonra köpeği evden kovacağınızı samimi bir şekilde düşünün. O an sizin sadece tahammül sınırınızı değil insani bakış açınızla birlikte medeniyet seviyenizin de belirleyicisi olacak.
"Bir köpek için sizin zengin olup olmadığınızın önemi yoktur, eğitim durumunuzun önemi yoktur, zeki olup olmadığınızın da... Siz ona kalbinizi verirsiniz o da size kendininki...(filmden)"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar