bugün
- velvet57
- yargıya güvenen varsa yazsın5
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı7
- insan olmaya ceyrek kala14
- 2026 ekonomik krizi16
- hurdacıya gidiyorum7
- kadınları aşağılamanın moda olması6
- aleksey batrakov27
- migros'tan alışveriş yapınca elit olduğunu sanmak2
- sigara içmeyi bırakmak istememek4
- hayattaki en değerli şeyler3
- ioçk silik yesin kampanyası6
- yalnızlıkla sevişmek2
- migros'a sorulacak tek soru23
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- enayimiknatisii6
- tombul efes2
- zeka içerikli entry vs bilgi içerikli entry6
- ioçk'un arto'ya benzemesi5
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar7
- arkadaşlar çok hastayım ya10
- osuruktan şiirler60
- victor osimhen19
- bilinçaltı algılama4
- ırkçıların geri zekalı olduğu gerçeği11
- kainatta her şey insanların iyiliği için yürüyor3
- g i l d e d l i l y16
- üniversiteli escort kızlar3
- gazze de 186 yardım çalışanının öldürülmesi6
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar3
- the odyssey5
- güneş gözlüğüyle bir kafeye oturup dergi okumak3
- tostumu yaptım11
- ilk buluşmada bavyera halk ezgileri söyleyen kezo6
- sözlük kavgalarının aslında çok yararlı olması9
- öğretmenlere önlük ve kıyafet zorunluluğu gelmesi9
- ona bir şey söyle6
- arkadaşlar veto ne demek8
- 1 euro 56 25 tl6
- arkadaşlar kilo aldım4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı2
- ekmek yiyip su içmeyi seven yuzır3
- avanos şu an 30 derece2
- düşünmeden eyleme geçmek3
- işedikten sonra elini yıkamayan erkek3
- hurdacıdan aldığım taklacı araba2
- herzevekil'in götçü oluşu3
- sıfırladım babacığım5
- 16 ekim 20262
- clemence baptista3
film oldukça doyurucuydu. hiçbir şey yapmadığım halde izlerken çoğu sahnesinde yorulduğumu hissettim. gerilim dozu iyi ayarlanmıştı. benim takıldığım noktaysa başka aslında. bu filmi izledikten sonra bana kalırsa "benim hiç hırsım yok, aslında hırs ne güzel bir şeymiş" denmemeli. filmde mental açıdan problemleri olan iki insanın mücadelesini görüyoruz.
andrew adlı karakterin baş davulcu olduğundaki değişimi örneğin... yemek masasında yeterince ilgi göremediğinde ilk önce onun için üzülüyoruz fakat ardından aile bireylerini küçük düşürücü şeyler söylediğinde afallıyoruz. burada kendisini ne kadar önemli bulduğunu, kendi uğraşı dışındaki şeyleri gereksiz gördüğünü anlıyoruz. bu da bizi rahatsız eden bir noktaya dönüşüyor.
annesinin küçük yaşta terk etmesi ve babasının da yetersiz desteği yüzünden sürekli onaylanma ihtiyacı içinde olan bir insana dönüşmüş. gözleri sürekli yerde gezen bir gençken, onaylanmasının ardından bir kıza çıkma teklifi edebiliyor ve yine hırsı yüzünden bu kızı kaybediyor.
filmde güzel bir noktaya da değinilmiş. insanların geldiği nokta yeterli midir? onları biraz daha zorlarsak daha iyisini yapabilirler mi?
evet yapabilirler fakat bu zorlama ne derecede olmalıdır, sınırlar var mıdır? andrew bu soruyu fletcher'a soruyor. o da diyor ki: benim aradığım yetenek asla pes etmezdi.
bir insanı zorlamanın sınırı tabi ki vardır. onun içindeki yeteneği çıkartmak için annesine, kendisine küfretmek, aşağılamak bir çözüm yolu değildir. her insanın karakteri farklıdır. kimisi isyan edip, elinin tersiyle her şeyi iterken kimisi de daha da hırslanabilir belki.
fletcher'ın sınıfındaki çocuklar benim tüylerimi diken diken etti. fletcher sınıfa girdiğinde hepsinin yere bakışı, gözlerini kaldırmaya bile cesaret edemeyişleri, haksızlığa boyun eğmeleri, aralarında dahi bu durumdan bahsetmeyişleri bence korkunçtu. bir insanın kendisine yapılan bu kadar büyük bir zulme katlanması hırsı, azmi değil de zayıf bir karakteri gösteriyor olabilir.
yine denmiş ki "kazadan sonra hiç kimse devam etmez". elbette etmez. zaten filmin anlatmaya çalıştığı nokta da bu. andrew kendini ispatlama ihtiyacı içinde, normal bir durumda değil. bu nedenle de her şeyi hiçe sayarak neredeyse deliliğin eşiğine gelerek devam etmeye çabalıyor ve her şeyi kaybediyor.
final sahnesi gerçekten çok güzeldi. j.k. simmons bugün heykelciği kucaklar mı bilemem ama bu filmin güzel bir psikolojik gerilim olduğu gerçek.
andrew adlı karakterin baş davulcu olduğundaki değişimi örneğin... yemek masasında yeterince ilgi göremediğinde ilk önce onun için üzülüyoruz fakat ardından aile bireylerini küçük düşürücü şeyler söylediğinde afallıyoruz. burada kendisini ne kadar önemli bulduğunu, kendi uğraşı dışındaki şeyleri gereksiz gördüğünü anlıyoruz. bu da bizi rahatsız eden bir noktaya dönüşüyor.
annesinin küçük yaşta terk etmesi ve babasının da yetersiz desteği yüzünden sürekli onaylanma ihtiyacı içinde olan bir insana dönüşmüş. gözleri sürekli yerde gezen bir gençken, onaylanmasının ardından bir kıza çıkma teklifi edebiliyor ve yine hırsı yüzünden bu kızı kaybediyor.
filmde güzel bir noktaya da değinilmiş. insanların geldiği nokta yeterli midir? onları biraz daha zorlarsak daha iyisini yapabilirler mi?
evet yapabilirler fakat bu zorlama ne derecede olmalıdır, sınırlar var mıdır? andrew bu soruyu fletcher'a soruyor. o da diyor ki: benim aradığım yetenek asla pes etmezdi.
bir insanı zorlamanın sınırı tabi ki vardır. onun içindeki yeteneği çıkartmak için annesine, kendisine küfretmek, aşağılamak bir çözüm yolu değildir. her insanın karakteri farklıdır. kimisi isyan edip, elinin tersiyle her şeyi iterken kimisi de daha da hırslanabilir belki.
fletcher'ın sınıfındaki çocuklar benim tüylerimi diken diken etti. fletcher sınıfa girdiğinde hepsinin yere bakışı, gözlerini kaldırmaya bile cesaret edemeyişleri, haksızlığa boyun eğmeleri, aralarında dahi bu durumdan bahsetmeyişleri bence korkunçtu. bir insanın kendisine yapılan bu kadar büyük bir zulme katlanması hırsı, azmi değil de zayıf bir karakteri gösteriyor olabilir.
yine denmiş ki "kazadan sonra hiç kimse devam etmez". elbette etmez. zaten filmin anlatmaya çalıştığı nokta da bu. andrew kendini ispatlama ihtiyacı içinde, normal bir durumda değil. bu nedenle de her şeyi hiçe sayarak neredeyse deliliğin eşiğine gelerek devam etmeye çabalıyor ve her şeyi kaybediyor.
final sahnesi gerçekten çok güzeldi. j.k. simmons bugün heykelciği kucaklar mı bilemem ama bu filmin güzel bir psikolojik gerilim olduğu gerçek.
Gündemdeki Haberler