bugün
- mehdi saçmalığı ile kandırılan milyonlar12
- umreye gidene ve gelene ne denir7
- uludağ sözlük hacc organizasyonu5
- damarsız tüysüz manisa yaprağı26
- sözlükte iki gündür dönen erkek memesi muhabbeti8
- mehdi nereye inecek sorunsalı10
- distopik film önerisi3
- uludağ sözlük evreni8
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler23
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorum fk maçı5
- pkklılara idam gelsin3
- neredesiniz kızlar2
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi19
- velvet13
- mansur yavaş'ın iyi parti'ye geçmesi12
- sebahattin şirin20
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı6
- umreye giden arkadaş2
- trt'nin artık tarafsızlığı da umursamaması3
- bikbik akıllı olsun akıllı3
- hewal ebo9
- sözlükte marka olmak11
- faiz yer misiniz ya da yiyor musunuz6
- fenerbahçe4
- kedi tekmelemek11
- para4
- recep tayyip erdoğan'ın kazanmasının asıl nedeni16
- memesinin altına mendil koyan sözlük erkeği7
- sözlükte elit zevkleri olan insan olmaması34
- adana4
- daha 17 dizisi aras vs teoman7
- diamond bosphorus kardeşimin yakışıklı olması6
- yastığa sarılarak uyuyan erkek6
- alevi kızların alev alev yanması7
- iremga32
- tiktokta göğüslerini sergileyen sarışın kız5
- hikayeyi devam ettir2
- çaycı hüseyin3
- anın görüntüsü31
- amedsporlu olmanın verdiği gurur2
- demokrasi ahiret diline uygun değildir4
- sözlük erkeklerinin sütyen bedenleri8
- sözlük yazarlarının manzaraları7
- itü kktc2
- amedspor'un erzurumspor'a döşeyeceği boru2
- üst kattan gelen ah oh sesleri3
- kürtçülerin abd sevdası2
- camide rakı içen izmirli kız7
- dönercide kız tavlamak5
- götünde donu olmayıp tatile gitmek9
bir aykırı görüş için:
engin ardıç'tan
Ölürse de ben bunları yazarsam başıma gelmedik kalmaz, 'kötü kişi' olurum, yiyeceğim küfürün bini bir paraya gider. Onun için, şimdi yazayım. Çünkü çarşaf çarşaf ıskatçılık yapılacak, kendisine 'bir hal' olursa... Akıl, mantık, serinkanlılık bizim buralara pek sık uğramıyor.
(Gene bu nedenle, şimdi buraya 'Allah korusun, Allah gecinden versin, Allah yazdıysa bozsun, ağzımdan yel alsın' gibi bir sürü laf sokuşturmak şart, çünkü Türkiye'de yazıyorum.)
Hiç kusura bakmayınız, Ecevit'in 'beyin ölümü' 2002 yılında gerçekleşmişti zaten...
Dört yıldır bir 'zombi' olarak yaşamını sürüklüyordu, kafa 'gitmişti', eli ayağı da tutmuyordu artık. Evinde oturup anılarını yazmasını kendisine taa on yıl önce önermiş, bir türlü dinletememiştim, şimdi belki artık hiç bitiremeyecek.
1977 yılında, Çiğli Havaalanı'nda ya da 'eşim ve ben orada olacağız' dediği Taksim Meydanı'nda ölseydi, evet, 'genç gitmiş' olacaktı ama tarihimize de büyük bir kahraman olarak geçecekti.
Şimdi ne yazık ki hastaneye kaldırılan kişi 'eski başbakanlardan' sıfatıyla duyuruluyor gençlere, 'devlet adamı' falan değil.
Ne yazık ki, kötü bir politikacıydı.
Dört kere iktidara geldi, dördünde de çuvalladı. Kıbrıs çıkartmasına güvenip ilk koalisyonunu bozması da büyük bir hataydı, Kemal Derviş'in oyununa gelip son koalisyonunda erken seçime gitmesi, kendi deyimiyle 'kendi kendine intihar etmesi' de... Hadi, o ünlü Güneş Motel pazarlıklarını, milletvekili transferlerini falan hiç saymayalım, onlar yetmişli yılların, gençlerin hiç bilmedikleri çapsız ve çirkin magazinidir.
Aslına bakarsanız hiçbir zaman iktidara da gelemedi sayılır, hep yönetimi 'bir ucundan' tutmak durumunda kaldı!
Altmışlı yıllarda ortaya 'ortanın solu' adında, ne idüğü belirsiz, bulanık bir ideoloji atmaya çalışmıştı. ismet Paşa'nın 'yükselen sosyalizmin önünü tıkamak' operasyonundan başka bir şey olmayan bu saçmalığa o kadar inandı ki, '12 Mart darbesinin asıl kendisine karşı yapıldığını' sanacak kadar gülünç duruma düştü.
Bu saçmalık, daha sonra 'demokratik sol' kisvesine büründü ve gide gide 'nasyonal sosyalizm' sefilliğine kadar vardı. Bugün ölümle yaşam arasında gidip gelen yaşlı adam, bir 'solcu' değil, solculuğu çoktan lafta kalmış bir 'ulusalcıdır'. Faşistlerden farkı, kendine özgü saçma bir kasketle gezmesidir, bu da Alman sosyaldemokratlarından, özellikle Willy Brandt'tan esinlenmiştir (aynı kasketi Lenin de, Radek de, Buharin de giyerlerdi ama Ecevit'in kullandığını duysalar çok kızarlar!)... Bir de 'alamet-i farikası' mavi renk belki... Eh, bir de güvercin olsun.
Kıbrıs'ta, en durmaması gereken yer ve zamanda durdu, en yürümemesi gereken yer ve zamanda yürüdü. Yunanistan'a bile demokrasi getiren uluslararası kahraman olacağına, otuz-kırk yılımızı mahveden kişi oldu.
'Şeyh-ül muharririn' Burhan Felek ona, yetmişli yılların sonlarının o berbat karanlığında, 'kükreyin beyefendi, ne olur kükreyin' diye yalvarmıştı, olup bitenleri seyretmekle yetindi. Kükremek bir yana, miyavlayamadı bile.
Yazık, başımıza gelenleri daha dün gibi hatırlamasak, Demirel-Ecevit ikilisinin o acıklı zıtlaşma ve çekişmesinde 'bir tür Karagöz-Hacivat' şirinliği bulabilirdik, ne yazık ikisi de şirin değillerdi.
Başarı 'hanesine' yazılacak tek şey, 1963 yılında, Çalışma Bakanı olduğu günlerde çıkardığı Grev ve Lokavt Kanunu'dur. Dürüstlüğüne, namusuna, tokgözlülüğüne kimsenin dil uzatması da düşünülemez bile.
Onun ötesinde bütün hayatı 'yetersizlik, beceriksizlik, başarısızlık' kelimeleriyle özetleniyor. Ne yazık ki acı gerçek budur.
Ama, Allah korusun, kendisine 'bir hal' olursa, bir sürü budaladan bol bol 'Eco, Karaoğlan, Kıbrıs Fatihi' falan edebiyatı okuyacaksınız tabii. Cenaze töreni de hükümetin yuhalanacağı bir gösteriye dönüşür bu ortamda.
Kör komaya girince bile badem gözlü oluyor. Kararı, şimdi biz değil, 2056 yılında torunlarımız versinler.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=40727,10,2
engin ardıç'tan
Ölürse de ben bunları yazarsam başıma gelmedik kalmaz, 'kötü kişi' olurum, yiyeceğim küfürün bini bir paraya gider. Onun için, şimdi yazayım. Çünkü çarşaf çarşaf ıskatçılık yapılacak, kendisine 'bir hal' olursa... Akıl, mantık, serinkanlılık bizim buralara pek sık uğramıyor.
(Gene bu nedenle, şimdi buraya 'Allah korusun, Allah gecinden versin, Allah yazdıysa bozsun, ağzımdan yel alsın' gibi bir sürü laf sokuşturmak şart, çünkü Türkiye'de yazıyorum.)
Hiç kusura bakmayınız, Ecevit'in 'beyin ölümü' 2002 yılında gerçekleşmişti zaten...
Dört yıldır bir 'zombi' olarak yaşamını sürüklüyordu, kafa 'gitmişti', eli ayağı da tutmuyordu artık. Evinde oturup anılarını yazmasını kendisine taa on yıl önce önermiş, bir türlü dinletememiştim, şimdi belki artık hiç bitiremeyecek.
1977 yılında, Çiğli Havaalanı'nda ya da 'eşim ve ben orada olacağız' dediği Taksim Meydanı'nda ölseydi, evet, 'genç gitmiş' olacaktı ama tarihimize de büyük bir kahraman olarak geçecekti.
Şimdi ne yazık ki hastaneye kaldırılan kişi 'eski başbakanlardan' sıfatıyla duyuruluyor gençlere, 'devlet adamı' falan değil.
Ne yazık ki, kötü bir politikacıydı.
Dört kere iktidara geldi, dördünde de çuvalladı. Kıbrıs çıkartmasına güvenip ilk koalisyonunu bozması da büyük bir hataydı, Kemal Derviş'in oyununa gelip son koalisyonunda erken seçime gitmesi, kendi deyimiyle 'kendi kendine intihar etmesi' de... Hadi, o ünlü Güneş Motel pazarlıklarını, milletvekili transferlerini falan hiç saymayalım, onlar yetmişli yılların, gençlerin hiç bilmedikleri çapsız ve çirkin magazinidir.
Aslına bakarsanız hiçbir zaman iktidara da gelemedi sayılır, hep yönetimi 'bir ucundan' tutmak durumunda kaldı!
Altmışlı yıllarda ortaya 'ortanın solu' adında, ne idüğü belirsiz, bulanık bir ideoloji atmaya çalışmıştı. ismet Paşa'nın 'yükselen sosyalizmin önünü tıkamak' operasyonundan başka bir şey olmayan bu saçmalığa o kadar inandı ki, '12 Mart darbesinin asıl kendisine karşı yapıldığını' sanacak kadar gülünç duruma düştü.
Bu saçmalık, daha sonra 'demokratik sol' kisvesine büründü ve gide gide 'nasyonal sosyalizm' sefilliğine kadar vardı. Bugün ölümle yaşam arasında gidip gelen yaşlı adam, bir 'solcu' değil, solculuğu çoktan lafta kalmış bir 'ulusalcıdır'. Faşistlerden farkı, kendine özgü saçma bir kasketle gezmesidir, bu da Alman sosyaldemokratlarından, özellikle Willy Brandt'tan esinlenmiştir (aynı kasketi Lenin de, Radek de, Buharin de giyerlerdi ama Ecevit'in kullandığını duysalar çok kızarlar!)... Bir de 'alamet-i farikası' mavi renk belki... Eh, bir de güvercin olsun.
Kıbrıs'ta, en durmaması gereken yer ve zamanda durdu, en yürümemesi gereken yer ve zamanda yürüdü. Yunanistan'a bile demokrasi getiren uluslararası kahraman olacağına, otuz-kırk yılımızı mahveden kişi oldu.
'Şeyh-ül muharririn' Burhan Felek ona, yetmişli yılların sonlarının o berbat karanlığında, 'kükreyin beyefendi, ne olur kükreyin' diye yalvarmıştı, olup bitenleri seyretmekle yetindi. Kükremek bir yana, miyavlayamadı bile.
Yazık, başımıza gelenleri daha dün gibi hatırlamasak, Demirel-Ecevit ikilisinin o acıklı zıtlaşma ve çekişmesinde 'bir tür Karagöz-Hacivat' şirinliği bulabilirdik, ne yazık ikisi de şirin değillerdi.
Başarı 'hanesine' yazılacak tek şey, 1963 yılında, Çalışma Bakanı olduğu günlerde çıkardığı Grev ve Lokavt Kanunu'dur. Dürüstlüğüne, namusuna, tokgözlülüğüne kimsenin dil uzatması da düşünülemez bile.
Onun ötesinde bütün hayatı 'yetersizlik, beceriksizlik, başarısızlık' kelimeleriyle özetleniyor. Ne yazık ki acı gerçek budur.
Ama, Allah korusun, kendisine 'bir hal' olursa, bir sürü budaladan bol bol 'Eco, Karaoğlan, Kıbrıs Fatihi' falan edebiyatı okuyacaksınız tabii. Cenaze töreni de hükümetin yuhalanacağı bir gösteriye dönüşür bu ortamda.
Kör komaya girince bile badem gözlü oluyor. Kararı, şimdi biz değil, 2056 yılında torunlarımız versinler.
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=40727,10,2
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar