bugün
- sözlük erkeklerinin bicepsleri34
- fiziğiyle gündeme gelmek istemeyen yazar13
- sözlük erkeklerinin adonisleri11
- kale'nin sözlük erkeklerine kötü örnek olması5
- kası olmasığı halde aşkı arayan erkek6
- fiziği güzel sözlük kızları5
- sergen yalçın'ın milli takım antrenörü olması13
- yakışıklı olmayan ve kassız erkekler niye var4
- fon vurgunu41
- nervio adlı yazara uyarı14
- kale'nin bicepleri altında güvende hissetmek6
- bicepsleriyle gündem olmak isteyen erkek yazar6
- kaslı sözlük erkekleri3
- izmirbeyfendisi5
- fiziği kötü sözlük erkekleri3
- ulu sözlük camiasına duyuru4
- memeleri ile gündeme oturan yazar4
- fiziği kötüyse yüreği güzeldir3
- kale3112 de olup true da olmayan ne var4
- çiçeklerle nervionun evinin önünde beklemek10
- götü en güzel manifestci3
- sözlük yazarlarının tatlıları4
- from gold from dust10
- yemek yapmayı bilmeyen erkek5
- sol framenin azgınlarla dolu olması2
- 20 ekim 2026 fenerbahçe slavia prag maçı9
- kale kardeşimizin objeleştirilmesi3
- nohut köftesi6
- kale'nin bicepsleri4
- arkadaşlar3
- fatma betül sayan kaya10
- kale3112 ile kız tavlamak2
- bir kadının 5 dakika boyunca konuşmaması12
- sergen yalçın9
- abur cuburu tamamen bırakmak3
- sözlük yazarlarının seksi yaprakları2
- uludağ sözlükte tek hesapla yazarlık yapmak19
- antipanik'in sözlüğe vedası19
- taze fasülye sevenin kendisine saygısı yoktur13
- kayyım yönetimindeki esenyurtta rüşvet iddiası34
- özelden gelen saçma mesajlar12
- bicepsleri ile gündeme oturan yazar2
- birbirini tanıdıkça sevmemek10
- boşalırken anıran erkek5
- clemence baptista16
- acı soslu süs domuzu7
- arkadaşlar bu nedir sizce11
- tofasla 200 basma2
- kolye140
- kale3112 buraya üçlü çektir tayfaya2
Giden birisinin arkasından, eğer ki gitmesi istenmiyorsa söylenen cümle...
git me
Sen gittiğinde,
sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne, Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri eşe geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde... Beni bana taşıyan bin türlü aşk tarifinde...
Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...
Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de "ah bir çalsa"..., dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. "Seni seviyorum" dediğin o sessizliklerin hasreti...
Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutşumu.
seni özlerim, sensiz sessizliğimde.
Sen gittiğinde, durur zaman.
Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.
ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.
Bende beklerim.
sensiz zamanı bensiz geçiririm.
Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.
Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal pensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler'in son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.
Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.
Sen gelene kadar tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep sen çıkar. Bir tek senin sağlaması beni ben yapar.
Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.
Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...
Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.
Sen gittiğinde,
Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.
Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.
Çaresiz bir hayat mahkumu...
Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...
Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.
Sen gittiğinde, ben de giderim.
Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep �sen� diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.
Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.
Sen gittiğinde, söz de bitiyor.
ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.
Cu'n
git me
Sen gittiğinde,
sonbahar tüm hüznü ile çöker omuzlarımın üstüne, Yapraklar sararır birdenbire, dökülür hüzünlü omuzlarımdan kırık kalbimin derinliklerine. Yabancı dilde söylenen bir tangonun anlaşılır hisleri eşe geçirir ruhumu, sessizce... Omuzlarımın umutsuz direnişinde, seninle birlikte sensiz, sonsuzluğa düşerim. Pencereler kapatır göz kapaklarımın önünü. Gözlerim duymaz olur. Sesin zaten görülmez... Oysa sen yankılanırsın uzaklardan kopup gelen yüzünün izinde... Beni bana taşıyan bin türlü aşk tarifinde...
Bir koku hediye kalır sen gittiğinde...
Sensizlik kokusu kaplar evleri, sokakları, bu yalnız, bu terkedilmiş, bu ürkek şehrin şu yalnızlık havasını. Yanımdan geçen her kadının kokusu sensizliği taşır bana. Sensizlik ağırdır, sensizlik uzundur, sensizlik zordur. Sokaklar boş, sözler boş, şehir boş, her şey boşalır... Bir sessizlik çöker artık ihtiyar adımlarıma. Gençlik ağır gelir sensizlik sınırlarında. Gemiler vardır sana doğru gelen, trenler, uçaklar, arabalar... Bir de "ah bir çalsa"..., dediğim telefonlar. Sesinin o sarı hasreti. Uzaktan kopup gelmesini beklediğim o bir çift sözün hasreti. "Seni seviyorum" dediğin o sessizliklerin hasreti...
Ağzından çıkan her kelimenin pastel rengini özlerim, omuzlarının utangaç duruşunu, soğuk havalarda hoyratça ellerini tutşumu.
seni özlerim, sensiz sessizliğimde.
Sen gittiğinde, durur zaman.
Güneş, ay, bulutlar öylece durur. Dalgalar durur, rüzgârlar durur, insanlar durur. Ben durmam.
ben seni özleyemeye devam ederim. Durmadan, bıkmadan, usanmadan döneceğin günü beklerim. Bulutlara takılırım, güneşle şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Dalgalar bir türlü yazıp sana atamadığım şişelerin hesabını sorar, rüzgârlar kolumdan tutup beni sana taşımaya kalkar, çok geçmeden insanlar ne doluğunu anlamaya başlar. Sen, acımasız zamanı da beraberinde götürürsün. Tüm saatler, dakikalar, saniyeler saygıyla geleceğin günü bekler.
Bende beklerim.
sensiz zamanı bensiz geçiririm.
Sen gittiğinde uçan bir halı ile düşlerine konuk olurum.
Kendi rüyalarımdan seninkilere bir masal pensi olarak patika bir yol bulurum. Uykularımda sana koştuğum için sensizken hep seninle uyurum. Göz kapaklarım sana açılan mağaranın iki serserisi, iki bekçisi, 40 Haramiler'in son ikisidir... Geceleri içine düştüğüm karanlıklar sana açılan aydınlıkların habercisidir. Sensiz, tarih yazılı masallardan ibarettir. Sensizliğin en büyük dostu, geceleri bir masal prensesini uçan bir halı prensine taşıyan saliselerdir.
Sen gittiğinde kırmızı bir mühür vurulur hayatı(mı)n üzerine.
Sen gelene kadar tadilat nedeni ile kapalı(yız)dır kalpler. Ruh dünyalarında yıllık sayımlar yapılır. Yediğim her şey seninle çarpılır, duyduğum her heyecan sana bölünür. Seni düşünmediğim her an benden çıkartılır, beni düşündüğüm her an seninle toplanır. Ve sonuç hep sen çıkar. Bir tek senin sağlaması beni ben yapar.
Yolumu eşkiyalar keser sen gittiğinde.
Hayat daha zor geçer. Beyaz yalanlar, maskeli süvariler, boş bedenler sen gelen kadar kapımın önünde nöbet bekler. Dostluklar ağır bir yüktür. Sana anlatılacak anlamlı anlamsız çok şey vardır. Sözcüklerin içi çok daha çabuk boşalır. Ve kafama düşünülmemesi gereken, bir çöp torbası dolu fuzuli düşünce takılır. Suskunluklar daha bir anlam kazanır. Sen görmezsin, sen bilmezsin, eminin hissetmezsin...
Sensizken beni taşımak her zamankinden daha zorlaşır.
Sen gittiğinde,
Gündüzleri sokak lambaları sanki hiç sönmüyor ve geceler zifiri karanlıkta geçiyor. Nefes alınmıyor, yalnızca veriliyor. Arabalar duruyor, yollar hareket ediyor. Güneş dünyanın etrafında dönüyor, dünya ayın çekim alanına giriyor. Kumlar denizleri kaplıyor, yunuslar toplu intiharlarla kendilerini kumsallara vuruyor. Karada yenilen vurgunlara derin düşüncelerde sıhhat bulunuyor. Sonbaharı yaz takip ediyor, yaz sonrası ilkbahar geliyor. Her kar yağdığında güneş açıyor ve güneşli havalarda beni en çok sensizlik donduruyor.
Bir yara açılır içimde, senin her gidişinde.
Çaresiz bir hayat mahkumu...
Umutsuz bir yalan taciri belirir o derin yaranın içinde. Ruh avcısı olurum, beden simsarı...
Sensizlik alıp sensizlik satarım. Başkalarında hep seni ararım. Kaçayım derken yine sana yakalanırım. Kan kaybı değil, sensizlik çektiğim. En çaresiz anlarımda yani sen kaybından ruhumu teslim etmek üzereyken senden gelen bir kart beni yine bana, telefondaki sesin beni yine sana taşır. Bir hayal mahkumunu siyah beyaz flu bir fotoğraf karesi tekrar hayatla tanıştırır.
Sen gittiğinde, ben de giderim.
Gittiğin uzaklıkların tam tersinde sana ulaşmaya çalışır, kendime yenilirim. Utanmak gelmez aklıma her gördüğüm cansız ruha seni sorarım. Tanımazlar seni. Oysa beni görenler senin de varlığını anlar. Kimlik kartı olarak seni taşırım. Umulmadık çevirmelerde kolluk kuvvetlerine seni takdim eder, iş başvurularına imzayı hep �sen� diye atarım. Doktorlar sıhhatimi öğrenmek için seni dinlerle. Senin adına öksürmemi, ağzımı açtırdıklarında derinliklerimde seni görmek isterler. Tüm tahlil sonuçları sen çıkar.
Danışmalara seni rehin bırakırım. Çıkışta seni ceketimin iç cebine koyarım. Kalbimin üzerinde sen durursun. Biliyor musun benim varlığımı bana, en iyi sen kanıtlıyorsun.
Sen gittiğinde, söz de bitiyor.
ve sensizlik, senin kadar ağır geliyor.
Cu'n
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar